İki Ateş Arasında: Kızım İçin Savaşan Annem ve Babam

“Zeynep, bak kızım, bu hafta sonu mutlaka bize gelsin. Geçen hafta zaten babasında kaldı!” Annemin sesi telefonda yine titrek ve ısrarcıydı. O an mutfakta, üç yaşındaki kızım Elif’in sütünü karıştırırken, içimde bir düğüm daha atıldı. Henüz sabah olmuştu ama annemle babamın rekabetiyle başlayan günler bana artık nefes aldırmıyordu.

Telefonu kapatır kapatmaz, WhatsApp’tan babamdan mesaj geldi: “Elif’i bu akşam parka götüreceğim. Annesiyle konuş, izin alsın. Ona yeni bir bisiklet aldım.”

Bir an durup aynadaki yansımama baktım. Gözlerimin altındaki morluklar, yorgunluktan sarkmış omuzlarım… Sanki ben değil de başka biriymişim gibi hissettim. Kendi hayatımda figüran olmuştum; başrolde ise annemle babam vardı. Onlar boşanalı on yıl oldu ama hâlâ birbirlerini yenmeye çalışıyorlardı. Şimdi ise savaş alanları torunlarıydı: Elif.

Eşim Emre ile evliliğimizde de bu durum çatlaklar yaratıyordu. O akşam Emre işten geldiğinde, yüzünde yine o bıkkın ifade vardı. “Yine mi kavga?” dedi, daha ben anlatmadan. “Elif’in huzuru için biraz uzak dursalar ya…”

Ama nasıl? Annemle babam, Elif’in doğumundan beri birbirlerine üstün gelmek için yarışıyorlardı. Annem Elif’e her gittiğimizde yeni oyuncaklar alıyor, en sevdiği yemekleri yapıyor, “Beni daha çok seviyor değil mi?” diye gözümün içine bakıyordu. Babam ise Elif’i dışarı çıkarıyor, lunaparka götürüyor, “Bak dedesiyle ne kadar eğleniyor!” diye sosyal medyada fotoğraflar paylaşıyordu.

Bir keresinde Elif’in doğum günüydü. İki taraf da ayrı ayrı kutlama yapmak istedi. Annem “Bizim evde pasta keseceğiz,” dedi. Babam ise “Benim evimde büyük bir sürpriz hazırladım,” diye ısrar etti. Elif’in kafası karıştı; hangisine gitsek diğeri küsecek, biliyordum. Sonunda iki ayrı doğum günü yaptık ama Elif’in gözlerinde o eski neşe yoktu.

Bir gece, Elif uyuduktan sonra annemi aradım. “Anne,” dedim, “Lütfen biraz anlayışlı ol. Elif’in kafası karışıyor, üzülüyor.” Annem sustu, sonra sesi titreyerek konuştu: “Ben sadece torunumu kaybetmekten korkuyorum. Baban hep daha çok sevilsin istiyor.”

Ertesi gün babamı aradım. “Baba, lütfen Elif’i bir yarışın ortasında bırakma,” dedim. O da iç çekti: “Kızım, ben sadece onunla daha çok vakit geçirmek istiyorum. Annen hep önümü kesiyor.”

İşte tam da burada sıkışıp kalıyordum: İki taraf da haklıydı ama en çok zarar gören Elif’ti. Bir gün Elif bana sarılıp “Anneciğim, neden dede ve anneannem kavga ediyor?” diye sorduğunda gözlerim doldu. Ona ne cevap vereceğimi bilemedim.

Bir akşam Emre ile otururken konu yine açıldı. “Bence bir uzmana danışmalıyız,” dedi Emre. “Elif’in psikolojisi bozulacak.” Haklıydı ama ailemize bunu nasıl anlatacaktık? Türkiye’de hâlâ psikoloğa gitmek ayıp sayılırdı; hele ki annem ve babam gibi eski kafalı insanlar için.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binlerce düşünce… Annemin yalnızlığı, babamın gururu, Elif’in masumiyeti… Hepsi birbirine karıştı.

Bir sabah annem aradı; sesi ağlamaklıydı: “Baban Elif’i bana göstermiyor artık! Ne olur bir şey yap!” Aynı gün babamdan da mesaj geldi: “Annen Elif’i bana göndermiyor!”

Artık yeter dedim kendi kendime. O akşam hepsini evimize çağırdım. Masanın etrafında oturduk; annem gözyaşlarını tutamıyor, babam ise öfkeyle bakıyordu.

“Bakın,” dedim titreyen sesimle, “Elif sizin oyuncağınız değil! Onun huzuru için kavga etmeyi bırakmazsanız, ikinizle de görüşmeyeceğim!”

Bir an sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaya başladı; babam başını öne eğdi. “Biz sadece torunumuzu seviyoruz,” dedi annem kısık sesle.

“Sevginizle yarışmayın,” dedim. “Elif’in en çok ihtiyacı olan şey huzur.”

O günden sonra işler biraz değişti mi? Belki… Annem ve babam hâlâ zaman zaman rekabete giriyorlar ama artık daha dikkatli davranıyorlar. Ben ise hâlâ iki ateş arasında kalıyorum ama en azından Elif’in yüzünde yeniden o eski gülümsemeyi görebiliyorum.

Bazen düşünüyorum: Aile olmak sadece kan bağı mı? Yoksa birlikte huzur bulabilmek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Benim yerimde olsaydınız, annenizle babanız arasında nasıl bir denge kurardınız?