Artık Dayanamıyorum: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Anne, artık dayanamıyorum!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Ellerim pencerenin soğuk camında, dışarıda gri bulutların altında İstanbul’un kasvetli sabahına bakıyordum. Annem, Halime Hanım, mutfaktan bana öyle bir bakış attı ki, sanki söylediklerim evin duvarlarını çatlatacakmış gibi korktu. “Ne demek dayanamıyorsun? Yirmi iki yıl sustun, şimdi mi aklına geldi?” dedi, sesi hem öfkeli hem de küçümseyiciydi. Onun bu tavrı, içimdeki yarayı daha da derinleştirdi.

Eşim, Sadık, her zamanki gibi sabah erkenden çıkmıştı. Yine bir geceyi işten geç gelerek, bana ve çocuklara tek kelime etmeden, televizyonun karşısında uyuyakalarak geçirmişti. Onunla konuşmaya çalıştığımda ise ya sustu ya da beni suçladı. “Sen de hep şikayet ediyorsun, biraz da haline şükret,” derdi. Oysa ben şükretmekten yorulmuştum. Her gün aynı döngü, aynı sessizlik, aynı yalnızlık…

Annem, bana yaklaşarak elini omzuma koydu. “Bak kızım, Sadık kötü adam değil. Evin var, çocukların var, aç mısın açıkta mısın? Bizim zamanımızda kadınlar böyle şeyleri aklına bile getirmezdi. Sen de alış artık.” Gözlerim doldu. Annemin gözlerinde kendi gençliğimi, umutlarımı, hepsinin nasıl bir bir solduğunu gördüm.

“Anne, ben mutlu değilim. Her gün biraz daha eksiliyorum. Sadık bana dokunmuyor, konuşmuyor, sanki evde bir gölge gibiyim. Çocuklar bile artık bana yabancılaştı. Ben ne zaman kendim olacağım?” dedim, sesim çatladı. Annem bir an sustu, sonra yüzü sertleşti. “Hepimiz mutlu mu sandın? Ben babanla kaç yıl sustum, kaç yıl ağladım? Ama ne oldu, sonunda alıştım. Sen de alışacaksın. Boşanmak, ayrılmak yok. Elalem ne der? Komşular ne der? Kardeşlerin ne der?”

İçimde bir fırtına koptu. Annemin bu sözleri, yıllardır içimde biriken öfkeyi, çaresizliği ve korkuyu bir anda yüzeye çıkardı. “Ben elalem için mi yaşıyorum anne? Kendi hayatım yok mu benim?” diye bağırdım. Annem şaşkınlıkla geri çekildi. “Sen iyice delirdin. Bu yaşta kadın boşanır mı? Sonra ne olacak? Kim bakacak sana? Çocuklar ne olacak?”

O an, çocuklarımın odasından gelen hafif bir ses duydum. Kızım Elif, kapının aralığından bizi dinliyordu. Gözlerinde korku ve endişe vardı. Ona bakınca, kendi çocukluğumu hatırladım. Annemle babamın kavgalarını, annemin sessizce ağlayışını, benim ise köşede sessizce bekleyişimi… Ben de annem gibi mi olacaktım? Kızım da benim gibi mi susacaktı?

Sadık’la ilk tanıştığımız günleri düşündüm. O zamanlar ne kadar umutluydum. Sadık, bana güzel sözler söyler, hayaller kurdururdu. Ama zamanla her şey değişti. O, işinin ve arkadaşlarının peşinden koşarken, ben evde çocuklarla ve ev işleriyle baş başa kaldım. Her gün biraz daha yalnızlaştım. Sadık’ın bana olan ilgisi azaldıkça, ben de kendimi değersiz hissetmeye başladım.

Bir gün, Sadık eve sarhoş geldi. O gece ilk defa bana bağırdı. “Senin yüzünden hayatım mahvoldu!” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. O günden sonra Sadık’la aramızda görünmez bir duvar örüldü. Ne kadar konuşmaya çalışsam da, her seferinde duvara çarptım. Annem ise hep aynı şeyi söyledi: “Erkekler böyledir, idare edeceksin.”

Yıllar geçti. Çocuklar büyüdü, ben ise küçüldüm. Her gün aynı evde, aynı duvarlar arasında, kendi sesimi bile duyamaz oldum. Bir gün, Elif yanıma geldi. “Anne, neden hep üzgünsün?” diye sordu. O an, ona ne cevap vereceğimi bilemedim. Kendi mutsuzluğumu ona da bulaştırmak istemedim. Ama gözlerimden süzülen yaşlar, her şeyi anlatıyordu.

Bir gece, Sadık yine geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yemek hazır mı?” diye bağırdı. “Hazır,” dedim sessizce. Masaya oturdu, yemeğini yedi, sonra televizyonun karşısına geçti. Ben ise mutfakta bulaşıkları yıkarken, ellerim titriyordu. O an, aynada kendime baktım. Gözlerim şişmiş, yüzüm solmuştu. “Bu ben miyim?” diye sordum kendime.

Ertesi sabah, anneme kararımı söyledim. “Anne, ben boşanmak istiyorum.” Annem bir anda öfkeyle ayağa fırladı. “Sakın! Sakın böyle bir şey yapma! Bizi rezil mi edeceksin? Kardeşlerin ne der? Komşular ne der? Senin yaşında kadın boşanır mı?”

Ama ben artık kararımı vermiştim. “Anne, ben artık kendim için yaşamak istiyorum. Çocuklarım için, Elif için, kendim için…” dedim. Annem ağlamaya başladı. “Ben seni böyle mi yetiştirdim? Baban mezarında ters döner!”

O gece, Elif yanıma geldi. “Anne, sen mutlu olursan ben de mutlu olurum,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Belki de yıllardır aradığım cesaret, kızımın gözlerinde saklıydı.

Sadık’la konuşmak için oturdum. “Sadık, ben artık böyle yaşamak istemiyorum. Yıllardır sustum, idare ettim. Ama artık kendim için bir şey yapmak istiyorum. Boşanmak istiyorum.” Sadık önce şaşırdı, sonra öfkelendi. “Senin aklını kim çeldi? Annene mi danıştın? Çocukları düşünmüyor musun?”

“Çocuklarımı düşünüyorum. Onlar için de, kendim için de bu kararı veriyorum. Ben mutsuzsam, onlar da mutsuz. Artık kendimi yok saymak istemiyorum,” dedim. Sadık bir süre sustu, sonra kapıyı çarpıp çıktı.

O gece, annem yanıma geldi. “Kızım, ne olur bir daha düşün. Hayat kolay değil. Yalnız kalırsın, pişman olursun.” Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Anne, ben zaten yıllardır yalnızım. Belki de ilk defa kendim olacağım.”

Şimdi, bu satırları yazarken, içimde hem korku hem de umut var. Hayatım boyunca başkalarının ne diyeceğini düşündüm, ama artık kendi sesimi duymak istiyorum. Belki zor olacak, belki yalnız kalacağım. Ama en azından kendi hayatımı seçmiş olacağım.

Sizce, bir kadın kendi mutluluğu için her şeyi göze almalı mı? Yoksa toplumun baskısına boyun eğip susmalı mı?