Bir Annenin Sessiz Çığlığı: İstanbul Trafiğinde Kaybolan Hayatlar
“Yine mi geç kaldın, Zeynep?” diye bağırdı patronum, kapıdan içeri girdiğimde. Terli ellerimle çantamı sıktım, gözlerim yerde. O an, ofisteki herkesin bana baktığını hissettim. Sanki herkes benim beceriksizliğimi izliyordu. “Trafik vardı, Serkan Bey,” dedim kısık bir sesle. Ama biliyorum, İstanbul’da trafik bahanesi artık kimseyi etkilemiyor. Herkesin bahanesi aynı, kimsenin sabrı yok.
Sabah yedi buçukta evden çıktım. Oğlum Emir’in gözleri uykulu, bana sarılmak istiyor ama ben acelemden ona bile zaman ayıramıyorum. “Anne, bugün okulda gösteri var, gelir misin?” dedi. İçim cız etti. “Tabii oğlum,” dedim ama içimde bir korku: Ya yine yetişemezsem?
Arabamı, o eski model beyaz Renault Clio’yu, apartmanın önünden güç bela çıkardım. Sokağın başında komşum Ayşe abla el salladı: “Zeynep kızım, yine mi iş?” Gülümsedim ama içimden ağlamak geldi. Herkesin hayatı bana kolay gibi geliyor; sanki herkesin zamanı bol, herkes mutlu. Ama ben… Ben her sabah bu şehrin karmaşasında kayboluyorum.
Köprüye yaklaşırken trafik tamamen durdu. Radyoda yine zam haberleri, yine bir umut kırıntısı yok. Direksiyona yumruğumu vurdum. “Yeter artık!” dedim kendi kendime. O an annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Kızım, bu şehir seni yutacak.” Haklıydı galiba.
Ofise vardığımda Serkan Bey’in bakışları üzerimdeydi. “Bir daha böyle olursa, sonuçlarına katlanırsın,” dedi soğuk bir sesle. İçimde bir öfke kabardı ama sustum. Çünkü işimi kaybedemem; çünkü Emir’in okul taksiti, ev kirası, annemin ilaçları…
Öğle arasında tuvalete kaçtım, aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmış. “Bu muyum ben?” dedim sessizce. Bir zamanlar hayalleri olan Zeynep nereye gitti? Üniversitede tiyatrocu olacağım derdim; şimdi ise sahnem mutfak ile salon arası.
Akşam oldu, işten çıktım. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Arabamı sabah aceleyle sıkıştırdığım yerde buldum ama… Yanındaki siyah Passat’ın sahibi camına bir not bırakmış: “Hanımefendi, arabamı çıkartamadım! Lütfen biraz saygı!” O an utançtan yerin dibine girdim. Ama başka çarem yoktu ki! İstanbul’da park yeri bulmak mucize gibi.
Eve dönerken annem aradı: “Kızım, marketten ekmek almayı unutma.” Sesi yorgun ve kırılgandı. Annem yıllardır kalp hastası; babam ise bizi yıllar önce terk etti. Bütün yük benim omuzlarımda.
Eve vardığımda Emir kapıda bekliyordu. Gözleri dolu dolu: “Anne, gösterime gelmedin…” Ne diyeceğimi bilemedim. Sarıldım ona sıkıca. “Özür dilerim oğlum, çok istedim ama…” Cümlemi tamamlayamadım; boğazım düğümlendi.
Gece oldu, Emir uyudu. Annem odasında sessizce dua ediyordu. Ben ise mutfakta oturup ağladım. Hayat neden bu kadar zor? Neden hep kadınlar daha çok yoruluyor? Neden kimse birbirini anlamıyor?
Birden telefonum çaldı; arayan Serkan Bey’di. Korkuyla açtım: “Zeynep Hanım, yarın sabah erken gelin, önemli bir toplantımız var.” Yine mi? Yine mi yetişemeyeceğim oğluma?
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: Bu şehirde hayallerimizi kaybetmeden yaşamak mümkün mü? Yoksa hepimiz birer gölgeye mi dönüşüyoruz?
Sizce de İstanbul’da kadın olmak bu kadar zor mu? Yoksa ben mi fazla hassasım?