Üç Yaşındaki Oğlum Emir’in Cesareti: Evdeki Sessiz Çığlık

“Anne, neden ağlıyorsun? Baba yine bağıracak mı?” Emir’in incecik sesi, mutfağın kapısından sızan ışık gibi karanlığımı deldi. Ellerim titriyordu, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. O an, oğlumun gözlerindeki korkuyu gördüm; üç yaşındaki bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır bir korkuydu bu.

O gece, saat gece yarısını geçmişti. Kocam Murat yine geç gelmiş, üstünden alkol kokusu yayılıyordu. Kapıdan içeri girdiğinde, evdeki hava bir anda değişirdi; nefes almak bile zorlaşırdı. “Yemek nerede?” diye bağırdı. Sanki her şeyin suçlusu benmişim gibi, sanki hayatındaki tüm hayal kırıklıklarının sebebi benmişim gibi. Oysa ben sadece huzurlu bir yuva kurmak istemiştim.

Emir, bana sarıldı. Küçücük elleriyle titreyen bedenimi sarmaya çalıştı. “Anne, korkma,” dedi fısıltıyla. Ama ben korkuyordum. Hem de çok. Çünkü Murat’ın öfkesi artık sadece bana değil, Emir’e de dokunmaya başlamıştı. Bir annenin en büyük kabusu budur: Çocuğunun gözlerinde korku görmek.

O gece Murat’ın öfkesi daha da büyüdü. Tabakları yere fırlattı, sandalyeyi devirdi. “Senin yüzünden bu haldeyiz!” diye bağırdı. Emir ağlamaya başladı. Onu kucağıma aldım, odasına koştum. Kapıyı kilitlemeye çalışırken Murat kapıya vuruyordu. “Aç şu kapıyı!”

O an, çaresizliğin en derinini yaşadım. Annem hep derdi: “Yuvanı bozma kızım, sabret.” Ama sabretmek ne zamana kadar? Bir annenin sabrı, çocuğunun canı yandığında biterdi.

Telefonum mutfakta kalmıştı. Yardım isteyemezdim. Pencereden dışarı baktım; apartmanın karşısında ışıklar yanıyordu ama kimse bizim çığlığımızı duymuyordu. Emir’in gözleri bana bakıyordu; “Anne, ne olur gitmesin,” dedi hıçkırarak.

Birden apartman kapısında bir gürültü oldu. Komşumuz Ayşe Abla’nın sesi duyuldu: “Ne oluyor orada?” Murat küfür ederek kapıya yöneldi. O an, içimde bir umut kıvılcımı yandı. Ayşe Abla polisi aramış olmalıydı.

Dakikalar sonra kapı çaldı. Murat öfkeyle kapıya yürüdü ama ben Emir’i kucağıma alıp peşinden gittim. Polisler kapının önündeydi. Murat’ın yüzü bir anda bembeyaz oldu.

Polislerden biri eğilip Emir’e baktı: “Merhaba küçük adam, annen iyi mi?” Emir bana baktı, sonra polise döndü ve titrek elleriyle kapıyı açtı. O an zaman durdu sanki. Oğlumun cesaretiyle gurur duydum ama aynı zamanda utandım; üç yaşındaki bir çocuk annesini korumak zorunda kalmamalıydı.

Polisler Murat’ı dışarı çıkardı. Ben ise ilk kez derin bir nefes aldım. Ayşe Abla bana sarıldı: “Korkma kızım, artık yalnız değilsin.”

O gece karakolda ifade verdim. Ellerim hâlâ titriyordu ama içimde bir güç hissettim. Polis memuru Derya Hanım bana baktı: “Yalnız değilsiniz, sizi koruyacağız.” O an gözyaşlarımı tutamadım.

Ertesi gün kadın sığınma evine yerleştirildik. Emir ilk kez huzur içinde uyudu o gece; kabus görmeden, ağlamadan… Ben ise sabaha kadar düşündüm: Nerede yanlış yaptım? Neden kimseye anlatamadım? Toplumda hâlâ ‘aile sırları dışarıya çıkmaz’ deniyor ama ya o sırlar bizi öldürüyorsa?

Sığınma evinde başka kadınlarla tanıştım; hepsinin hikâyesi birbirine benziyordu. Kimisi yıllarca susmuştu, kimisi çocukları için katlanmıştı. Ama hepsi aynı acıyı taşıyordu: Görülmeyen yaralar, duyulmayan çığlıklar…

Bir gün sosyal hizmet uzmanı Elif Hanım yanıma geldi: “Güçlü olmalısınız,” dedi. “Kendiniz ve oğlunuz için.” O an anladım ki; susmak çözüm değilmiş. Konuşmak, yardım istemek gerekiyormuş.

Aylar geçti… Mahkeme süreci zorluydu ama sonunda Murat’a uzaklaştırma kararı çıktı. Ben ise iş buldum; bir tekstil atölyesinde çalışmaya başladım. Hayat kolay değildi ama en azından korkmuyordum artık.

Emir anaokuluna başladı; öğretmeni onun çok zeki ve hassas olduğunu söylediğinde gözlerim doldu. Oğlumun çocukluğunu geri vermek için elimden geleni yapacaktım.

Bazen geceleri hâlâ kabuslar görüyorum; Murat’ın bağırışları kulaklarımda yankılanıyor. Ama sabah olduğunda Emir’in gülüşüyle uyanıyorum ve kendime söz veriyorum: Bir daha asla korkmayacağım.

Şimdi size soruyorum: Kaç kadın hâlâ susuyor? Kaç çocuk annesinin gözyaşlarını silmeye çalışıyor? Biz ne zaman bu sessiz çığlıkları duymaya başlayacağız?