Kendi Evimde Yabancı: Kayınvalidemin Gölgesinde Bir Hayat
“Zeynep, bu perdeler hiç yakışmamış. Benim getirdiklerimi takalım, daha ferah olur.”
Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi mutfağın kapısından içeri sızarken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Dört yıl önce, Ali’yle evlenip bu küçük evi zar zor almıştık. Her köşesinde emeğim, hayalim, uykusuz gecelerim vardı. Ama şimdi, kendi evimde bir yabancı gibiydim.
Fatma Hanım, Ali’nin annesi, son altı aydır bizimle yaşıyordu. Başta birkaç hafta kalacak demişti, ama valizleriyle birlikte kendi kurallarını da getirmişti. İlk günlerde sabrettim, “Büyükler başımızın tacı” dedim. Ama zamanla mutfağın düzeni değişti, salonun koltukları yer değiştirdi, hatta yatak odamızdaki nevresimler bile onun seçtikleriyle değiştirildi.
Bir akşam Ali işten döndüğünde, ona usulca sordum:
“Ali, annen ne zaman kendi evine dönecek?”
Ali gözlerini kaçırdı. “Zeynep, annem yalnız. Biraz daha sabret. Hem sana da yardımcı oluyor.”
Yardımcı olmak mı? Her sabah mutfağa girdiğimde kendi yaptığım reçellerin yerini bulamıyordum. Akşamları televizyonun sesini kısmam gerekiyordu çünkü Fatma Hanım dizisini izliyordu. En kötüsü de, komşulara benim hakkımda laf taşımasıydı. Geçen gün apartmandaki Emine Abla bana yanaşıp fısıldadı:
“Kayınvaliden senin yemeklerini pek beğenmiyormuş kızım.”
O an yüzümdeki utancı ve öfkeyi saklayamadım. Kendi evimde, kendi emeğimle hazırladığım sofrada bile yetersiz hissediyordum.
Bir pazar sabahı, annemi aradım. Sesim titriyordu:
“Anne, ben dayanamıyorum artık. Evim bana ait değilmiş gibi.”
Annem derin bir iç çekti. “Kızım, sabretmek lazım. Ama kendini de ezdirme. Ali’yle konuş.”
O gün cesaretimi topladım. Akşam Ali eve geldiğinde sofrayı hazırladım ve gözlerinin içine bakarak konuştum:
“Ali, ben bu şekilde yaşayamam. Evimizde huzur kalmadı. Annene saygım sonsuz ama artık kendi düzenimizi kurmak istiyorum.”
Ali başını öne eğdi. “Zeynep, annem hasta olabilir diye korkuyorum. Yalnız kalınca tansiyonu yükseliyor.”
İçimde bir fırtına koptu. Benim sağlığım? Benim huzurum? O gece sabaha kadar uyuyamadım.
Bir hafta sonra Fatma Hanım’ın kız kardeşi Hatice Teyze ve onun oğlu Murat da bize geldi. “Bir iki gün kalacaklar” dediler. Ama o iki gün haftalara uzadı. Evimizde dört kişi olduk; mutfakta yer yok, banyoda sıra bekliyoruz. Hatice Teyze sabahları yüksek sesle dua okuyor, Murat ise gece geç saatlere kadar bilgisayarda oyun oynuyor.
Bir akşam mutfakta Fatma Hanım’la karşı karşıya geldik:
“Zeynep, Hatice ablam biraz daha kalacak. Sen gençsin, idare edersin.”
Dayanamadım:
“Ben de insanım Fatma Hanım! Burası benim evim! Neden kimse bana sormadan karar veriyor?”
Fatma Hanım’ın yüzü asıldı. “Sen bizim ailemize gireli daha dört yıl oldu Zeynep. Biz yıllardır böyle dayanışırız.”
O an anladım ki bu sadece bir misafirlik meselesi değildi; bu bir güç savaşıydı. Benim sınırlarımı kabul etmiyorlardı.
O gece Ali’yle tartıştık:
“Ali, ya annen ve akrabaları ya da ben! Bu şekilde devam edemem!”
Ali sessiz kaldı. Gözlerinde korku ve çaresizlik vardı.
Ertesi sabah işe gitmek için hazırlanırken aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı. Bu ben miydim? Hayallerimden ne kalmıştı?
O gün iş yerinde arkadaşım Ayşe’ye açıldım:
“Ayşe, evimde nefes alamıyorum. Sanki her şeyim elimden alındı.”
Ayşe elimi tuttu: “Zeynep, kendini kaybetme. Kendi sınırlarını çizmezsen kimse senin yerine çizmez.”
Akşam eve döndüğümde Fatma Hanım mutfakta yine bir şeyleri değiştiriyordu. Derin bir nefes aldım ve kararlı bir şekilde konuştum:
“Fatma Hanım, bu evde artık kendi düzenimi kurmak istiyorum. Sizi seviyorum ama herkesin bir sınırı olmalı.”
Fatma Hanım önce şaşırdı, sonra öfkelendi:
“Demek beni istemiyorsun! Oğlumu bana karşı dolduruyorsun!”
Ali araya girdi:
“Anne, Zeynep haklı. Biz de bir aileyiz artık.”
O gece Fatma Hanım odasına çekildi ve ertesi gün Hatice Teyze ile birlikte evi terk etti. Ev sessizleşti ama içimde bir boşluk vardı.
Ali bana sarıldı:
“Zeynep, seni ihmal ettim. Özür dilerim.”
Gözlerimden yaşlar süzüldü:
“Ali, ben sadece kendi yuvamda huzur istedim.”
Şimdi mutfağımda yalnız otururken düşünüyorum: Bir kadının kendi evinde huzur istemesi bencillik mi? Yoksa aile olmak demek herkesin sınırına saygı göstermek mi? Sizce ben yanlış mı yaptım?