Kocamın Cüzdanı, Benim Kafesim: On İki Yıllık Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı – Elif’in Hikâyesi
“Elif, yine mi para istiyorsun? Daha geçen hafta vermedim mi?” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, içindeki sıcaklık avuçlarımı yaktı ama asıl yanan içimde bir yerdi. “Markete gideceğim, çocukların sütü bitmiş,” dedim kısık sesle. Gözlerimi yere indirdim, çünkü onun bakışları her zaman suçluluk duygusu uyandırırdı bende.
On iki yıldır aynı evde, aynı adamla, aynı cümlelerle yaşıyordum. Her sabah Murat işe giderken cüzdanını cebine koyar, bana ise sadece market alışverişi için hesaplıca ayarlanmış bir miktar bırakırdı. Kendi param yoktu; üniversiteyi bitirdikten sonra hemen evlenmiş, çalışmayı bırakmıştım. Annem, “Kocan çalışsın, sen evinin kadını ol,” demişti. O zamanlar bu sözler bana güvenli gelmişti. Şimdi ise her gün biraz daha küçülen bir kafeste nefes almaya çalışıyordum.
Bir gün, kızım Derya okuldan ağlayarak geldi. “Anne, herkesin yeni ayakkabısı var, benimkiler çok eski,” dedi. O an içimde bir şey koptu. Murat’a yeni ayakkabı almak için para istemeye çekindim. Çünkü her seferinde ya yüzünü ekşitir ya da “Daha geçen ay aldık, ne çabuk eskidi?” derdi. O gece Derya’yı uyuturken saçlarını okşadım ve sessizce ağladım. Kendi çaresizliğimden utanıyordum.
Bir akşam Murat eve geldiğinde sofrada sadece mercimek çorbası ve pilav vardı. “Bu mu akşam yemeği?” diye bağırdı. “Paramız mı yok?”
“Yok Murat,” dedim ilk defa gözlerinin içine bakarak. “Çünkü bana verdiğin para yetmiyor.”
O an yüzü kıpkırmızı oldu, sandalyesini itti ve odasına kapandı. Kapının ardından annemin sesi yankılandı kulaklarımda: “Kocanı üzme, evin huzuru kadından gelir.” Ama ben artık susmak istemiyordum.
Bir gece, telefonumun ekranında eski üniversite arkadaşım Ayşe’nin mesajını gördüm: “Elif, bir iş ilanı var, evden de yapabilirsin. Denemek ister misin?” Kalbim hızla çarptı. Murat’ın haberi olmadan başvuramazdım; çünkü bilgisayarı bile onun izniyle açabiliyordum. Ama o gece uyuyamadım. Sabah olduğunda aynada gözlerimin altındaki morluklara baktım ve kendi kendime fısıldadım: “Elif, ya şimdi ya asla.”
Ayşe’ye gizlice mesaj attım ve iş için başvurdum. Küçük bir editörlük işi… İlk maaşımı aldığımda hissettiğim özgürlük duygusunu anlatamam. Ama Murat bunu öğrendiğinde kıyamet koptu.
“Benim iznim olmadan nasıl çalışırsın? Ben sana bakamıyor muyum?” diye bağırdı.
“Bakamıyorsun Murat! Çocuklarımızın ihtiyacını karşılayamıyorsun! Ben de insanım, ben de var olmak istiyorum!” diye haykırdım ilk defa.
O gece evde fırtına koptu. Annem aradı, “Kızım, yuvanı yıkma,” dedi. Babam telefona geçti: “Kocanın sözüne karşı gelinmez.” Ama ben ilk defa onların sözlerini duymadım.
Günlerce konuşmadık Murat’la. Evde soğuk bir hava vardı. Ama ben her sabah bilgisayarımı açıp çalışmaya devam ettim. Kendi paramı kazandıkça kendime olan güvenim arttı. Derya’ya yeni ayakkabı aldım; oğlum Efe’ye doğum günü pastası yaptım.
Bir gün Murat işten geldiğinde beni bilgisayar başında buldu. Yorgun bir sesle, “Bunu sürdürecek misin?” diye sordu.
“Evet,” dedim kararlı bir şekilde.
O an gözlerinde ilk defa korku gördüm; belki de beni kaybetmekten korkuyordu. Belki de ilk defa benim de bir hayatım olduğunu anladı.
Aylar geçti. Murat kabullenmek zorunda kaldı; çünkü artık ona muhtaç değildim. Annem hâlâ arayıp “Kocana dikkat et” dese de artık kulak asmıyordum.
Bir gün Derya yanıma gelip sarıldı: “Anne, sen çok güçlüsün,” dedi. O an gözlerim doldu; çünkü yıllardır hissetmediğim bir şeyi hissettim: Özgürlük.
Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Kaç kadın hâlâ benim gibi bir kafeste yaşıyor? Kaçımız kendi sesimizi duymaktan korkuyoruz? Siz olsanız ne yapardınız?