“Anne, Biz Yokken Neden Evimize Geldin?” – İstanbul’da Bir Aile Güveninin Sarsılışı
“Anne, biz yokken neden evimize geldin?” diye sordum, sesim titreyerek. Annemin gözleri bir anlığına yere kaydı, sonra bana bakmaya cesaret etti. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. İstanbul’un kalabalık bir semtinde, üç yıl önce evlendiğim eşim Serkan’la birlikte yaşadığımız küçük ama sıcak evimizde, o sabah her şey değişti.
Olay, aslında çok basit bir ayrıntıyla başladı. Serkan’la hafta sonu kısa bir tatil için Sapanca’ya gitmiştik. Dönüşte, mutfak tezgahında annemin sıklıkla kullandığı eski bir çay bardağı buldum. O bardak, bizim evimizde yoktu. Annem, çocukluğumdan beri o bardakta çay içerdi. Önce önemsemedim; belki yanlış hatırlıyorumdur dedim. Ama sonra, salonda sehpanın üzerinde annemin parfümünün kokusunu aldım. İçimde bir huzursuzluk büyüdü.
Serkan’a sordum: “Sen annemi gördün mü? Evde bir şeyler değişik.”
Serkan başını iki yana salladı. “Yok, ben de anlamadım. Belki anahtarıyla uğramıştır.”
O anahtar… Evlendiğimizde anneme bir yedek anahtar vermiştik. O zamanlar güvenimiz tamdı. Ama şimdi, bu küçük ayrıntılar beynimi kemiriyordu.
Akşam annemi aradım. Sesi her zamanki gibi sakindi. “Kızım, nasılsın?”
“İyiyim anne. Bir şey soracağım… Biz yokken eve geldin mi?”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra, “Evet kızım, geçen gün uğradım. Çamaşır makinenin kapağı açık kalmış, su akıyordu. Kapatıp çıktım,” dedi.
Bir yalanı hemen anlarım. Annemin sesi titremişti. O an içimde bir öfke kabardı ama bastırdım.
Ertesi gün annemle yüz yüze konuştum. “Anne, bana doğruyu söyle. Evimize neden geldin? Ne aradın?”
Annem gözlerini kaçırdı. “Sadece merak ettim kızım… Her şey yolunda mı diye bakmak istedim.”
O an anladım ki mesele sadece eve gelmek değildi; mesele güvenimdi. Annem bana güvenmiyor muydu? Kendi evimde bile özgür değil miydim?
O gece Serkan’la tartıştık. “Senin annen de olsa, bu bizim özelimiz,” dedim.
Serkan savunmaya geçti: “Annen kötü niyetli değil ki! Belki yardım etmek istemiştir.”
Ama ben öyle hissetmiyordum. Annemin gizlice evimize girmesiyle birlikte çocukluğumdan beri süregelen kontrolcülüğünü yeniden hissettim. Hep hayatıma müdahale etmişti: Hangi bölümü okuyacağıma, kiminle arkadaşlık edeceğime, ne zaman evleneceğime… Şimdi de evliliğime mi karışıyordu?
Bir hafta boyunca annemle konuşmadım. İçimde bir boşluk vardı; hem suçluluk hem öfke… Serkan arada kalmıştı. Bir akşam eve geldiğimde Serkan’ı telefonda annemle konuşurken duydum:
“Anneciğim, lütfen Zeynep’e biraz zaman ver. O da kırıldı.”
Kapının arkasında dinlerken gözlerim doldu. Eşim de üzülüyordu ama kimse benim hissettiklerimi tam anlamıyordu.
Bir gün işten eve dönerken annemden bir mesaj geldi: “Kızım, seninle konuşmak istiyorum.”
Buluştuk; annem yaşlanmış gibiydi. Gözleri dolu doluydu.
“Zeynep,” dedi, “Sana zarar vermek istemedim. Sadece… yalnız hissettim kendimi. Baban gittikten sonra bu şehirde tek başıma kaldım. Senin mutlu olup olmadığını merak ettim.”
O an annemin yalnızlığını ilk defa bu kadar derinden hissettim. Ama yine de içimdeki kırgınlık geçmedi.
“Anne,” dedim, “Benim hayatıma müdahale etmeni istemiyorum. Beni seviyorsan bana güvenmelisin.”
Annem başını eğdi: “Haklısın kızım… Ama bazen insan korkuyor işte.”
O günden sonra ilişkimiz mesafeli oldu. Anneme anahtarı geri verdim; o da sessizce kabul etti.
Ama bu olaydan sonra ben de değiştim. Artık kimseye tam anlamıyla güvenemiyordum; ne anneme ne de Serkan’a… Herkesin bir sırrı var gibiydi.
Bir akşam Serkan’la balkonda otururken ona sordum:
“Serkan, sence aile olmak ne demek? Herkesin birbirine karışması mı, yoksa sınır koymak mı?”
Serkan uzun uzun düşündü: “Bence aile olmak bazen birbirinin sınırına saygı göstermek demek.”
Ama ben emin olamıyordum.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir kere güven sarsıldı mı, tekrar inşa edilebilir mi? Yoksa her şey o ilk çatlakta mı kalır? Siz olsanız ne yapardınız?