Düğünümde Beyaz Giyen Kayınvalidem ve Benim Sessiz İsyanım

“Bunu gerçekten mi yapıyor?” diye içimden geçirdim, gözlerim salonun kapısında duran Sevim Hanım’a kilitlenmişti. O an, zaman sanki ağır çekimde akmaya başladı. Herkesin bakışları bir anda ona çevrilmişti; bembeyaz, dantelli bir elbise giymişti ve yüzünde sanki hiçbir şey olmamış gibi bir gülümseme vardı. Annem, yanımda otururken elimi sıktı, “Sakin ol kızım,” diye fısıldadı ama içimdeki öfke ve utanç, boğazıma düğümlendi. Benim düğünümde, benim gelinliğimle yarışacak kadar gösterişli bir beyaz elbiseyle gelmişti kayınvalidem.

Emre, yani eşim, o an yanımda değildi. Onu aradım gözlerimle, ama uzakta, kuzenleriyle konuşuyordu. Sanki olan bitenden habersizmiş gibi davranıyordu. Oysa ben, herkesin gözünde küçülmüş, adeta görünmez olmuştum. Misafirler fısıldaşıyor, bazıları alaycı bakışlarla bana bakıyordu. “Gelin mi kayınvalide mi belli değil,” diye mırıldanan bir ses duydum arka masadan. İçimden ağlamak geldi ama kendimi tutmak zorundaydım; bu benim günüm olmalıydı, ama her şey elimden kayıp gidiyordu.

Sevim Hanım, yanımıza geldiğinde annem ayağa kalktı, yüzünde zoraki bir tebessümle, “Hoş geldiniz Sevim Hanım,” dedi. O ise, “Ay, ne güzel olmuşsunuz kızım,” diyerek bana sarıldı. Parfümünün ağır kokusu burnuma doldu, nefesim kesildi. “Beyaz size de çok yakışmış,” dedim istemsizce, sesim titreyerek. O an göz göze geldik; gözlerinde bir zafer parıltısı vardı. Sanki bana meydan okuyor, ‘Bu ailede asıl kraliçe kimmiş gör’ der gibi bakıyordu.

Düğün başlamadan önce, Emre’yi bulmak için dışarı çıktım. Bahçede, sigara içiyordu. Yanına gittim, “Emre, annenin elbisesini gördün mü?” dedim. Omuzlarını silkti, “Anne işte, ne yapalım? Takılma bu kadar,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. “Bu benim günüm Emre! Senin annen bana saygısızlık yaptı, farkında mısın?” diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Sadece gözlerim doldu, başımı eğip içeri döndüm.

Düğün başladı, herkes yerini aldı. Nikah memuru geldi, salonun ortasında oturduk. Sevim Hanım, ön sırada, annemin hemen yanında oturuyordu. Herkesin gözü onun üzerindeydi. Fotoğrafçı bile, gelinle kayınvalideyi aynı kareye almaya çalışıyordu. İçimden, ‘Keşke yer yarılsa da içine girsem’ dedim. Nikah kıyılırken, Sevim Hanım’ın gülümsemesi hiç solmadı. Hatta, nikah memuru “Kimse bu evliliğe itiraz ediyor mu?” dediğinde, bir an göz göze geldik. Sanki, ‘Benim itirazım var’ der gibi bakıyordu.

Düğün yemeği başladığında, masaların arasında dolaşan Sevim Hanım, herkesle sohbet ediyor, elbisesini gösteriyordu. “Ay, ben de gençken böyle giyinirdim,” diyerek eski fotoğraflarını gösterdi bazı akrabalara. Annem, masada sessizce oturuyordu; babam ise, olan biteni anlamaya çalışıyordu. Kardeşim Zeynep, yanıma gelip, “Abla, iyi misin?” diye sordu. “İyiyim,” dedim ama sesim titriyordu. O an, bir şey yapmam gerektiğini hissettim. Bu benim günüm, ve kimse, özellikle de Sevim Hanım, bunu elimden alamazdı.

Bir süre düşündüm, ne yapabilirim diye. Sonra aklıma bir fikir geldi. Düğün pastası kesileceği sırada, mikrofonu elime aldım. Herkes bana döndü, Sevim Hanım bile şaşkınlıkla baktı. “Bugün burada, hayatımın en önemli gününde, yanımda olan herkese teşekkür etmek istiyorum,” dedim. “Ama özellikle, bana bu kadar ilgi gösteren, beni bu kadar düşünen sevgili kayınvalideme teşekkür etmek istiyorum. Onun sayesinde, bugün iki gelinimiz var gibi oldu. Herkesin gözleri onun üzerinde, ve ben de onun bu cesaretini alkışlamak istiyorum.”

Salonda bir sessizlik oldu, sonra birkaç kişi alkışladı. Sevim Hanım’ın yüzü bir anda düştü, gülümsemesi soldu. “Ne demek istiyorsun kızım?” dedi, sesi hafifçe titreyerek. “Sadece, bugün herkesin seni konuştuğunu fark ettim. Senin gibi güçlü bir kadının, oğlunun düğününde bu kadar dikkat çekmesi gerçekten takdire şayan,” dedim. Herkes bana bakıyordu, annem gözleriyle beni onayladı. Emre ise, şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.

Sonra, pastayı keserken, Sevim Hanım’ı yanıma çağırdım. “Buyurun Sevim Hanım, siz de gelin, birlikte keselim pastayı,” dedim. O an, herkesin gözü önünde, ona da bir dilim pasta verdim. “Bugün, bu ailede iki gelin var,” dedim gülümseyerek. Salonda hafif bir kahkaha yayıldı, bazıları alkışladı. Sevim Hanım, ne yapacağını bilemedi, elindeki pastayı masaya bırakıp yerine oturdu. O an, kontrolü tekrar ele aldığımı hissettim.

Düğün sonrası, herkes beni tebrik etti. “Çok zekice davrandın,” dedi halam. “Kimse onun kadar cesur olamazdı,” dedi bir arkadaşım. Annem, “Seninle gurur duyuyorum,” dedi gözleri dolu dolu. Emre ise, “Bunu yapmana gerek yoktu,” dedi ama sesinde bir pişmanlık vardı. “Gerek vardı Emre, çünkü bu benim hayatım, ve kimse benim mutluluğumu gölgeleyemez,” dedim.

O gece, eve döndüğümüzde, Sevim Hanım’dan bir mesaj geldi. “Bugün söylediklerin beni çok düşündürdü. Belki de bazen fazla ileri gidiyorum. Seni kırdıysam özür dilerim,” yazmıştı. O an, içimdeki öfke yerini bir huzura bıraktı. Belki de, bazen insanlar sınırlarını bilmezler, ama onlara sınırlarını göstermek bizim elimizdeydi.

Şimdi, düğünümden aylar geçti. Sevim Hanım’la aramızda hala mesafe var, ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum. O gün, bana ait olanı geri aldım. Peki siz olsaydınız, benim yerimde ne yapardınız? Kayınvalidenizle böyle bir durumda nasıl başa çıkardınız? Hayat bazen bize beklenmedik sınavlar sunuyor; önemli olan, o sınavlarda kendimizi kaybetmemek değil mi?