Ailemin Gölgesinde: Kendi Hayatımı Kazanma Mücadelem
“Elif, senin maaşınla bu ay elektrik faturasını ödeyebilir miyiz?” diye sordu kayınvalidem, mutfağın kapısında dikilmiş, gözlerini kaçırmadan bana bakarken. O an içimde bir şeyler koptu. Yine mi, dedim içimden. Yine ben, yine benim emeğim, yine benim sınırlarım… Oysa ben sadece bir akşam yemeği hazırlamak istemiştim; huzurla, kimseye hesap vermeden. Ama burada, bu evde, huzur bana hep yasaklıydı.
Eşim Murat’la evlendiğimizde, kendi hayatımızı kuracağımızı sanmıştım. Annem bana “Kızım, evlilik iki kişi arasında olur,” demişti. Ama bizim evliliğimizde hep fazladan birileri vardı: kayınvalidem Şükran Hanım, kayınpederim İsmail Bey ve bazen de Murat’ın işsiz kardeşi Serkan. Küçük bir apartman dairesinde, herkesin birbirinin hayatına burnunu soktuğu o daracık dünyada nefes alamaz oldum.
İlk başlarda, yardım etmekten gocunmadım. Sonuçta aileydik. Ama zamanla her şey benim üzerime yıkıldı. Murat’ın maaşı yetmeyince, benim çalışmamı teşvik ettiler. “Elif kızım, sen de çalışırsan rahat ederiz,” dediler. Ben de çalıştım; sabahları erken kalkıp işe gittim, akşamları yorgun argın eve döndüm. Ama ne zaman maaşımı alsam, bir şekilde o para aile bütçesine karıştı. Önce faturalar, sonra market alışverişi, sonra Serkan’ın telefon taksiti… Kendi ihtiyaçlarımı erteledim, hayallerimi unuttum.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Neden her şey bana yükleniyor?” dedim gözlerim dolu dolu. O ise omuz silkti: “Ailemiz zor durumda Elif, ne yapalım? Senin de ailen bizim ailemiz artık.”
Ama ben kendimi kaybediyordum. Her geçen gün biraz daha silikleşiyor, biraz daha yalnızlaşıyordum. Anneme açıldığımda telefonda ağladım: “Anne ben burada yok oluyorum.” Annem sustu, sonra yutkunarak “Kızım, kendi sınırlarını çizmezsen kimse senin yerine çizmez,” dedi.
Bir gün iş yerinde arkadaşım Derya ile kahve içerken patladım: “Derya, ben ne zaman kendim olacağım? Hep başkalarının ihtiyaçları için yaşıyorum.” Derya elimi tuttu: “Elif, önce sen varsın. Bunu unutma.”
O gece eve dönerken karar verdim: Artık kendi sınırlarımı çizecektim. İlk adımı atmak kolay olmadı. Ertesi sabah Şükran Hanım yine kapımı çaldı: “Kızım, Serkan’ın borcunu ödeyebilir misin?” Derin bir nefes aldım ve ilk kez hayır dedim: “Üzgünüm Şükran Hanım, bu ay kendi ihtiyaçlarımı karşılamam gerekiyor.” Yüzü asıldı, kırıldı belki ama ilk kez kendimi özgür hissettim.
Murat’la bu yüzden büyük bir kavga ettik. “Sen bencil oldun Elif!” diye bağırdı. Ben de ona bağırdım: “Bencil değilim! Sadece artık kendimi yok saymak istemiyorum!”
Geceleri uykusuz kaldım; suçluluk duygusu içimi kemirdi. Ama sabahları aynaya baktığımda gözlerimde ilk kez bir ışık gördüm. İş yerinde daha iyi performans göstermeye başladım; müdürüm bile fark etti: “Elif Hanım, son zamanlarda çok değiştin.”
Bir gün annem ziyarete geldi. Ona her şeyi anlattım; ağladık beraber. Annem saçımı okşadı: “Kızım, kadın olmak kolay değil bu ülkede. Ama kendi hayatını savunmazsan kimse sana sahip çıkmaz.”
Zamanla Murat da değişmeye başladı. Önce çok direndi; ailesiyle aramı açtığımı düşündü. Ama ben geri adım atmadım. Ona açıkça söyledim: “Ya birlikte kendi ailemizi kurarız ya da ben bu yükün altında ezilirim.”
Bir gece Murat yanıma geldi; sessizce elimi tuttu: “Belki de haklısın Elif,” dedi. “Ben de yoruldum.” O an gözyaşlarımı tutamadım; ilk kez gerçekten birbirimizi anladık.
Şimdi hâlâ kolay değil; ailemizle aramızda mesafe koymak zorunda kalıyoruz. Bazen suçluluk duygusu geri geliyor; bazen Şükran Hanım’ın kırgın bakışları içimi acıtıyor. Ama artık biliyorum ki kendi sınırlarımı korumadan mutlu olamam.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını savunması neden bu kadar zor? Aile olmak birbirini ezmek mi demek? Siz olsanız ne yapardınız?