Bir Dostun Ardından Duyulanlar: Gerçek Yüzler ve Kırık Kalpler
“Yani, gerçekten mi Serkan? Bizimle dalga mı geçiyorsun?” diye içimden geçirirken, elimdeki telefonun ekranına baktım. O an, konuşmanın hâlâ devam ettiğini fark ettim. Serkan’ı az önce aramış, hafta sonu için mangala davet etmiştim. O da her zamanki gibi neşeli bir ses tonuyla “Tabii ki geliyoruz, kardeşim!” demişti. Ama şimdi, telefonun ucunda Serkan’ın sesi hâlâ geliyordu. Bir anlık merakla kulağımı tekrar telefona yaklaştırdım.
Serkan’ın sesi biraz daha kısık çıkıyordu: “Yasemin, vallahi yine çağırdı bizi. Biliyor musun, bu adamın ailesiyle oturmak bana işkence gibi geliyor. Annesi sürekli laf sokuyor, babası da sanki bizden üstünmüş gibi davranıyor. Bir de şu kardeşi var ya, sürekli işsiz güçsüz geziyor. Yani, ben niye bu insanlarla muhatap oluyorum ki?”
Yasemin’in sesi de duyuluyordu: “Haklısın aşkım, geçen sefer de annesi bana ‘Senin annenin böreği daha güzelmiş’ dedi. Sanki ben börek yapmayı bilmiyorum! Bir de her seferinde kendi çocuklarını övüyorlar. Bence bu hafta sonu gitmesek mi?”
O an kalbim sıkıştı. Elim ayağım titremeye başladı. Yıllardır dostum dediğim insanın arkamdan böyle konuştuğunu duymak… O anı tarif edemem. Sanki içimde bir şeyler kırıldı, döküldü. Annemle babamı düşündüm; evet, bazen fazla konuşurlar ama kötü niyetleri yoktur. Kardeşim ise iş bulmak için uğraşıyor, kimseye zararı yok. Peki, Serkan’ın gözünde biz neydik? Bir yük müydük sadece?
Telefonu kapatmaya elim gitmedi bir süre. Sonra sessizce kapattım ve odanın ortasında öylece kaldım. Annem mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu. Babam televizyonun karşısında haberleri izliyordu. Kardeşim ise odasında bilgisayarıyla uğraşıyordu. Hepsine baktım; acaba gerçekten Serkan’ın dediği gibi miydik? Yoksa insanlar birbirine karşı hep böyle mi iki yüzlüydü?
O gece uyuyamadım. Sabah olunca annem sofrayı hazırlarken bana “Serkan’lara haber verdin mi oğlum?” diye sordu. Boğazım düğümlendi, “Evet anne, gelecekler” diyebildim sadece. İçimde fırtınalar koparken onlara hiçbir şey belli etmemeye çalıştım.
Hafta sonu geldiğinde Serkan ve Yasemin geldiler. Kapıda yine gülücükler, sarılmalar… Ama ben artık o eski samimiyeti hissedemiyordum. Mangal başında Serkan’la baş başa kaldığımızda içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım ama olmadı.
“Serkan,” dedim bir anda, “Bazen insanlar arkasından konuşulanları duysa ne hisseder sence?”
Serkan bir an durdu, yüzüme baktı: “Ne demek istiyorsun?”
“Bilmiyorum,” dedim, “Belki de bazı şeyleri duymak insanı değiştirir.”
O an göz göze geldik. İçimdeki kırgınlık gözlerime yansımış olmalı ki Serkan bir an afalladı. Ama hiçbir şey söylemedi.
Akşam yemeğinde annem yine Yasemin’e börek tarifini sordu. Babam ise Serkan’a işinden bahsetti. Kardeşim ise sessizce yemeğini yedi. Ben ise her kelimeyi, her bakışı analiz ediyordum artık.
Gece bittiğinde Serkan ve Yasemin evlerine döndüler. Annem bana döndü: “Bir gariplik var sende oğlum, iyi misin?”
“İyiyim anne,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Ertesi gün Serkan’dan bir mesaj geldi: “Kanka, dün biraz dalgındın, bir şey mi oldu?”
O an karar verdim; ya bu yükle yaşamaya devam edecektim ya da yüzleşecektim.
“Serkan,” diye yazdım, “Dün seni yanlışlıkla dinledim. Yasemin’le konuştuklarını duydum.”
Uzun bir süre cevap gelmedi. Sonra aradı.
“Abi… Çok özür dilerim… Vallahi öyle demek istemedim… Bazen insan sinirleniyor ya da abartıyor… Lütfen yanlış anlama…”
Ama ben artık eski ben değildim.
“Serkan,” dedim, “Sen benim aileme laf ettin. Onlar benim her şeyim. Seninle yıllardır dostuz ama demek ki dostluk sadece gülerken değilmiş.”
Telefonun ucunda sessizlik oldu.
O günden sonra Serkan’la aramızda mesafe oluştu. Annem hâlâ arada sorar: “Serkan’lardan haber var mı?” Ben ise geçiştiririm.
Hayatımda ilk kez dostluğun ne kadar kırılgan olduğunu anladım. İnsan bazen en yakınındakinden en büyük darbeyi yiyormuş meğer.
Şimdi düşünüyorum da; acaba insanlar birbirinin arkasından konuşmasa, daha dürüst olsa hayat daha mı kolay olurdu? Yoksa bazen bazı şeyleri duymamak mı daha iyi? Siz olsaydınız ne yapardınız?