Dedemin Sırrı: Bir Torunun, Babaannesine Umudu Yeniden Kazandırma Hikayesi
“Anne, lütfen… Biraz olsun gülümse. Bak, torunun geldi!”
Annemin sesi mutfakta yankılandı ama babaannem Halime Hanım, gözlerini yere dikmiş, ellerini dizlerinde birleştirmişti. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem Zeynep ve babam Mehmet’le birlikte köye, babaannemi ziyarete gelmiştik. Aslında ben, torunu Yusuf, bu yazı onun yanında geçirecektim. Ama daha ilk dakikadan, evin içindeki ağır havayı hissettim.
Dedemi geçen kış kaybettik. O günden beri babaannem sanki başka birine dönüştü. Eskiden sabahları bahçede çiçeklerle uğraşır, akşamları bana masallar anlatırdı. Şimdi ise gözleri camdan dışarıya dalıyor, konuşmak istemiyor. Annemle babam mutfağa geçip alışveriş poşetlerini boşaltırken ben usulca yanına oturdum.
“Babaanne, bak sana ne getirdim,” dedim, cebimden küçük bir defter çıkararak. “Bu yaz birlikte anılarımızı yazalım mı?”
Başını kaldırmadan, “Ne anısı kaldı ki Yusuf?” dedi kısık bir sesle. “Her şey dedenin ardından bitti.”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Annem mutfaktan seslendi: “Halime Anne, bak sana pastanı getirdik! Senin en sevdiğin.”
Babaannem başını hafifçe salladı. “Sağ olun kızım, zahmet etmişsiniz.”
O akşam sofrada kimse konuşmadı. Sadece çatal bıçak sesleri ve arada bir annemin boğazını temizlemesi duyuluyordu. Babam göz ucuyla bana baktı; sanki ‘sabret’ der gibiydi.
Ertesi sabah annem ve babam şehre dönerken bana sarıldılar. “Yusuf, babaannene iyi bak oğlum,” dedi annem. “Onun sana ihtiyacı var.”
Köyde günler ağır aksak geçti. Babaannem sabahları erkenden kalkıyor ama hiçbir şey yapmıyordu. Bahçedeki güller solmuştu, kümesteki tavuklar aç kalmıştı. Bir gün cesaretimi topladım.
“Babaanne, dedemin eski radyosunu buldum. Onunla birlikte türkü dinler miyiz?”
İlk kez gözlerinde bir parıltı gördüm. “O radyo hâlâ çalışıyor mu ki?” dedi.
“Deneyelim mi?” dedim heyecanla.
Radyoyu açtık; cızırtılı bir sesle Neşet Ertaş’ın türküsü çalmaya başladı. Babaannem gözlerini kapattı, dudakları titredi. Bir damla yaş yanağından süzüldü.
“Deden bu türküyü çok severdi,” dedi fısıltıyla.
“Bana anlatır mısın? Nasıl tanıştınız?”
İlk kez o kadar uzun konuştu benimle. Dedemle köy düğününde tanıştıklarını, ilk defa elini tuttuğunda nasıl utandığını anlattı. Gözleri uzaklara daldı; sanki o günlere geri dönmüştü.
O günden sonra her sabah radyoyu açtık. Ben ona defterde yeni bir sayfa açtım: ‘Dedemin Hikâyeleri’. Her gün bir anı yazdık; bazen güldük, bazen ağladık.
Bir akşamüstü bahçede otururken komşu Hatice Teyze uğradı. “Halime Abla, seni pazara bekliyoruz yarın,” dedi.
Babaannem başını çevirdi: “Ben gelmeyeli çok oldu Hatice.”
“Yusuf gelsin seninle! Hem torunun yanında olunca daha iyi hissedersin.”
Ertesi gün pazara gittik. Babaannem ilk başta isteksizdi ama eski dostlarıyla karşılaşınca yüzüne renk geldi. Elma tezgâhında Ayşe Teyze’ye sarıldı; yıllardır görmediği gibi sevindi.
Dönüş yolunda bana döndü: “Yusuf, iyi ki geldin oğlum. Sen olmasan ben bu kapıdan çıkmazdım.”
O akşam sofrada ilk kez kahkaha attı. Ben de içimden ‘başardım’ dedim.
Ama her şey bir anda düzelmedi. Bir gece babaannemi odasında ağlarken duydum. Kapıyı tıklattım.
“Babaanne, iyi misin?”
Cevap vermedi. İçeri girdim; elinde dedemin fotoğrafı vardı.
“Onsuz yaşamak çok zor Yusuf,” dedi titrek bir sesle.
Yanına oturdum, elini tuttum: “Ama ben buradayım babaanne. Seninle birlikteyim.”
O gece uzun uzun konuştuk; ölümün ne demek olduğunu, sevdiklerimizi kaybetmenin acısını… Bana dedi ki: “Senin yaşında insan ölümden korkmaz ama ben her gece dua ediyorum ki Allah beni dedene kavuştursun.”
Bir süre sonra köydeki kadınlar babaannemi tekrar aralarına aldılar. Bahçedeki gülleri birlikte budadık; tavuklara yem verdik. Ben de ona şehirden getirdiğim yeni çiçek tohumlarını ektim.
Bir gün köyde düğün oldu; babaannem beni de götürdü. Düğünde eski arkadaşlarıyla halay çekti; yüzünde yıllardır görmediğim bir mutluluk vardı.
Yaz sonunda annem ve babam beni almaya geldiklerinde babaannem onlara sarıldı: “Yusuf bana hayatımı geri verdi,” dedi gözleri dolu dolu.
Şimdi şehirdeyim ama her hafta babaannemi arıyorum. O da bana yeni anılar anlatıyor; bazen gülüyor, bazen ağlıyor ama artık yalnız değil.
Bazen düşünüyorum: Bir insanın hayatına dokunmak için illa büyük şeyler yapmak mı gerekir? Yoksa sadece yanında olmak yeterli mi? Sizce de bazen en büyük iyilik, sadece dinlemek ve paylaşmak değil mi?