Ben Bakıcı Değilim: Bir Aile Yükünün Hikayesi
“Ben bakıcı değilim!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. O an, Murat’ın elindeki çay kaşığı tabağa çarptı ve ince bir tın sesiyle sustu. Annemin gözleri, bir köşede sessizce otururken bana çevrildi; içinde hem korku hem de suçluluk vardı. Murat başını öne eğdi, “Zeynep, başka çaremiz yok. Annemiz artık yalnız kalamaz. Geçen hafta yine düşmüş, komşular bulmuş.”
İçimde bir öfke kabardı. Sanki annemin yaşlanması, onun bakıma muhtaç hale gelmesi sadece benim sorumluluğummuş gibi… Oysa ben de çalışıyordum, iki çocuğum vardı, eşim Serkan’ın işi ise her an tehlikedeydi. Ama Murat’ın eşi çalışmıyor, küçük kardeşim Elif ise hâlâ üniversitede okuyordu. Yine de herkesin gözü bende.
“Peki ya sen?” dedim Murat’a, gözlerim dolu dolu. “Senin de annen! Neden hep bana bakıyorsunuz?”
Murat derin bir iç çekti. “Biliyorsun, işim çok yoğun. Ayrıca çocuklar küçük… Zaten annemiz senin yanında daha rahat eder.”
O an içimde bir şeyler koptu. Annemin bana bakan gözleriyle Murat’ın kaçamak bakışları arasında sıkışıp kaldım. Elif ise sessizce telefonuna bakıyordu, sanki bu konuşma hiç olmamış gibi.
O gün eve döndüğümde Serkan’a her şeyi anlattım. “Zeynep,” dedi, “senin yükün zaten ağır. Ama anneni de ortada bırakamazsın.”
Geceleri uyuyamaz oldum. Annemin gençliğini düşündüm; nasıl çalıştığını, bizi nasıl büyüttüğünü… Ama şimdi ben de bir anneyim ve kendi çocuklarımın ihtiyaçları var. Herkes benden fedakârlık bekliyor ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyor.
Bir hafta sonra Murat aradı. “Zeynep, karar verdik. Annemizi sana getireceğiz. Elif’in sınavları var, ben de işten izin alamıyorum.”
“Bana mı getireceksiniz? Benim hayatım yok mu? Benim çocuklarımın psikolojisi ne olacak? Ya işim?”
Murat sustu. “Başka çaremiz yok,” dedi sadece.
O gece annemi almaya gittik. Eşyalarını toplarken annem ağladı. “Sana yük oluyorum kızım,” dedi titrek sesiyle.
“Anne, lütfen… Kimseye yük değilsin,” dedim ama içimdeki öfke ve çaresizlik büyüyordu.
Annemi eve getirdiğimizde çocuklar şaşkındı. Küçük kızım Defne, “Anneanne bizimle mi yaşayacak?” diye sordu.
“Evet canım,” dedim ve gülümsedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
İlk günler çok zordu. Annem geceleri uyanıyor, su istiyor, bazen tuvalete gitmek için yardıma ihtiyaç duyuyordu. İşten yorgun dönüp bir de ona bakmak beni tüketiyordu. Serkan elinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştı ama o da yorgundu.
Bir akşam Elif aradı. “Ablacığım, annem nasıl?”
“İyi,” dedim kısa bir şekilde.
“Ben de birkaç gün sonra uğrarım,” dedi ama gelmedi.
Bir gün Murat aradı ve “Zeynep, annem için bir bakıcı bulsak mı?” dedi.
“Bakıcıya verecek paramız var mı?” diye sordum öfkeyle.
“Yok ama belki devletin bir yardımı olur…”
O gece annemle otururken bana baktı: “Kızım, ben ölsem de kurtulsan bu yükten…”
Gözlerim doldu. “Anne, böyle konuşma.”
Ama içimdeki vicdan azabı ve öfke birbirine karıştı. Kendi kardeşlerime kızgındım; neden hep ben? Neden bu yük hep kadının omzunda?
Bir sabah Defne okula gitmek istemedi. “Anneanne hep ağlıyor, korkuyorum,” dedi.
O an anladım ki bu yük sadece bana değil, çocuklarıma da ağır geliyordu.
Bir akşam ailece toplandık; Murat, Elif ve ben. “Böyle olmaz,” dedim. “Ya bakım evine vereceğiz ya da dönüşümlü bakacağız.”
Murat başını salladı. “Bakım evine veremem,” dedi.
Elif ise ağlamaya başladı: “Ben sınavlarımı bitirince ilgilenirim…”
Ama herkes kaçıyordu sorumluluktan.
Aylar geçti. Annem daha da kötüleşti. Ben ise tükenmiştim. Bir gün iş yerinde bayıldım; doktor stres ve yorgunluktan dedi.
O gece Serkan bana sarıldı: “Zeynep, kendini mahvetme.”
Ama nasıl mahvetmeyeyim? Annemi bırakmak vicdanıma sığmazdı; ama bu yükü taşımak da beni yok ediyordu.
Şimdi annem hâlâ benimle; kardeşlerim ise hâlâ uzakta… Bazen düşünüyorum: Biz neden hep kadınlardan fedakârlık bekliyoruz? Kendi hayatımızdan vazgeçmek zorunda mıyız? Siz olsanız ne yapardınız?