Köyde Bir Yabancı: Annemin Evi, Kendi Yaram
“Zeynep, ne zaman döneceksin? Çocuklar seni özledi!” Annemin sesi telefonda titrek ve kırılgandı. O an, Roma’daki küçük mutfağımda valizimi hazırlarken, içimde bir düğüm oluştu. Dönmek istiyordum, ama döndüğümde neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Yıllardır uzaklarda, yabancı bir ülkede, kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışmıştım. Şimdi ise, köydeki eski evimize dönüyordum; hem annemin hem de çocuklarımın gözünde bir yabancıydım belki de.
Uçağım Esenboğa’ya indiğinde, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Valizlerim ağırdı ama asıl yüküm kalbimdeydi. Otobüsle köye giden o uzun yol boyunca camdan dışarı bakarken, çocukluğumun geçtiği tarlalar, toprak yollar ve eski taş evler birer birer gözümün önünden geçti. Annemin evi uzaktan göründüğünde, kalbim deli gibi atmaya başladı.
Kapıyı açan annemdi. Saçları daha da beyazlamıştı. Gözlerinde hem sevinç hem de kırgınlık vardı. “Hoş geldin kızım,” dedi, sesi çatallıydı. Sarıldık ama aramızda görünmez bir duvar vardı sanki. Arkadan çocuklar koşarak geldi; Elif ve Kerem. Onları aylarca görememiştim. Elif bana sarılırken ağladı, Kerem ise utangaçça başını eğdi.
İlk akşam yemeğinde sofrada sessizlik hakimdi. Annem çorbayı karıştırırken birden konuştu: “Zeynep, burada kalacak mısın artık? Çocukların sana ihtiyacı var.”
Bir an sustum. “Bilmiyorum anne,” dedim. “İtalya’da işim var, orada bir hayat kurdum.”
Annem kaşığını masaya bıraktı. “Hayat dediğin nedir ki? Çocukların burada, aileni bırakıp gitmek kolay mı sanıyorsun?”
Elif araya girdi: “Anne, yine mi gideceksin?”
O an boğazım düğümlendi. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Gece olunca odama çekildim. Eski yatağımda yatarken tavanı izledim. Dışarıda köpekler havlıyordu. Annemin evinde olmak bana huzur vermeliydi ama içimde tarifsiz bir boşluk vardı. İtalya’da çalışırken her gün çocuklarımı özlüyordum; şimdi ise onların yanında olmanın ağırlığı altında eziliyordum.
Ertesi sabah köy meydanına çıktım. Komşular beni görünce şaşırdı. “Zeynep kız, döndün mü?” diye sordular. Herkesin bakışında bir merak, biraz da yargı vardı. Sanki köyden ayrılıp başka bir ülkede yaşamak büyük bir suçtu.
Akşam annemle mutfakta otururken konu yine açıldı:
“Bak Zeynep,” dedi annem, “ben de gençken hayaller kurdum. Ama sonra babanla evlendim, bu köyde kaldım. Senin gibi cesaretim olmadı belki de… Ama çocuklarımı hiç bırakmadım.”
“Anne,” dedim titreyen bir sesle, “ben de onları bırakmak istemedim ki! Ama başka çarem yoktu. Burada iş yoktu, geçinemiyorduk.”
Annem gözlerini kaçırdı. “Biliyorum kızım… Ama insan bazen ne kadar uzağa giderse gitsin, kalbi hep evinde kalıyor.”
O gece Elif yanıma geldi. “Anne, neden hep gidiyorsun? Bizi sevmiyor musun?”
Küçük kızımın gözlerinde kocaman bir hüzün vardı. Ona sarıldım, saçlarını okşadım.
“Seni çok seviyorum Elif’im… Ama bazen sevmek yetmiyor biliyor musun? Hayatta kalmak için çalışmam gerekiyor.”
Elif sessizce ağladı. O an kendimi dünyanın en kötü annesi gibi hissettim.
Günler geçtikçe köydeki hayat bana daha da yabancı gelmeye başladı. Sabahları horoz sesiyle uyanmak, bahçede anneme yardım etmek… Bir yandan huzur vericiydi ama diğer yandan Roma’daki özgürlüğümü özlüyordum.
Bir akşam köy kahvesinde eski arkadaşım Ayşe ile karşılaştım.
“Zeynep,” dedi Ayşe, “senin yerinde olsam dönmezdim vallahi! Burada hayat zorlaştı iyice… Ama annen haklı; çocuklar annesiz büyümesin.”
Ne yapacağımı bilemiyordum. Herkesin haklı olduğu bir yerde ben nereye aitim?
Bir gece annemle tartıştık. “Senin yüzünden herkes arkamdan konuşuyor!” diye bağırdı annem.
“Benim suçum mu anne? Ben sadece daha iyi bir hayat istedim!”
Annem gözyaşlarını sildi: “Senin yerinde olsam ben de giderdim belki… Ama şimdi burada yalnız kaldım Zeynep! Çocukların da sensiz büyüyor!”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencerenin önünde oturup yıldızlara baktım. İçimde ikiye bölünmüş gibiydim: Bir yanım köydeki aileme ait olmak istiyor, diğer yanım özgürlüğüme kavuşmak için Roma’ya dönmek istiyordu.
Sonunda kararımı verdim; çocuklarımı yanıma alıp İtalya’ya götürecektim. Anneme bunu söylediğimde sessizce ağladı.
“Biliyorum kızım,” dedi, “sana engel olamam… Ama bil ki bu ev her zaman senin yuvan.”
Valizlerimi toplarken Elif ve Kerem bana sarıldı. Annem kapıda el salladı; gözleri yaşlıydı ama yüzünde gururlu bir ifade vardı.
Uçağa binerken içimde hem acı hem umut vardı. Belki hiçbir yere tam olarak ait olamayacaktım ama kendi yolumu seçmiştim.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç iki dünya arasında kalıp da nereye ait olduğunuzu bilemediğiniz oldu mu? Sevgiyle özgürlük arasında seçim yapmak zorunda kaldınız mı?