Dört Duvar Arasında Yalnızlık: Bir Anne Olarak Terk Edilmek
“Anne, ne olur biraz daha uyuyayım… Sadece bir saat…” diye içimden yalvarırken, Defne’nin ağlamasıyla gözlerimi açtım. Geceden beri üçüncü kez uyanıyorum. Gözlerim şiş, başım zonkluyor. Eşim Emre ise yanımda derin uykuda. Onu uyandırmaya kıyamıyorum; o da işte çok yoruluyor. Ama ben? Benim yorgunluğumun adı yok sanki bu evde.
Defne’yi kucağıma alıp emzirirken, annemin sesi kulaklarımda çınlıyor: “Kızım, sen doğur, biz her zaman yanındayız.” Oysa doğumdan sonra hastaneden eve döndüğümde, annem ve babam sadece bir gün kalıp gittiler. “İşlerimiz var, baban rahatsız,” dediler. Kayınvalidem ise daha doğumdan önce, “Benim dizlerim tutmuyor, gençsiniz, halledersiniz,” diyerek sorumluluğu baştan reddetmişti.
O an anladım ki, bu dört duvar arasında yalnızdım. Defne’nin minik elleriyle saçımı tutuşunu izlerken gözlerim doldu. Anneliğin bu kadar yalnız bir savaş olacağını kimse söylememişti bana. Komşumuz Ayşe Abla bile, “Bizim zamanımızda herkes elini taşın altına koyardı,” derdi. Ama şimdi herkes kendi derdinde.
Bir sabah Emre’ye patladım:
— Emre, ben dayanamıyorum artık! Hiç kimse yok yanımızda, annemler de kayınvaliden de ortada yok! Ben ne yapacağım?
Emre gözlerini kaçırdı:
— Elif, ben de ne yapacağımı bilmiyorum. Annem zaten yaşlı, senin annen de babanla ilgileniyor…
— Peki ya ben? Ben kiminle ilgileneceğim? Kendimi kaybediyorum bazen! Defne’ye kötü davranmaktan korkuyorum!
O an Emre’nin gözlerinde bir korku gördüm. Belki de ilk kez benim gerçekten tükendiğimi fark etti.
Günler birbirini kovaladı. Defne büyüdükçe uykusuzluğum arttı, sabrım azaldı. Bir gün mutfakta yere çöküp ağladım. Telefonu elime aldım, annemi aradım:
— Anne, lütfen gel… Bir günlüğüne bile olsa…
Annemin sesi soğuktu:
— Kızım, baban çok hasta. Ben gelemem şimdi. Sen güçlüsün, dayanırsın.
O an içimde bir şeyler koptu. Güçlü olmak istemiyordum artık! Sadece biraz destek istiyordum.
Bir gece Defne ateşlendi. Panikle Emre’yi uyandırdım. Hastaneye koştuk. Doktor, “Viral enfeksiyon,” dedi. Eve döndüğümüzde Emre bana sarıldı:
— Elif, özür dilerim… Sana yeterince yardımcı olamadım.
Ama o özür yetmedi. İçimdeki yalnızlık büyüdü. Sosyal medyada herkes mutlu aile fotoğrafları paylaşıyordu; annelerinin yanında bebeklerini büyütüyorlardı. Ben ise dört duvar arasında Defne’yle baş başaydım.
Bir gün Emre işten geldiğinde onu kapıda karşıladım:
— Emre, ben psikoloğa gitmek istiyorum. Dayanamıyorum artık.
Emre önce şaşırdı, sonra başını salladı:
— Tamam Elif… Ne gerekiyorsa yapalım.
Psikologda ilk seansta ağladım durdum. “Aile desteği olmadan annelik çok zor,” dedi psikoloğum. “Türkiye’de hâlâ kadınlardan mucize bekleniyor.”
O seanstan sonra kendime söz verdim: Kimseden mucize beklemeyeceğim. Ama içimdeki kırgınlık geçmedi.
Bir gün annem aradı:
— Kızım, nasılsınız?
— İyiyiz anne…
Yalan söyledim. Çünkü artık derdimi anlatacak gücüm yoktu.
Defne altı aylık olduğunda ilk dişi çıktı. O anı paylaşacak kimsem yoktu yanımda; ne annem ne kayınvalidem… Sadece Emre ve ben vardık.
Bir akşam Emre’yle otururken sordum:
— Sence aile ne demek Emre? Biz aile miyiz gerçekten?
Emre uzun uzun sustu:
— Bilmiyorum Elif… Belki de aile dediğimiz şey, sadece kan bağı değilmiş.
O gece uzun süre düşündüm. Belki de aile dediğimiz şey; yanında olan, elini tutan insanlardı. Ama ya kimse elini tutmazsa? O zaman insan ne yapar?
Defne’nin uykusunda gülümsediğini görünce içimde bir umut yeşerdi. Belki de bu yalnızlık bana güç katacaktı… Ama yine de sormadan edemiyorum:
Siz hiç dört duvar arasında yalnız kaldınız mı? Ailenizden beklediğiniz desteği bulamadığınızda ne yaptınız? Lütfen bana anlatın; belki yalnız olmadığımı hissederim…