Geç Kalmış Bir Karar: Annemi Eve Getirmek Hayatımı Nasıl Değiştirdi?
“Ne zaman döneceğiz oğlum? Burası bana çok yabancı…” Annemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken içimde bir sızı hissettim. İstanbul’un göbeğinde, onca kalabalığın ortasında, annem kendini daha önce hiç olmadığı kadar yalnız hissediyordu. Oysa ben, onu yalnız bırakmamak için yıllar sonra bu kararı vermiştim.
Babamı kaybettiğimiz o kış günü hâlâ gözümün önünde. Kar yağarken köydeki evimizin penceresinden dışarı bakmıştık; annem sessizce ağlamış, ben ise hiçbir şey yapamamıştım. O günden sonra annemle aramızda görünmez bir duvar örüldü. Ben üniversite için İstanbul’a taşındım, annem ise köyde kaldı. Her telefon konuşmamızda “İyiyim oğlum, merak etme,” derdi ama sesindeki titrekliği hep hissederdim.
Yıllar geçti, ben iş buldum, evlendim, çocuklarım oldu. Annem ise köyde tek başına yaşlanmaya devam etti. Onu yanıma almak için defalarca niyetlendim ama bir türlü cesaret edemedim. Kendi düzenim, işim, çocukların okulu derken hep erteledim. Ta ki geçen yıl komşumuz Ayşe Teyze arayıp “Annen bu aralar çok içine kapandı, pek kimseyle konuşmuyor,” diyene kadar… O an içimde bir şeyler koptu. Hemen köye gittim, annemi karşıma alıp konuştum.
“Anne, artık yalnız kalmanı istemiyorum. Gel, bizimle yaşa.”
Başta itiraz etti. “Ben burada alıştım oğlum, toprağımdan kopamam,” dedi. Ama gözlerindeki yorgunluk ve yalnızlık bana başka bir şey söylüyordu. Sonunda ikna oldu ve İstanbul’a getirdim.
İlk günler her şey yolundaydı. Çocuklarım anneannelerine sarılıp ona hikâyeler anlattılar, eşim Elif elinden geleni yaptı. Ama zamanla sorunlar başladı. Annem büyük şehrin gürültüsüne alışamadı; sabah ezanında uyanıp “Köyde horozlar öterdi, burada sadece araba sesleri var,” diye yakındı. Evdeki düzenimize ayak uydurmakta zorlandı. Elif’in modern mutfak alışkanlıklarına alışamadı; “Bizim oralarda tereyağı böyle konmaz,” diye söylenip durdu.
Bir akşam sofrada Elif’le tartıştılar. Annem “Çorbayı böyle mi yaparsın kızım?” deyince Elif’in yüzü düştü. Ben araya girmeye çalıştım ama iki kadın arasında sıkışıp kaldım. O gece Elif bana “Senin annenle yaşamak sandığım kadar kolay değilmiş,” dediğinde ne diyeceğimi bilemedim.
Çocuklar da etkilenmeye başladı. Kızım Zeynep bir gün odasına kapanıp ağladı: “Anneannem sürekli bana kızıyor, televizyon izlememi istemiyor.” Oğlum Kerem ise “Anneannem bizimle oyun oynamıyor, hep camdan dışarı bakıyor,” diye şikâyet etti.
Bir gece annemin odasından hıçkırık sesleri duydum. Kapıyı tıklatıp içeri girdim; annem yatağında oturmuş eski bir fotoğraf albümüne bakıyordu.
“Anne… Neden ağlıyorsun?”
“Ben burada fazlalık gibiyim oğlum. Sizin düzeninizi bozuyorum. Keşke beni getirmeseydin.”
O an içimde büyük bir suçluluk hissettim. Onu yalnız bırakmak istememiştim ama şimdi de kendi ailemin huzurunu bozduğumu düşünüyordum.
Bir sabah kahvaltıda Elif patladı: “Ya annen biraz daha uyum sağlar ya da bu evde huzur kalmayacak!”
Annem sessizce sofradan kalktı ve odasına çekildi. Ben ise iki ateş arasında kaldım; bir yanda annemin yalnızlığı, diğer yanda eşimin ve çocuklarımın huzuru…
O gün iş yerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Akşam eve döndüğümde annemi cam kenarında otururken buldum.
“Oğlum… Beni tekrar köye götür. Burada nefes alamıyorum.”
Ne diyeceğimi bilemedim. Onu tekrar yalnız bırakmaya gönlüm el vermiyordu ama evdeki huzursuzluk da dayanılmaz hale gelmişti.
Bir hafta boyunca herkes birbirine yabancı gibi davrandı. Evin içinde soğuk bir hava esti; ne çocuklar ne Elif ne de annem birbirleriyle konuştu.
Sonunda bir akşam ailece oturup konuştuk. Annem gözyaşları içinde “Ben sizin hayatınızı zorlaştırmak istemiyorum,” dedi. Elif ise “Ben de onun yerinde olsam alışamazdım,” diyerek ilk defa empati gösterdi.
Bir uzmandan yardım almaya karar verdik; aile terapisine başladık. Annem duygularını ilk kez açıkça ifade etti: “Kendimi hep yalnız hissettim ama oğlumun yanında da yabancı gibi oldum.” Elif ve çocuklar da kendi sıkıntılarını paylaştılar.
Aylar geçti… Zamanla herkes birbirine alışmaya başladı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Annem hâlâ köyünü özlüyor, ben ise verdiğim kararın doğruluğunu sorguluyorum.
Şimdi bazen gece yarısı uyanıp kendi kendime soruyorum: Annemi yanıma almakla doğru mu yaptım? Yoksa herkesin kendi toprağında mı kalması gerekirdi? Siz olsanız ne yapardınız?