Bir İsim, Bir Kader: Zeynep’in Hikayesi
“Zeynep… Senin adın Zeynep olacak. Ama bu isim sana huzur getirecek mi, bilmiyorum…” Annemin sesi titriyordu, gözyaşları yanaklarına süzülüyordu. O an, annemin kucağında, yeni doğmuş bir bebek olarak hiçbir şey anlamasam da, içimde bir sızı hissetmiştim sanki. Annem, Hatice, bana bakarken gözlerinde hem sevgi hem de korku vardı. O gece, babam Mehmet hastane koridorunda sigarasını sinirle ezip duruyordu. “Bir kız daha… Yine mi?” diye mırıldanmıştı, annem duydu mu bilmiyorum ama ben yıllar sonra o sözün gölgesinde büyüdüm.
Çocukluğumun geçtiği o küçük Anadolu kasabasında, kadın olmak başlı başına bir mücadeleydi. Annem sabahın köründe kalkar, tandırda ekmek yapar, sonra tarlaya koşardı. Ben ise küçük kardeşim Elif’e bakmak zorundaydım. Okula gitmek için can atardım ama babam her fırsatta “Kız kısmı çok okusa ne olacak?” derdi. Annem ise gizlice bana kitaplar getirir, “Oku Zeynep, sen bizim kurtuluşumuz olacaksın” derdi. O sözler içimde bir umut ışığı yakardı ama her umut kırılmaya mahkûmdu sanki.
Bir gün okuldan eve döndüğümde annemi yerde buldum. Yorgunluktan bayılmıştı. Babam ise yine kahvedeydi. Elif ağlıyordu, ben çaresizce annemi uyandırmaya çalışıyordum. O an anladım ki bu evde kadın olmak demek, hep güçlü olmak zorunda kalmak demekti. Annem kendine geldiğinde bana sarıldı ve fısıldadı: “Zeynep, sakın pes etme.”
Liseye başladığımda hayatım biraz değişti. Türkçe öğretmenim Ayşe Hanım beni fark etti. Yazdığım kompozisyonları okurken gözleri dolardı. Bir gün bana dedi ki: “Zeynep, senin içinde büyük bir güç var. Sakın susturma kendini.” O sözler bana cesaret verdi. Ama evde işler daha da zorlaşmıştı. Babam işsiz kalmıştı ve öfkesini bizden çıkarıyordu. Bir gece sofrada tabağı yere fırlattı ve bağırdı: “Benim oğlum yok! Bu evde erkek yok!” Annem sessizce ağladı, ben ise içimden bağırdım: “Ben varım!”
Üniversiteye gitmek istiyordum ama babam kesinlikle karşıydı. “Kız kısmı evde oturur, koca bekler!” dediğinde annem ona karşı çıktı ilk defa: “Zeynep okuyacak Mehmet! Benim hayatım mahvoldu, onunki mahvolmasın!” O gece evde kıyamet koptu. Babam annemi itti, ben araya girdim. İlk defa babama karşı geldim: “Beni okutmazsan asla affetmem seni!” dedim. O an babamın gözlerinde hem şaşkınlık hem de öfke gördüm.
O yaz boyunca annemle birlikte tarlada çalıştık, para biriktirdik. Üniversite sınavını kazandığımda annem bana sarıldı ve ağladı: “Sen bizim gururumuzsun Zeynep.” Babam ise günlerce konuşmadı benimle. İstanbul’a gittiğimde içimde hem korku hem de umut vardı. Büyük şehirde ayakta kalmak kolay değildi ama pes etmedim.
İstanbul’da ilk zamanlar çok zorlandım. Yurtta kalıyordum, param yoktu, bazen aç yatıyordum. Ama derslerime asıldım. Bir gün annem aradı, sesi kısık ve yorgundu: “Baban hastalandı Zeynep… Elif de okulu bırakmak zorunda kaldı.” O an içimde bir suçluluk hissettim; sanki ben okuyorum diye ailem daha da dağılıyordu.
Bir gün yurtta otururken Elif aradı, ağlıyordu: “Abla, ben de senin gibi güçlü olamayacağım galiba…” O an ona şöyle dedim: “Elif, güçlü olmak demek ağlamamak değil, düştüğünde kalkabilmek demek.” O sözlerimi söylerken kendime de söylüyordum aslında.
Üniversiteyi bitirdiğimde kasabaya döndüm. Babam yatağında bitkin yatıyordu. Annem yaşlanmıştı, elleri nasır tutmuştu. Elif ise içine kapanmıştı. Babam bana bakıp şöyle dedi: “Belki de haklıydın Zeynep… Belki de kadınlar da okuyup adam olurmuş.” O an gözlerim doldu ama ağlamadım.
İstanbul’da iş buldum ve ailemi yanıma aldım. Annem ilk defa denizi gördü; gözleri parladı: “Hayatımda ilk defa özgür hissediyorum Zeynep.” Elif yeniden okula başladı ve ben ona hep destek oldum.
Şimdi kendi ayaklarım üzerinde duruyorum ama geçmişimin izleri hâlâ içimde. Bazen geceleri annemin o fısıltısı kulağımda çınlıyor: “Sen bizim kurtuluşumuz olacaksın.” Kurtuldum mu gerçekten? Yoksa sadece başka bir zincire mi vuruldum? Sizce bir isim insanın kaderini değiştirebilir mi? Yoksa asıl mesele insanın kendi yolunu çizmesi mi?