Artık Benim Annem Değilsin: Bir Vedanın Hikayesi

“Artık benim annem değilsin!” diye bağırdım telefona, sesim titriyordu. O an, Ankara’nın soğuk bir kış gecesinde, işten çıkıp arabamın direksiyonuna oturmuş, eve dönmeye hazırlanıyordum. Telefonum çaldı; ekranda tanımadığım bir numara. Normalde açmazdım ama içimde tuhaf bir his vardı. Açtım.

— Alo, kim arıyor? dedim, sesim yorgun ve sabırsızdı.

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra, yıllardır duymadığım o kadın sesi: — Benim… Merhaba.

Bir an donup kaldım. O sesi hemen tanıdım ama kabul etmek istemedim. — Kim bu? dedim, sesim çatallandı. — Lütfen kendinizi tanıtın.

Nefes alışverişi duyuluyordu. Sonra fısıltı gibi bir cevap: — Ben… Senin annen.

O an ellerim direksiyonda buz kesti. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Yıllar önce, ben on iki yaşındayken bizi terk eden annemdi bu. Babamla birlikte, onun yokluğunda büyüdüm. Annemin gidişiyle evimizde hep bir eksiklik vardı; sofrada bir sandalye boş kalırdı, bayramlarda kapımız çalmazdı. Babam, “Annen gitti, artık biz bize yeteriz,” derdi ama ben her gece gizlice ağlardım.

— Neden şimdi arıyorsun? dedim, sesim öfke ve acı doluydu.

— Oğlum… Affet beni… dedi annem, sesi titriyordu. — Yıllarca cesaret edemedim. Ama artık dayanamadım.

O an içimdeki öfke patladı. — Affetmek mi? Sen bizi bırakıp gittin! Babamı mezara koyan da sendin! Ben çocukken annesiz büyüdüm! dedim, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu.

— Haklısın… dedi annem, sesi iyice kısıldı. — Ama sana anlatmam gerekenler var. Lütfen…

Bir an düşündüm. Arabada oturmuş, Ankara’nın gri sokaklarında geçmişle yüzleşiyordum. Annemi dinlemeye karar verdim. — Ne anlatacaksın? dedim soğukça.

— O zamanlar çok gençtim… Babanla sürekli kavga ediyorduk. Beni anlamıyordu. Her şey üstüme üstüme geliyordu. Sonunda kaçtım… Ama seni hiç unutmadım.

İçimdeki çocuk hâlâ annesini arıyordu ama yetişkin halim ona kızgındı. — Beni hiç aramadın! Bir mektup bile yazmadın! dedim.

— Haklısın… dedi tekrar. — Ama şimdi hastayım oğlum. Çok zamanım kalmadı. Sadece seni son bir kez görmek istedim.

O an içimde bir şeyler kırıldı. Anneme acıdım ama aynı zamanda ona kızgındım. — Neden şimdi? Neden yıllar sonra? dedim, sesim çatladı.

— Çünkü seni hep sevdim… dedi annem ağlayarak. — Ama korktum… Beni affetmezsin diye korktum.

Telefonu kapattım. Arabada uzun süre oturdum, ellerim titriyordu. Eve döndüğümde eşim Zeynep beni kapıda karşıladı.

— Ne oldu? Yüzün bembeyaz olmuş, dedi endişeyle.

— Annem aradı… dedim sessizce.

Zeynep’in gözleri büyüdü. — Ne dedi?

— Hasta olduğunu söyledi… Beni görmek istiyor.

Zeynep bana sarıldı. “Ne yapacaksın?” diye sordu.

Bilmiyordum… İçimde fırtınalar kopuyordu. Bir yanda yılların öfkesi, diğer yanda annemin çaresizliği… O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Ertesi gün iş yerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Sürekli annemin sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Seni hep sevdim…”

Akşam eve dönerken babamın mezarına uğradım. Mezar taşına dokundum, içimdeki acıyı ona anlatır gibi:

— Baba… Annem geri döndü… Ne yapmalıyım? dedim fısıldayarak.

Rüzgar hafifçe esti; sanki babam bana cevap veriyordu: “O senin annen…”

Eve döndüğümde Zeynep sofrayı hazırlamıştı. Kızım Elif odasında ders çalışıyordu. Onlara baktım; ailem benim her şeyimdi. Ama geçmişin gölgesi hâlâ üzerimdeydi.

O gece annemi aradım. — Seni göreceğim, dedim kısaca.

Ertesi gün buluştuk; eski bir pastanede oturduk karşılıklı. Annem çok yaşlanmıştı; gözleri yorgun, elleri titrekti.

— Oğlum… dedi gözleri dolu dolu. — Sana anlatacaklarım var.

Uzun uzun konuştuk; bana kendi çocukluğunu anlattı, babamla yaşadığı zorlukları… Onu anlamaya çalıştım ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu.

— Seni affedebilir miyim bilmiyorum, dedim sonunda. — Ama seni dinlemeye hazırım.

Annem ağladı; ellerimi tuttu. — Sadece bunu duymak bile bana yeter… dedi.

O günden sonra annemi haftada bir ziyaret etmeye başladım. Aramızdaki mesafe yavaş yavaş azaldı ama hiçbir zaman tamamen kapanmadı.

Bir gün hastaneden aradılar; annemin durumu ağırlaşmıştı. Yanına koştum; elini tuttum.

— Oğlum… dedi son nefesinde. — Beni affettin mi?

Gözyaşlarımı tutamadım; — Seni affediyorum anne… dedim fısıltıyla.

Annem gözlerini kapadı; yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı.

Şimdi bazen kendi kızımla tartıştığımda annemi hatırlıyorum ve düşünüyorum: Affetmek mi daha zor, unutmak mı? Siz olsanız ne yapardınız?