Sabır Taştı: O Gece Beni Kapının Önüne Koyduğunda
“Dışarı çık! Bu evde sana yer yok artık!” Engin’in sesi apartmanın duvarlarında yankılandı. Kapının çarpmasıyla birlikte, elimde sadece ince bir hırkayla kendimi soğuk merdivenlerde buldum. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Gecenin sessizliğinde, apartman boşluğunda titrerken, on yıldır süren evliliğimin bana neler kaybettirdiğini düşündüm.
Ben Zeynep. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, sıradan bir ailede büyüdüm. Annem hep “Kızım, yuvanı koru. Kadın olmak sabır ister,” derdi. Ben de sabrettim. Engin’le evlendiğimde umut doluydum; birlikte mutlu olacağımıza inanmıştım. Ama zamanla Engin’in öfkesi, sevgisizliği ve küçümseyici bakışları hayatımı kararttı.
İlk zamanlar sadece susardı. Sonra bağırmaya başladı. Sonra eşyaları fırlatmaya… Her seferinde “Belki düzelir,” dedim. Anneme anlattığımda, “Erkekler böyledir, aldırma,” dedi. Arkadaşlarım ise “Boşanmak kolay mı? Ne yapacaksın tek başına?” diye sordu. Herkesin gözünde sabretmem gerekiyordu.
Ama o gece… O gece Engin’in gözlerinde ilk defa yabancı birini gördüm. “Senin yüzünden hayatım mahvoldu!” diye bağırdı. “Bir işe yaramıyorsun! Git, düşün taşın bakalım.”
Apartman boşluğunda otururken, komşumuz Ayşe Teyze kapısını araladı. Göz göze geldik. Bir an için yardım ister gibi baktım ama o başını eğip kapıyı kapattı. Utandım. Kendi evimde istenmeyen biri olmuştum ve kimse bana el uzatmıyordu.
O gece boyunca çocukluğumdan bugüne kadar yaşadığım tüm acılar gözümün önünden geçti. Babamın anneme bağırışları, annemin sessizce ağlayışı… Demek ki ben de annem gibi olacaktım. Sabredecek, sineye çekecek, yok olup gidecektim.
Sabah olduğunda Engin kapıyı açtı. “Hadi, içeri gel de kahvaltı hazırla,” dedi sanki hiçbir şey olmamış gibi. İçeri girdim ama içimdeki Zeynep artık aynı değildi. Aynada kendime baktım: Gözlerim şişmiş, yüzüm solgun… Ama ilk defa kendime “Bunu hak etmiyorsun,” dedim.
O gün boyunca Engin’in her lafında titredim. Kahvaltı sırasında tabağı önüme fırlattı: “Yumurta soğuk olmuş!” Akşam işten döndüğünde ise sessizce televizyonun karşısına geçti, beni yok saydı. Ben ise mutfakta oturup ellerimi ovuşturdum. Kafamda tek bir soru dönüp duruyordu: “Neden buradayım?”
Gece olunca annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim ağlayarak. Annem yine aynı cümleyi tekrarladı: “Kızım, sabret. Her evde olur böyle şeyler.” O an annemin de ne kadar çaresiz olduğunu anladım.
Ertesi gün işyerine gittim. Çalıştığım tekstil atölyesinde arkadaşım Elif yanıma geldi: “Zeynep, iyi misin? Yüzün çok kötü görünüyor.” Dayanamadım, her şeyi anlattım. Elif’in gözleri doldu: “Bak Zeynep, ben de yıllarca dayandım ama sonunda çıktım o evden. Korkma, yalnız değilsin.”
O sözler bana güç verdi. Akşam eve dönerken içimde bir karar filizlendi: Ya bu hayatta kendi yolumu çizecektim ya da yavaş yavaş yok olacaktım.
Eve girdiğimde Engin yine bağırmaya başladı: “Nerede kaldın? Yemek hazır değil mi hâlâ?” Bu kez cevap vermedim. Sadece odama geçip valizimi çıkardım. Engin şaşkınlıkla arkamdan baktı: “Ne yapıyorsun sen?”
“Gidiyorum,” dedim titreyen bir sesle ama kararlıydım. “Artık bu evde kalmayacağım.”
Engin önce güldü: “Nereye gideceksin? Kim alır seni? Herkes sana güler!”
Ama ben duymadım bile. Valizimi aldım ve kapıdan çıktım. Apartman boşluğunda yine Ayşe Teyze ile karşılaştık. Bu kez bana yaklaşıp fısıldadı: “Kızım, ister misin bu gece bizde kal?” Gözlerim doldu; ilk defa biri bana elini uzatmıştı.
Ayşe Teyze’nin evinde o gece sabaha kadar düşündüm: Hayatımı kim için yaşıyordum? Korkularım mı, yoksa özgürlüğüm mü ağır basacaktı?
Ertesi sabah Elif’le buluştum ve onun yardımıyla kadın dayanışma merkezine başvurdum. Orada benim gibi nice kadınla tanıştım; hepsi aynı acıları yaşamıştı ama hepsi bir şekilde yeniden başlamıştı.
Şimdi küçük bir evde tek başıma yaşıyorum. Hâlâ korkularım var ama artık biliyorum ki yalnız değilim ve hayatımı yeniden kurabilirim.
Bazen geceleri hâlâ o soğuk apartman boşluğunu hatırlıyorum ve kendime soruyorum: Bir insan ne kadar acıya dayanmalı? Sabretmek mi erdemdir, yoksa gitmek mi cesaret ister? Siz olsanız ne yapardınız?