Kimseye Borcum Kalmadı, Sadece Kızıma…
“Zeynep, kalk kızım! Okula geç kalacaksın!” diye bağırdım mutfaktan. O sırada çaydanlığın altını kısarken, içimdeki o tanıdık sıkışmayı yine hissettim. Her sabah aynı telaş, aynı yorgunluk… Ama bugün farklıydı. Bugün içimde bir şeyler kopmuş gibiydi. Belki de artık kimseye borcum kalmadığını, sadece kızıma karşı sorumluluğum olduğunu ilk kez bu kadar net hissediyordum.
Zeynep’in odasından gelen homurtulara kulak asmadım. “Anne, beş dakika daha!” diye seslendi. Gülümsedim. Onun bu masum erteleme çabası bile bana umut veriyordu. Ama umut dediğin şey, bazen insanın en büyük düşmanı olabiliyor. Çünkü umut ettikçe, hayal kırıklığına uğrama ihtimalin de büyüyor.
Kocam Murat, her zamanki gibi salonda televizyonun karşısında oturuyordu. Elinde telefon, gözleri ekranda… “Kahvaltı hazır mı?” dedi, gözünü bile kaldırmadan. İçimden geçenleri söylemek istedim: “Bir gün olsun bana teşekkür et, bir gün olsun gözümün içine bak!” Ama sustum. Yıllardır sustuğum gibi…
Kahvaltı masasına oturduğumuzda Murat’ın annesi aradı. Telefonda yüksek sesle konuştuğu için her kelimesini duydum: “Meryem Hanım’ın oğlu yurtdışına gitmiş, bak sen de Zeynep’i iyi okut da adam olsun!” Murat başını salladı, bana döndü: “Bak gördün mü? Herkes çocuğunu okutuyor, bizimkisi de tembel tembel yatıyor.”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Zeynep’in gözleri doldu, başını önüne eğdi. Dayanamadım: “Kızımız daha on iki yaşında Murat! Biraz destek olsan ne olur?” dedim. Murat yüzüme öyle bir baktı ki, sanki en büyük suçu ben işlemişim gibi hissettim.
Kahvaltıdan sonra Zeynep’i okula bırakmak için hazırlandım. Kapıdan çıkarken Murat arkamdan seslendi: “Unutma, akşam annemlere gideceğiz.” O an içimden bir fırtına geçti. Yıllardır kendi ailemden çok kayınvalidemlerin yanında vakit geçiriyordum. Annemi ayda yılda bir görebiliyordum. Ama kimseye itiraz edemiyordum.
Yolda Zeynep’e baktım. “Anne, neden hep babamın dediği oluyor?” diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. “Hayat bazen adil değil kızım,” dedim sadece. Gözlerim doldu ama ona belli etmedim.
O gün evde yalnız kalınca kendimi mutfağa attım. Bugün Zeynep’in en sevdiği elmalı tartı yapacaktım. Malzemeleri çıkardım ama unun bittiğini fark ettim. Montumu giyip markete gitmek için kapıyı kilitledim. O sırada telefonum çaldı. Annemdi.
“Gülaycığım, iyi misin? Sesin solgun geliyor,” dedi annem endişeyle.
“İyiyim anneciğim,” dedim ama sesim titriyordu.
“Bak kızım, ben senin mutlu olmadığını hissediyorum. Yıllardır hep başkaları için yaşadın. Artık kendin için de yaşa biraz,” dedi.
O an gözyaşlarımı tutamadım. Market yolunda ağladım. İnsanlar bana tuhaf tuhaf bakıyordu ama umurumda değildi. Annemin sözleri beynimde yankılanıyordu: “Artık kimseye borcun yok… Sadece kendi çocuğuna…”
Marketten dönerken apartmanın önünde komşum Ayşe Abla’yla karşılaştım. “Gülay, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun,” dedi.
“İyiyim abla,” dedim ama gözlerim şişmişti.
“Bak kızım, ben de senin yaşındayken hep sustum, hep boyun eğdim. Sonra bir gün baktım ki hayat geçmiş gitmiş… Sakın sen de öyle yapma,” dedi ve elimi sıktı.
Eve döndüm, tartı hazırladım ama elim titriyordu. Fırının başında beklerken içimdeki fırtına dinmedi. Akşam Murat geldiğinde yine surat asıyordu. “Ne var yine?” dedi.
“Bir şey yok,” dedim ama sesim titriyordu.
O gece kayınvalidemlere gittik. Herkes sofrada neşeyle konuşurken ben sessizce oturdum. Kayınvalidem yine laf soktu: “Bizim zamanımızda kadınlar böyle nazlanmazdı.”
Artık dayanamıyordum. Zeynep’in gözleriyle bana bakışını gördüm; benden güç bekliyordu.
O gece eve döndüğümüzde Murat’la tartıştık. “Ben de insanım Murat! Ben de yoruluyorum! Bir gün olsun bana değer verdiğini hissetmek istiyorum!” dedim.
Murat bağırdı: “Senin işin evde oturmak! Ne derdin var ki?”
O an kararımı verdim. Ertesi sabah Zeynep’i okula bırakıp anneme gittim. Ona her şeyi anlattım; yıllardır içime attığım her şeyi…
Annem sarıldı bana: “Kızım, hayat kısa… Kimse için kendini feda etme artık.”
O gün ilk defa kendimi özgür hissettim. Murat’a boşanmak istediğimi söyledim. Kıyamet koptu tabii… Ailem bile önce karşı çıktı: “Boşanmış kadın olmak kolay mı?” dediler.
Ama ben kararımı vermiştim. Zeynep’in gözlerinde korku yerine umut görmek istiyordum artık.
Aylar geçti… Boşandım, küçük bir eve taşındık Zeynep’le. Kolay olmadı; maddi zorluklar, dedikodular… Ama her sabah kızımla kahvaltı yaparken göz göze geliyoruz ve gülümsüyoruz.
Artık kimseye borcum yok; ne Murat’a, ne kayınvalideme, ne de topluma… Sadece kızıma ve kendime…
Bazen geceleri uykusuz kaldığımda kendi kendime soruyorum: “Acaba doğru mu yaptım? Bir kadının kendi mutluluğu için savaşması bencillik mi? Yoksa asıl bencillik yıllarca susmak mıydı? Sizce hangisi?”