Bir Pastanın Ardında Saklanan Yıllar: Emine’nin Altmışıncı Yaş Günü

“Emine abla, pastayı nereye koyalım?” diye sordu kız kardeşim Zeynep, elinde koca çikolatalı pastayla salona girerken. O an, içimde bir şeyler çatırdadı. Masanın üstünde duran vazonun altındaki havluyu düzelttim, çiçeklerin yapraklarını elimle okşadım. Saatin tik takları, kalbimin atışına karışıyordu. Altmış yıl… Bugün benim altmışıncı yaş günüm ve evde bir telaş, bir koşuşturma… Ama içimde tarifsiz bir boşluk.

Küçük torunum Elif, eteğime yapıştı: “Babaanne, sen hiç yaşlanmıyorsun mu?” Gülümsedim ama gözlerim doldu. “Yaşlanmak ne demek ki Elif’im? Bazen insanın ruhu yaşlanıyor, bedeni değil,” dedim. Kimse duymadı bu cümlemi, herkes kendi telaşında.

Mutfaktan kızım Ayşe’nin sesi yükseldi: “Anne, patates salatasının tuzu az mı olmuş?”

“Biraz daha ekle kızım,” dedim. Sanki yıllardır her şeyin eksik kalan tuzunu ben tamamlıyormuşum gibi…

Evin her köşesinde çocuklarım, torunlarım, kardeşlerim… Herkes bir şeylerle meşgul. Ama ben… Ben sadece izliyorum. Yıllar önce bu evde annem de böyle izlerdi bizi. O zaman anlamazdım. Şimdi anlıyorum; insan bazen kendi hayatının misafiri oluyor.

Kocam Hasan salona girdi, elinde telefon: “Emine, Halil aradı. Gelemeyecekmiş, işi çıkmış.”

İçimden bir of çektim. Halil benim en büyük oğlum. Hep işi çıkar, hep bir bahanesi olur. Ama yine de her defasında beklerim onu. Anneliğin en zor yanı da bu galiba; ne kadar kırılırsan kırıl, beklemekten vazgeçemiyorsun.

Zeynep pastayı masanın ortasına koydu. Üzerinde kocaman ‘İyi ki Doğdun Emine’ yazıyor. Herkes etrafıma toplandı. Ayşe mumları yaktı. “Anne, dilek tut!” dedi.

Gözlerimi kapattım. Dilek mi? Ne dileyebilirdim ki? Yıllardır herkesin mutluluğu için uğraştım. Çocuklarım okusun diye gece gündüz çalıştım. Hasan’ın işsiz kaldığı yıllarda evlere temizliğe gittim, kimseye belli etmeden. Kendi hayallerimi hep erteledim. Bir gün resim kursuna gitmek istemiştim mesela; Hasan ‘Evde iş bitmiyor ki Emine’ deyince vazgeçmiştim. Şimdi düşünüyorum da… Ben hiç kendim için bir şey yapmadım.

Mumları üflerken gözlerim doldu. Herkes alkışladı, çocuklar şarkı söyledi. Ama ben o an içimdeki yalnızlığı hissettim en derinden.

Yemekler yendi, kahveler içildi. Sohbet koyulaştı. Zeynep bana yaklaştı: “Ablacığım, iyi ki varsın. Hepimiz senin sayende ayakta kaldık.”

Gülümsedim ama içimde bir sızı… Gerçekten ayakta mı kaldım? Yoksa sadece herkesin yükünü sırtlayıp kendi hayatımı unuttum mu?

Bir ara Ayşe yanıma oturdu: “Anne, sen hiç yorulmaz mısın?”

Bir an sustum. Sonra dedim ki: “Yoruluyorum Ayşe’m… Hem de çok yoruluyorum.”

Ayşe şaşırdı. İlk defa böyle bir şey söylediğimi duyuyordu belki de.

Hasan uzaktan seslendi: “Emine, çayları tazeleyelim mi?”

O an içimde bir öfke kabardı. Yıllardır bu evde her şey bana soruldu, her iş bana düştü. Bir gün olsun kimse ‘Emine ne ister?’ diye sormadı.

Ayağa kalktım, masanın ortasındaki pastaya baktım. Herkes sustu, bana döndü.

“Biliyor musunuz?” dedim titreyen sesimle. “Bugün altmış yaşına bastım. Hayatım boyunca hep sizin için yaşadım. Çocuklarım okusun diye saçımı süpürge ettim. Hasan’a destek olayım diye kendi hayallerimi unuttum. Kardeşlerime kol kanat gerdim… Ama hiç kimse bana ‘Sen ne istiyorsun Emine?’ demedi.”

Salonda derin bir sessizlik oldu.

“Ben de bilmiyorum artık ne istediğimi,” dedim gözyaşlarımı tutamadan. “Ama şunu biliyorum; bundan sonra biraz da kendim için yaşamak istiyorum.”

Ayşe yanıma geldi, elimi tuttu: “Anne… Biz seni hep güçlü sandık. Hiç kırılmaz sanıyorduk.”

“Güçlü olmak bazen en büyük yalnızlık,” dedim.

Hasan başını öne eğdi: “Haklısın Emine… Bunu hiç düşünmedik.”

O gece herkes erken dağıldı. Ev sessizliğe büründü. Pastanın yarısı masada kaldı; tıpkı içimde yarım kalan hayaller gibi.

Gece yatağıma uzandığımda pencereden dışarı baktım. Sokak lambasının ışığında eski günler gözümün önünden geçti: Annemin bana sarılışı, çocuklarımın ilk adımları, Hasan’la ilk kavga ettiğimiz gün… Hepsi bir film şeridi gibi aktı geçti.

Kendi kendime sordum: “Hayat gerçekten başkaları için yaşanınca mı anlamlı? Yoksa insan biraz da kendisi için mi yaşamalı?”

Belki de bundan sonra cevabı arama zamanı gelmiştir… Sizce ben geç mi kaldım? Yoksa her yaşta yeniden başlamak mümkün mü?