Beni Bebeğimizle Baş Başa Bıraktı: Bir Babadan Hayat Hikayesi
“Ali ağlama oğlum, bak baban burada… Lütfen sus artık, ne olur!” Ellerim titreyerek biberonu hazırlamaya çalışırken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. O an, mutfağın ortasında, gecenin bir yarısı, yalnızca ben ve üç aylık oğlum Ali kalmıştık. Zeynep’in kapıyı çarpıp gidişinin üzerinden tam üç gün geçmişti. Hâlâ kulaklarımda yankılanan o son sözleri unutamıyordum: “Ben bu hayatı istemiyorum, annelik bana göre değil. Ali’ye iyi bak.”
On yıl boyunca Zeynep’le yan yana çalıştık. Aynı üniversitenin biyoloji laboratuvarında tanışmıştık. O zamanlar Zeynep’in gözlerinde hep bir hırs, hep bir tutku vardı. Bilime âşıktı, kariyerine ise daha da fazla. Ben ise daha çok aile kurmanın hayalini kurardım. Evlenmemizden birkaç yıl sonra çocuk isteğimi ona açtığımda, yüzüme uzun uzun bakıp “Daha erken, projelerim var,” demişti. Sabrettim. Onun yanında olmak, hayallerini desteklemek istedim. Ama içimdeki baba olma arzusu her geçen yıl büyüdü.
Geçen yılın sonbaharında, Zeynep bir sabah elinde testle geldiğinde gözlerindeki şaşkınlık ve korku hâlâ aklımda. Ben ise mutluluktan havalara uçmuştum. Oğlumuz Ali doğduğunda, dünyam aydınlandı sandım. Ama Zeynep’in gözlerinde o eski ışık yoktu artık. Geceleri Ali ağladığında uyanmaz oldu, sabahları işe gitmek için can atıyordu. Bir sabah kahvaltı sofrasında ona “Ali’yle ilgilenmek ister misin?” diye sorduğumda yüzünü buruşturdu: “Ben çocuk bakmak için okumadım, anladın mı?”
O günden sonra aramızdaki mesafe büyüdü. Annem arada gelir yardım ederdi ama Zeynep’in soğukluğu evin havasını buz gibi yapıyordu. Bir gece tartışmamız büyüdü:
— Zeynep, oğlun seni arıyor! Biraz ilgilensen?
— Yeter artık! Benim de bir hayatım var! Herkes anneliği kutsal sanıyor ama ben istemiyorum! Benim hayallerim vardı!
O gece sabaha kadar ağladım. Ertesi sabah Zeynep valizini topladı ve gitti. Kapının kapanışı hâlâ kulaklarımda yankılanıyor.
Şimdi her şey bana kaldı. Ali’nin altını değiştirmeyi YouTube’dan öğrendim. Biberon hazırlamayı annem telefonda anlattı. İşe gitmek zorundayım ama kreşler dolu, annem yaşlı ve hasta… Komşumuz Ayşe Teyze bazen yardım ediyor ama onun da torunları var.
Bir gün işyerinde müdürüm beni çağırdı:
— Burak Bey, son zamanlarda çok dalgınsınız. Her şey yolunda mı?
— Eşim gitti… Oğlumla yalnız kaldım.
Müdürüm başını salladı: “Kolay değil biliyorum ama işlerin aksamaması lazım.”
O an anladım ki kimse benim yaşadığım acıyı tam olarak anlamıyor. Herkes annelerin terk ettiğini duyunca şaşırıyor, hatta bazen suçluyor: “Sen ne yaptın da kadın gitti?” diyorlar. Ama kimse Zeynep’in içindeki fırtınayı bilmiyor.
Bir akşam Ali ateşlendi. Panikle hastaneye koştum. Doktor bana bakıp “Eşiniz nerede?” diye sorduğunda boğazım düğümlendi: “Yok… Gitti.” Doktorun gözlerinde kısa bir şaşkınlık gördüm ama hemen toparlandı.
O gece hastane koridorunda Ali’nin başında beklerken içimdeki çaresizliği tarif edemem. Annem telefonda ağlıyordu: “Oğlum, Allah yardımcın olsun.”
Zamanla alışmaya başladım ama her gün yeni bir zorluk çıkıyor karşıma. Market alışverişi bile işkenceye döndü; bir elimde bebek arabası, diğer elimde poşetler… İnsanlar bakıyor, fısıldaşıyor: “Babasıyla yalnız…”
Bir gün parkta başka annelerle karşılaştım. Biri yaklaşıp sordu:
— Eşin nerede?
— Ayrıldık…
Kadınlar önce sustu, sonra biri “Kolay gelsin,” dedi ama yüzlerinde yargı vardı.
Bazen Zeynep’i suçluyorum; bazen de kendimi… Acaba çok mu ısrar ettim çocuk için? Onun hayallerini hiçe mi saydım? Ama Ali’ye bakınca tüm sorular susuyor. O benim her şeyim oldu.
Bir gece Ali’yi uyuturken içimden geçenleri ona fısıldadım:
“Baban burada oğlum… Seni bırakmam.”
Ama geceleri hâlâ uykusuzum; bazen Zeynep’in geri dönmesini hayal ediyorum. Sonra kendime kızıyorum: “Bir insan anneliği istemiyorsa zorla anne olabilir mi?”
Ailem dağıldı ama ben Ali için ayakta kalmak zorundayım. Türkiye’de bir babanın tek başına çocuk büyütmesi kolay değil; herkesin beklentisi farklı, yargısı ağır… Ama ben oğlum için mücadele edeceğim.
Şimdi size soruyorum: Sizce bir kadın anneliği reddedebilir mi? Ya da bir baba tek başına yeterli olabilir mi? Yoksa aile olmak sadece kan bağı mı demek? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…