Asla Vazgeçmek İçin Fazla Genç: Ayşe’nin İstanbul’daki Hayat Mücadelesi
“Anne, artık yeter! Emekli oldun, biraz torunlarınla ilgilen, evde otur!”
Kızım Elif’in sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Oysa ben, altmışıncı yaş günümde, kendime yeni bir hayat kurmanın hayalini kuruyordum. Ama Elif’in gözlerinde gördüğüm yorgunluk ve beklenti, içimdeki heyecanı boğdu.
“Benim de hayallerim var Elif,” dedim usulca. “Sadece anne ya da babaanne değilim ki ben.”
Elif gözlerini devirdi. “Anne, herkesin yaşı var. Senin yaşında insanlar artık dinlenir. Bak, babam bile emekli oldu, kahvede okey oynuyor.”
İçimden bir fırtına koptu. Eşim Mehmet’in yıllardır yaptığı gibi köşedeki kahvehanede saatlerce oturup çay içmek, benim için hayatın sonu demekti. Oysa ben, emeklilik ikramiyemle bir kursa yazılmak, belki de yıllardır ertelediğim resim tutkumun peşinden gitmek istiyordum.
Ama ailem… Onlar için ben artık sadece torun bakan, evde yemek yapan bir kadındım. Oysa içimde hâlâ genç bir kadın vardı; hayata aç, umut dolu.
O gece uyuyamadım. Mehmet horul horul uyurken ben tavana bakıp düşündüm: “Neden herkes benim için karar veriyor? Neden yaşım yüzünden hayallerimden vazgeçmem bekleniyor?”
Ertesi sabah erkenden kalktım. İstanbul’un gri sabahında, Kadıköy’deki resim kursuna gittim. İçeri adım attığımda, gençlerden oluşan bir grup bana şaşkınlıkla baktı. Eğitmen Derya Hanım gülümsedi: “Hoş geldiniz Ayşe Hanım! Kaç yaşında olursak olalım, sanat hepimize iyi gelir.”
O an gözlerim doldu. İlk defa biri bana yaşımı sormadan, kim olduğumu merak etti.
Kurs çıkışı Elif aradı. “Neredesin anne? Yine markete mi gittin?”
“Hayır kızım,” dedim titrek bir sesle. “Resim kursundaydım.”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra Elif’in sesi buz gibi geldi: “Anne, bu yaşta ne resmi? Torunların var, sorumlulukların var!”
O an içimde bir şeyler koptu. “Elif,” dedim kararlı bir sesle. “Ben sadece sizin anneniz değilim. Ben Ayşe’yim. Hayallerim var.”
O günden sonra evdeki hava değişti. Mehmet bana küs gibi davranmaya başladı. Akşam yemeklerinde sessizlik hâkimdi. Torunum Zeynep ise bana gizlice resim defterini gösterip, “Babaanne, bana da öğretir misin?” dediğinde içimde umut filizlendi.
Bir gün Elif patladı: “Senin yüzünden Zeynep de derslerini ihmal ediyor! Herkes seni konuşuyor anne! Komşular bile ‘Ayşe Hanım iyice şaşırdı’ diyor.”
Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Bırak konuşsunlar Elif,” dedim. “Ben ilk defa kendim için bir şey yapıyorum.”
Mehmet ise akşamları eve geç gelmeye başladı. Bir gece mutfakta karşılaştık.
“Ne oldu Mehmet?” dedim.
Başını öne eğdi. “Bilmiyorum Ayşe… Sen değiştin. Eskisi gibi değilsin.”
“Evet Mehmet,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Ben yıllarca herkes için yaşadım. Şimdi biraz da kendim için yaşamak istiyorum.”
Bir süre sonra Mehmet de alıştı bu yeni halime. Hatta bir gün elinde eski bir bağlama ile geldi: “Ben de gençken türkü çalardım… Belki birlikte müzik yaparız?”
Gülümsedim. Yıllar sonra ilk defa birbirimize gerçekten dokunmuştuk.
Ama mahallede dedikodular bitmedi. Komşu Şengül Hanım kapıda beni yakaladı: “Ayşe Hanım, bu yaşta ne resmiymiş? Torunlarınız var, ayıp vallahi!”
Gözlerinin içine baktım: “Şengül Hanım, insan kaç yaşında olursa olsun hayal kurabilir.”
Bir gün kursun sonunda Derya Hanım sergi açmamı önerdiğinde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Elif’e söylediğimde yüzü asıldı: “Annem sergi açıyor, pes!” dedi alaycı bir şekilde.
Ama torunum Zeynep elimi tuttu: “Babaanne, ben de senin gibi olmak istiyorum.”
Sergi günü geldiğinde salon tıklım tıklımdı. Mehmet en ön sırada oturuyordu; gözleri dolmuştu. Elif ise köşede sessizce ağlıyordu.
Yanına gittim.
“Elif,” dedim yumuşakça, “Beni anlamanı beklemiyorum ama saygı duymanı istiyorum.”
Elif başını eğdi: “Belki de haklısın anne… Ben de kendi hayatımı yaşayamıyorum ki… Hep başkaları için…”
O an sarıldık ve yılların yükü üzerimizden kalktı.
Şimdi altmış bir yaşındayım ve ilk defa kendimi özgür hissediyorum.
Peki sizce insan kaç yaşında olursa olsun hayallerinin peşinden gitmeli mi? Yoksa toplumun çizdiği sınırların içinde mi kalmalı? Siz olsanız ne yapardınız?