Babamın Son Nefesi: Bir Affetme Hikayesi

— Teyze, lütfen çekilin! Acil müdahale gerekiyor!

Ambulansın kapısı açılır açılmaz, sağlık görevlileri babamı sedyeyle hızla acil servise taşıdılar. Ben ise, ellerim titreyerek, gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Annem, kapının önünde dua ederken, ben içimdeki fırtınayla boğuşuyordum: “Babam ölürse, ona hiçbir zaman ‘özür dilerim’ diyemeyeceğim.”

Her şey bir hafta önce başlamıştı. Evimizde yine büyük bir kavga kopmuştu. Babam, işten eve yorgun argın gelmişti. Ben ise üniversite sınavına hazırlanmanın stresiyle patlamaya hazır bir bomba gibiydim. Annem sofrayı kurarken, babam televizyonun sesini açtı. O an, içimde biriken her şey patladı:

— Baba! Bir kere de bizimle ilgilen! Sadece televizyon izliyorsun! Hiçbir zaman yanımda olmadın!

Babam bana şaşkınlıkla baktı. Gözlerinde kırgınlık vardı ama gururuna yediremeyip cevap verdi:

— Kızım, ben sizin için çalışıyorum. Senin rahat etmen için uğraşıyorum.

— Ben rahat değilim! Hiçbir zaman olmadım! Seninle konuşmak istiyorum ama hep duvar gibisin!

O gece, annem ağladı. Babam odasına çekildi. Ben ise öfkemle baş başa kaldım. Ertesi sabah babam işe giderken bana bakmadı bile. O an içimde bir şeyler kırıldı ama gururum izin vermedi özür dilemeye.

Şimdi ise hastane koridorunda, babamın ölümle pençeleştiği o anlarda, pişmanlığım boğazıma düğümlenmişti. Annem yanıma geldi, ellerimi tuttu:

— Kızım, baban seni çok seviyor. Bunu biliyorsun değil mi?

Gözyaşlarım aktı:

— Biliyorum anne… Ama ona hiç söylemedim. Hep ondan bekledim.

O sırada doktor çıktı:

— Yakınları burada mı? Durumu kritik. Beyin kanaması geçirmiş. Müdahale ediyoruz ama…

Cümlesini tamamlayamadı. Annem yere çöktü, ben ise duvara yaslandım. İçimdeki korku büyüdü: Ya babam ölürse? Ya ona son kez sarılamazsam?

Babamla aramızdaki mesafe hep vardı. O, eski usul bir adamdı. Sevgisini göstermeyi bilmezdi. Ben ise modern dünyanın çocuğu olarak duygularımı açıkça yaşamak isterdim. Babamla aramızdaki bu uçurum yıllar geçtikçe büyüdü. Onunla konuşmak istedikçe daha çok uzaklaştık birbirimizden.

Bir keresinde ilkokulda bir yarışmada derece almıştım. Eve koşa koşa gelip madalyamı gösterdiğimde babam sadece başını sallamıştı:

— Aferin kızım.

O kadar… Ne bir sarılma, ne bir öpücük… O an içimde bir eksiklik oluştu. Hep daha fazlasını bekledim.

Şimdi ise hastane odasında, babam makinelerle hayata tutunmaya çalışırken, geçmişteki tüm anılar gözümün önünden geçiyordu. Annem bana döndü:

— Kızım, baban gençliğinde çok zorluk çekti. Duygularını göstermeyi hiç öğrenemedi. Ama seni her zaman çok sevdi.

İçimdeki öfke yerini acıya bıraktı. Babamın yanına girdim. Elini tuttum. Soğuktu… Gözleri kapalıydı ama dudakları kıpırdadı:

— Zeynep…

Adımı fısıldadı mı gerçekten? Yoksa ben mi duydum? Eğildim, kulağına fısıldadım:

— Baba… Özür dilerim… Seni çok seviyorum… Lütfen gitme…

O an gözlerinden bir damla yaş aktı mı, yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum. Doktorlar içeri girdi, beni dışarı çıkardılar.

Koridorda beklerken çocukluğumdan beri saklanan aile sırları aklıma geldi. Annemle babamın arasında hep bir mesafe vardı. Annem bazen geceleri ağlardı, ben ise nedenini hiç sormazdım. Şimdi anlıyorum ki; aile olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş. Birbirimizin yaralarını sarmakmış.

Babam yoğun bakımda kalırken akrabalarımız hastaneye doluştu. Amcam yanıma geldi:

— Zeynep, baban seninle gurur duyuyordu biliyor musun? Herkese anlatırdı başarılarını.

Şaşırdım:

— Ama bana hiç söylemedi…

Amcam gülümsedi:

— O senin yanında susardı ama dışarıda seni överdi.

İçimdeki kırgınlık biraz olsun hafifledi ama pişmanlığım daha da büyüdü. Keşke ona daha çok sarılsaydım… Keşke duvarlar örmeseydim aramıza…

O gece hastanede uyuyakaldım. Rüyamda babamı gördüm; bana gülümsüyordu ve ilk kez kollarını açıyordu bana doğru… Uyandığımda doktorlar odadan çıktı:

— Maalesef… Elimizden geleni yaptık.

Dünya başıma yıkıldı o an… Annem yere çöktü, ben ise çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı.

Cenazede herkes ağladı ama ben ağlayamadım. İçimde bir boşluk vardı; söylenmemiş sözlerin, yaşanmamış sarılmaların boşluğu… Babamın mezarına toprak atarken fısıldadım:

— Baba… Hakkını helal et…

Günler geçti ama içimdeki pişmanlık dinmedi. Annemle daha çok konuşmaya başladık. Onunla geçmişi konuştukça babamı daha iyi anlamaya başladım. Meğer o da sevgisiz büyümüş; sevgisini göstermeyi hiç öğrenememiş.

Bir gün annem bana eski bir mektup verdi; babamın bana yazdığı ama hiç vermediği bir mektup:

“Kızım Zeynep,
Bazen sana sevgimi göstermekte zorlanıyorum biliyorum. Ama bil ki sen benim en değerli varlığımsın. Seninle gurur duyuyorum ve seni çok seviyorum.
Baban.”

O mektubu okurken gözyaşlarım sel oldu… Keşke hayattayken okusaydım… Keşke ona daha çok sarılsaydım…

Şimdi her gece babama dua ediyorum ve içimdeki pişmanlığı affetmeye çalışıyorum.

Siz hiç sevdiklerinize söyleyemediklerinizin ağırlığıyla yaşadınız mı? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi? Yorumlarınızı bekliyorum.