Bayram Sofrasında Yalnızlık: Krystina’nın Sessiz Çığlığı

“Krystina, bak kızım, üç gün sonra hepimiz sende toplanıyoruz. O meşhur etli böreğini sakın unutma, herkes bayılıyor! Hadi, kolay gelsin!” Kayınvalidem Meryem’in sesi telefonda yankılandığında, elimdeki bıçak tezgâha düştü. O an, mutfağın ortasında öylece kalakaldım. Ellerim titriyordu. Telefonu kapatınca derin bir nefes aldım ve sandalyeye çöktüm. Gözlerim mutfağın köşesindeki bulaşık yığınına takıldı. Bir an için ağlamak istedim ama gözyaşlarım bile kurumuştu sanki.

Üç gün sonra bayramdı. Eşim Volkan’ın ailesiyle birlikte, toplam on iki kişi bizim evde toplanacaktı. Herkes benden bir şeyler bekliyordu: sofralar donatılacak, ev pırıl pırıl olacak, çocuklar tertemiz giydirilecek… Ve tabii ki o meşhur etli börek! Ama kimse bana “Sen nasılsın Krystina?” diye sormuyordu. Sanki ben bir insan değil de, bir görev makinesiydim.

Volkan akşam işten geldiğinde, yorgunluğumu anlamasını umarak ona yaklaştım. “Volkan, bu bayramda biraz daha sade bir sofra kursak olur mu? Çok yoruldum son zamanlarda.” dedim. Yüzüme baktı, kaşlarını hafifçe çattı. “Annemler alışık değil sade sofraya Krystina. Hem senin böreğin olmadan bayram mı olur?” dedi. İçimde bir şeyler kırıldı o an. Sanki kimse beni duymuyordu.

Ertesi sabah markete gitmek için evden çıktım. Yolda komşumuz Ayşe Abla’ya rastladım. “Kızım, yine mi alışveriş? Senin işin de zor valla!” dedi gülerek. Gülümsedim ama içimden “Keşke biri de bana yardım etse.” diye geçirdim. Marketten dönerken poşetler ellerimi kesti, bileklerim sızladı. Eve vardığımda çocuklar kavga ediyordu, mutfakta ise hala dünün bulaşıkları duruyordu.

O akşam annemi aradım. “Anne, bazen çok yoruluyorum. Herkes benden bir şeyler bekliyor ama kimse bana ‘Nasılsın?’ demiyor.” dedim. Annem sustu bir süre, sonra “Kızım, gelin olmak kolay mı? Biz de zamanında çok çektik. Sabret, geçer.” dedi. O an daha da yalnız hissettim kendimi.

Bayram sabahı geldiğinde saat altıda kalktım. Hamuru yoğururken ellerim un içinde kaldı, gözlerim doldu. Çocuklar uyanmadan böreği fırına verdim, evi süpürdüm, masayı kurdum. Saat on birde herkes geldiğinde ben çoktan tükenmiştim.

Meryem Hanım kapıdan girer girmez etrafa bakındı: “Ohh mis gibi kokmuş! Krystina yine döktürmüşsün.” dedi yüksek sesle. Herkes sofraya oturduğunda ben mutfakta tabak yıkıyordum. Bir ara Volkan yanıma geldi: “Hadi gel sen de otur artık.” dedi ama sesi aceleciydi, sanki bir an önce tekrar sofraya dönmek istiyordu.

Sofrada herkes kahkahalar atıyor, çocuklar şakalaşıyordu. Ben ise sessizce tabağıma bakıyordum. Meryem Hanım bir ara bana döndü: “Krystina, senin annenler neden hiç gelmiyor? Onları da çağırsana.” dedi. İçimde bir düğüm oluştu; annemler başka şehirdeydi ve maddi durumları iyi değildi. Bunu anlatmak istemedim, sadece gülümsedim.

Bayram yemeği bittiğinde herkes salona geçti, ben ise mutfakta yine yalnızdım. Bulaşıkları yıkarken ellerim suyun içinde buruştu, sırtım ağrıdı. O sırada kayınbiraderim Serhat geldi: “Krystina abla, ellerine sağlık! Ama sen de biraz dinlen artık.” dedi gülerek. O an dayanamadım: “Serhat, biri de bana yardım etse keşke.” dedim istemsizce. Serhat şaşırdı, sonra sessizce yanımdaki havluyu aldı ve kurulama yapmaya başladı.

Gece herkes gidince Volkan koltuğa uzandı: “Çok güzel geçti bugün Krystina, sağ ol.” dedi ve televizyonu açtı. Ben ise mutfağın köşesinde yere oturdum ve başımı dizlerime yasladım. İçimde kocaman bir boşluk vardı.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken düşündüm: Ben ne zaman sadece kendim için yaşayacağım? Hep başkalarının beklentilerini karşılamak zorunda mıyım? Bir gün kendi mutluluğumu da önemseyebilecek miyim?

Sizce de kadınlar hep başkalarının mutluluğu için mi yaşamak zorunda? Kendi isteklerimizi ne zaman dile getirebileceğiz?