Babaannemin Gözdesi: Bir Torunun Gölgesinde Kalan Hayatım
“Yeter artık, anne! Lütfen, bir kez olsun Ali’ye de sarıl!” diye bağırdım mutfağın kapısında. Ellerim titriyordu, gözlerim dolmuştu. Annem, yani çocuklarımın babaannesi, her zamanki gibi Umut’u kucağına almış, saçlarını okşuyordu. Ali ise köşede, sessizce oyuncak arabasıyla oynuyordu. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır biriktirdiğim öfke, kırgınlık ve çaresizlik, dilimden döküldü.
Benim adım Elif. Otuz beş yaşındayım, on yıldır evliyim. İki oğlum var: Umut sekiz yaşında, Ali ise beş. Eşim Serkan’la İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yaşıyoruz. Hayatımız sıradan; geçim derdi, iş stresi, çocukların okulu… Ama bizim evde asıl fırtına, annemle çocuklarım arasındaki görünmez duvarda kopuyor.
Annem, yani babaanneleri, her zaman Umut’u daha çok sevdi. Bunu ilk başta anlamamıştım. Umut doğduğunda annem sevinçten ağlamıştı. Her hafta sonu gelir, ona oyuncaklar getirir, saatlerce kucağında tutardı. Ali doğduğunda ise… Sanki evde bir gölge dolaşıyordu. Annem Ali’ye bakıyor ama görmüyordu. Onu öpmüyor, kucağına almıyor, hatta bazen adını bile anmıyordu.
Başta kendimi suçladım. Belki de ben yanlış anlıyorum dedim. Ama zamanla fark ettim ki bu sadece benim hissettiğim bir şey değilmiş. Bir gün Umut’un doğum günüydü. Annem büyük bir pasta getirdi, hediyeler aldı. Ali ise kenarda oturuyordu; ona ne pasta vardı ne de hediye. O an Ali’nin gözlerinde gördüğüm o kırgın bakışı asla unutamam.
Eşim Serkan da bu durumu fark etti ama anneme karşı çıkmaya çekiniyordu. “Annem yaşlı Elif, idare et,” diyordu hep. Ama ben idare edemiyordum. Her hafta sonu annem geldiğinde Ali’nin içine kapanmasını izlemek yüreğimi parçaladı.
Bir gün Ali bana sarılıp “Anneciğim, ben kötü bir çocuk muyum?” diye sorduğunda içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. O gece sabaha kadar ağladım. Bir anne olarak iki çocuğumdan birinin sevgisiz büyümesine dayanamıyordum.
Bir gün cesaretimi topladım ve annemle konuşmaya karar verdim. Mutfakta çay koyarken ona sordum: “Anne, neden Ali’ye böyle davranıyorsun? O da senin torunun.” Annem başını eğdi, sustu. Sonra sessizce “Bilmiyorum Elif,” dedi. “Umut’a daha çok ısındım belki… Ali bana hep uzak geldi.”
Bu cevap beni daha da yaraladı. Bir insan kendi torununa nasıl uzak hissedebilirdi? O günden sonra anneme karşı içimde bir soğukluk oluştu. Ama asıl acıyı Ali çekiyordu.
Bir gün okuldan aradılar; Ali’nin içine kapanık olduğunu, arkadaşlarıyla oynamadığını söylediler. O an anladım ki bu mesele sadece evde kalmıyor, oğlumun hayatına da gölge düşürüyordu.
Serkan’la tartışmalarımız arttı. Ben annemin artık eve gelmesini istemiyordum ama Serkan buna karşıydı. “O bizim annemiz Elif, çocuklar büyürken yanında olsun,” diyordu. Ama hangi çocuk? Sadece Umut mu?
Bir akşam yemeğinde Umut sevinçle “Babaannem bana bisiklet aldı!” diye bağırdı. Ali ise başını önüne eğdi ve tabağındaki yemeği karıştırdı. O an sofrada buz gibi bir hava esti.
O gece Serkan’la yine tartıştık.
“Elif, abartıyorsun!” dedi Serkan sinirle.
“Abartmıyorum! Ali her geçen gün daha çok içine kapanıyor! Sen görmüyor musun?”
“Ne yapmamı istiyorsun? Annemi evden mi kovayım?”
“Hayır Serkan! Sadece adil olmasını istiyorum!”
Bu tartışmalar evimizin huzurunu kaçırdı. Umut bile arada kalmıştı; bir yanda babaannesinin sevgisiyle şımarıyor, diğer yanda kardeşinin sessizliğini anlamaya çalışıyordu.
Bir gün Ali ateşler içinde hastalandı. Annemi aradım; “Ali çok hasta anne, gelir misin?” dedim. Annem telefonda sustu, sonra “Geçmiş olsun kızım,” deyip kapattı. O gece hastanede Ali’nin başında sabaha kadar bekledim. Umut ise babaannesindeydi; annem onu sinemaya götürmüş.
O an kararımı verdim: Artık bu adaletsizliğe izin vermeyecektim.
Anneme bir mektup yazdım; hislerimi açıkça anlattım. “İki torunun var anne,” dedim, “Biri diğerinden daha az değerli değil.” Mektubu okuduktan sonra annem uzun süre aramadı beni.
Aylar geçti… Ali yavaş yavaş toparlandı ama o eski neşesi yoktu artık. Ben de eski Elif değildim; içimde hep bir eksiklik vardı.
Bir gün kapı çaldı; annem elinde küçük bir oyuncak ayıyla geldi. Ali’ye uzattı ve ilk kez gözlerinin içine bakarak “Seni seviyorum Ali,” dedi. O an Ali’nin gözleri doldu ama gülümseyemedi bile.
Her şey düzelmedi belki ama en azından annem ilk adımı atmıştı.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir ailede sevgi neden eşit olamaz? Bir çocuğun kalbinde açılan yara nasıl iyileşir? Sizce affetmek mi zor, unutmak mı?