Annemi ve Kızımı Birbirinden Uzaklaştıran Elbiseler: Üç Kuşak Arasında Bir Savaş
“Bunu giymeyeceğim anneanne! Lütfen artık anlamaya çalış!” diye bağırdı Elif, odasının kapısını hızla çarparken. Annem ise elinde tuttuğu çiçekli elbiseyle kapının önünde öylece kalakaldı. Yüzünde hem şaşkınlık hem de kırgınlık vardı. O an, evimizin koridorunda yankılanan bu sesler, yıllardır içimizde biriken ama hiç konuşulmayan duyguların dışavurumuydu.
Ben ise arada kalmıştım. Bir yanda annemin iyi niyetli ama inatçı tavrı, diğer yanda kızımın büyüyen özgüveni ve kendi kimliğini bulma çabası… İçimde bir sızıyla, annemin yanına yaklaştım. “Anne, belki de Elif’in kendi seçimlerini yapmasına izin vermeliyiz,” dedim usulca. Annem gözlerini bana dikti, sesi titriyordu: “Ben sadece torunuma yakışanı almak istedim. Bizim zamanımızda çocuklar büyüklerine karşı böyle konuşmazdı.”
Elif’in odasından hâlâ hıçkırık sesleri geliyordu. İçeri girdiğimde, yatağında dizlerini karnına çekmiş ağlıyordu. Saçları dağılmış, gözleri kızarmıştı. Yanına oturdum, saçlarını okşadım. “Anneanne seni seviyor biliyorsun, değil mi?” dedim. “Biliyorum ama beni hiç anlamıyor! Hep kendi istediğini dayatıyor. Ben o elbiseleri giymek istemiyorum, kendim olmak istiyorum!”
Kızım on altı yaşında. Son yıllarda müzik zevki değişti, saçlarını mora boyattı, bol tişörtler ve kot pantolonlar giymeye başladı. Kendi tarzını bulmaya çalışıyor, tıpkı benim onun yaşındayken yaptığım gibi… Ama annem için bu değişiklikler kabul edilemezdi. Ona göre genç kız dediğin zarif giyinmeli, saçını toplamalı, dikkat çekmemeliydi. Her alışverişe çıktığında Elif’e dantelli bluzlar, pileli etekler alıp getiriyor; Elif ise bunları giymeyi reddedince evde huzursuzluk çıkıyordu.
Bir gün mutfakta annemle çay içerken konu yine Elif’in kıyafetlerine geldi. Annem derin bir iç çekti: “Senin zamanında da böyleydin aslında. Ama ben sana söz geçirebiliyordum. Şimdi çocuklar çok başına buyruk oldu.”
“Anne,” dedim, “zaman değişti. Elif’in kendi tarzı var. Onu anlamaya çalışmalıyız.”
Annem başını salladı: “Ben sadece onun iyi görünmesini istiyorum. İnsanlar ne der diye düşünüyorum.”
İşte tam da burada düğüm başlıyordu: Annemin kaygılarıyla Elif’in özgürlük arayışı çatışıyordu. Annem için toplumun ne düşündüğü her şeyden önemliydi; Elif için ise kendi kimliği…
Bir akşam ailece yemek yerken konu yine açıldı. Annem, Elif’in o gün giydiği bol tişörtü görünce dayanamadı:
“Bak kızım, sana geçen hafta aldığım elbiseyi neden giymedin?”
Elif kaşığını tabağa bıraktı, sesi titriyordu: “Çünkü ben o elbiseyi sevmiyorum anneanne.”
Annemin yüzü asıldı: “Ben senin için uğraşıyorum, para harcıyorum… Bir teşekkür bile etmiyorsun.”
O an sofrada buz gibi bir hava esti. Eşim Murat araya girmeye çalıştı: “Anneciğim, Elif artık büyüdü. Kendi kararlarını vermek istiyor.”
Ama annem pes etmedi: “Büyümüş de küçülmüş! Bizim zamanımızda çocuklar büyüklerinin sözünden çıkmazdı.”
Elif gözyaşlarını tutamadı ve sofradan kalkıp odasına gitti. Ben ise anneme dönüp çaresizce baktım: “Anne, lütfen biraz anlayışlı ol.”
O gece Elif’in yanına gittim. Yastığına gömülmüş ağlıyordu.
“Anne,” dedi boğuk bir sesle, “ben neden hep yanlış anlaşılıyorum? Neden kendi olmak bu kadar zor?”
O an içimde bir şeyler koptu. Kendi gençliğim aklıma geldi; annemin bana aldığı kıyafetleri gizlice değiştirdiğim günler… O zamanlar da annemle çatışırdık ama ben hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.
Ertesi gün annemle konuşmaya karar verdim. Salonda otururken ona döndüm:
“Anne, Elif’i kaybetmek istemiyorsan biraz geri çekilmelisin. Onun kendi seçimlerine saygı duymalısın.”
Annem gözlerini kaçırdı: “Ben kötü bir şey mi yapıyorum? Torunumun iyiliğini istemek suç mu?”
“Hayır anne,” dedim yumuşakça, “ama bazen sevgimizi göstermek için kontrol etmeye çalışıyoruz. Oysa Elif’in bize ihtiyacı olan şey anlayış ve destek.”
Annem uzun süre sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu: “Belki de haklısın… Ama çok zor alışmak bu yeni düzene.”
O hafta sonu Elif’le alışverişe çıktık. Ona kendi seçtiği kıyafetleri almama izin verdim. Gözlerinde ilk kez uzun zamandır görmediğim bir mutluluk vardı.
Eve döndüğümüzde annem bizi kapıda karşıladı. Elif aldığı kıyafetleri gösterirken annem sessizce izledi. Sonra hafifçe gülümsedi: “Sana yakışmış,” dedi kısık bir sesle.
Belki de ilk defa üçümüz arasında küçük bir köprü kurulmuştu.
Ama hâlâ içimde bir korku var: Ya annem yine eskiye dönerse? Ya Elif bir gün tamamen uzaklaşırsa? Aile olmak bazen birbirimizi anlamaktan çok daha fazlasını gerektiriyor galiba… Sizce de öyle değil mi? Biz nerede hata yaptık? Siz olsanız ne yapardınız?