Pencereden Görülen Bir Yalan: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Ne yapıyorsun Zeynep? Yine mi camdan bakıyorsun?” annemin sesi, mutfaktan yükseldiğinde irkildim. Ellerim titriyordu, avuçlarımda ter birikmişti. O sabah, pencereden dışarı bakarken, hayatımın altüst olacağını bilmiyordum. Eşim Murat’ın son zamanlardaki tuhaf davranışları aklımı kemiriyordu. Her zamanki gibi erkenden kalkmış, kahvaltı hazırlamış, bana çiçek getirmişti. Oysa Murat’ın böyle jestleri yoktu; evliliğimizin onuncu yılında bile çiçek almayı unutmuştu hep. Şimdi ise her gün yeni bir sürprizle geliyordu. İçimde bir huzursuzluk büyüyordu: “Bir insan birdenbire neden değişir?”
O gün de Murat, işten erken gelmişti. Elinde yine bir demet papatya vardı. “Sana aldım hayatım,” dedi gülümseyerek. Gözlerinin içine baktım; ama orada bir yabancılık vardı. “Teşekkür ederim,” dedim, sesim kısık çıktı. Annem sofrayı kurarken bana fısıldadı: “Kızım, Murat bu aralar çok iyi davranıyor. Bir derdi mi var? Yoksa… başka bir şey mi?” Annemin sezgileri beni ürküttü. O an içimdeki şüphe daha da büyüdü.
Gece olunca Murat, telefonunu banyoya bile götürmeye başladı. Eskiden bırakırdı masanın üstünde, şimdi ise cebinden hiç ayırmıyordu. Bir akşam, Murat duş alırken telefonuna bir mesaj geldi: “Yarın aynı yerde buluşalım mı? Özledim.” Ekranda sadece “Ayşe” yazıyordu. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Ellerim titreyerek telefonu yerine koydum. O an ne yapacağımı bilemedim; bağırmak mı, ağlamak mı, yoksa hiçbir şey olmamış gibi davranmak mı?
Ertesi sabah, Murat işe gitmek için hazırlanırken ona dikkatlice baktım. “Bir şey mi oldu Zeynep?” dedi, gözlerimin içine bakarak. “Yok, sadece yorgunum,” dedim. Yalan söylemek ne kadar zormuş meğer! Murat çıktıktan sonra annem yanıma geldi: “Kızım, gözlerin kan çanağı gibi. Ne oldu?” Sarıldım anneme, ağlamaya başladım. “Anne, Murat beni aldatıyor olabilir mi?” Annem sessizce saçımı okşadı: “Evladım, bazen insanlar hata yapar ama önemli olan senin ne hissettiğin.”
O gün karar verdim; gerçeği kendi gözlerimle görecektim. Murat’ın iş çıkışında onu takip etmeye başladım. Kalbim deli gibi atıyordu. Kızılay’da bir kafede oturduğunu gördüm; karşısında genç bir kadın vardı. Gülüyorlardı, Murat kadının elini tutuyordu. O an içimde bir şeyler koptu. Eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu: “Ne oldu kızım?” Sadece başımı salladım ve odama kapandım.
Gece boyunca uyuyamadım. Sabah olduğunda Murat’a hiçbir şey belli etmemeye çalıştım ama içimdeki öfke ve acı gözlerime yansıyordu. Akşam yemek masasında sessizlik vardı. Annem dayanamayıp sordu: “Murat, Zeynep çok üzgün bu aralar. Senin haberin var mı?” Murat bana baktı: “Bir sorun mu var Zeynep?” O an patladım: “Bana yalan söyleme Murat! Kim bu Ayşe? Dün elini tutarken gördüm seni!” Masada buz gibi bir sessizlik oldu.
Murat başını öne eğdi: “Zeynep… Sana anlatacaktım ama cesaret edemedim. Ayşe eski bir arkadaşım, zor zamanlar geçiriyor diye yardım ediyordum.” Gözlerindeki pişmanlık gerçek miydi bilmiyorum ama içimdeki güven duygusu paramparça olmuştu. Annem araya girdi: “Murat, kızımı kandırmak kolay mı sandın? Aile dediğin güven üstüne kurulur!”
O gece Murat salonda yattı; ben ise sabaha kadar ağladım. Ertesi gün annemle uzun uzun konuştuk: “Kızım, hayat bazen insanı en güvendiği yerden vurur. Ama unutma, sen güçlüsün.” O sözler bana biraz cesaret verdi ama içimdeki boşluk büyüyordu.
Günler geçti; Murat özür diledi, kendini affettirmeye çalıştı ama ben her çiçek getirdiğinde daha da uzaklaştım ondan. Bir gün annem bana sarıldı: “Zeynep, ister affet ister ayrıl ama önce kendini düşün.” O an karar verdim; kendi ayaklarım üzerinde duracaktım.
Bir iş buldum; küçük bir butik mağazada çalışmaya başladım. Her sabah annemle kahvaltı ettik, sonra işe gittim. Hayat yavaş yavaş normale dönüyordu ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu.
Bir akşam işten dönerken pencereden dışarı baktım; sokakta oynayan çocukları izledim. Kendi çocukluğumu hatırladım; babamın annemi aldattığını öğrendiğim günü… O acı hiç geçmemişti demek ki; şimdi aynı acıyı ben yaşıyordum.
Murat’la konuşmaya karar verdim: “Murat, belki de yollarımızı ayırmak en doğrusu olacak.” Gözleri doldu: “Zeynep, seni kaybetmek istemiyorum.” Ama ben artık kararımı vermiştim.
Boşanma süreci zorlu geçti; ailem destek oldu ama mahallede dedikodular başladı: “Zeynep kocasını boşamış!” Annem her defasında arkamda durdu: “Kim ne derse desin kızımın yanındayım!”
Şimdi kendi evimde yaşıyorum; bazen yalnızlık zor geliyor ama aynaya baktığımda güçlü bir kadın görüyorum artık.
Pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir insan en çok kimi affedebilir? Başkasını mı yoksa kendini mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?