Biriktirilen Hayaller: Bir Evliliğin Ardından Kalanlar

“Yine mi marketten çikolata aldın, Murat?” Elif’in sesi mutfakta yankılandı. O an, elimdeki küçük çikolata paketiyle donup kaldım. Sanki suçüstü yakalanmış bir çocuk gibiydim. “Bir lira fazla harcamışsın, biliyor musun? O parayla bir hafta boyunca çay içebilirdik.”

İşte evliliğimizin özeti buydu: Her kuruşun hesabı, her alışverişin ardından yapılan sorgulamalar. Elif’le altı yıl önce evlendik. Başlarda onun tutumluluğunu hayranlıkla izlerdim. Annem, “Kız evin ekonomisini bilir, Murat. Allah razı olsun,” derdi. Ama zamanla bu tutumluluk, hayatımızı dar bir kutuya hapsetti.

Bir gün işten eve döndüğümde, Elif’in annesiyle telefonda konuştuğunu duydum. “Murat yine gereksiz harcama yapmış anne. Ne yapacağım bilmiyorum.” O an içimde bir şeyler kırıldı. Kendi evimde, kendi kazandığım parayla bile özgür olamıyordum. O gece Elif’le tartıştık.

“Bak Elif,” dedim, “Benim de küçük zevklerim var. Bir çikolata, bir kahve… Bunları bile çok görüyorsun.”

Elif’in gözleri doldu. “Sen anlamıyorsun Murat. Ben çocukken babam işsiz kaldı, annemle aylarca kuru ekmek yedik. O yüzden her kuruşu düşünmek zorundayım.”

O an sustum. Onun geçmişini bilmiyordum, ya da bilmek istememiştim. Ama bu geçmiş, bizim bugünümüzü zehirliyordu.

Aylar geçti. Evdeki gerilim arttı. Ben de hatalar yapmaya başladım. Bir gün işyerinde arkadaşlarım “Gel Murat, akşam çıkalım,” dediler. Eve geç geldim, Elif yine kapıda bekliyordu.

“Neredesin sen?”

“Arkadaşlarla oturduk biraz.”

“Yine para harcadın değil mi? Hesapta eksik var.”

Sinirlerim boşaldı. “Elif, yeter! Ben çocuk muyum? Her adımımı mı denetleyeceksin?”

O gece ilk defa ayrı odalarda yattık. Sonra bu, alışkanlık haline geldi.

Bir gün babam aradı: “Oğlum, bu kadar sıkıntı çekiyorsan konuşun, çözün. Olmuyorsa da kendini harcama.”

Ama ben çözmek yerine kaçmayı seçtim. İşyerinde yeni bir projeye başladım, geceleri daha çok dışarıda kalmaya başladım. Elif’ten uzaklaştıkça kendimi daha özgür hissettim ama içimde bir boşluk büyüyordu.

Bir sabah Elif masaya boş bir zarf koydu. “Bunu imzala,” dedi.

Gözlerim doldu. “Boşanmak mı istiyorsun?”

Başını eğdi: “İkimiz de mutsuzuz Murat. Belki de en iyisi bu.”

O an dünyam başıma yıkıldı. Kararı ben vermiş gibi hissettim ama aslında ikimiz de çoktan pes etmiştik.

Boşanma günü adliyede ellerimiz titreyerek imza attık. Annem ağladı, babam sessizce omzuma dokundu. Elif’in annesi ise gözlerini kaçırdı.

O günden sonra hayatımda büyük bir boşluk oluştu. Ev sessizdi, yemekler tatsızdı. Arkadaşlarım “Geçer,” dedi ama geçmedi.

Bir gün markette eski komşumuz Ayşe Teyze’yle karşılaştım.

“Oğlum, Elif’i gördüm geçenlerde… Çok zayıflamış,” dedi.

İçimde bir sızı hissettim. Onu mutlu edememiştim. Ama kendimi de kaybetmiştim.

Zamanla hatalarımı fark ettim. Elif’in geçmişini anlamadan yargılamıştım. Onun korkularını küçümsemiştim. Ama o da beni anlamamıştı; biraz nefes almaya ihtiyacım vardı.

Beş yıl geçti aradan. Hâlâ bazı geceler eski evimizin penceresinden sokağa bakıyormuş gibi hissediyorum. O günleri düşününce içimde hem pişmanlık hem de öfke var.

Geçen ay Elif’i bir kafede gördüm. Yanında küçük bir kız vardı; sanırım yeğeniyleydi. Göz göze geldik, hafifçe gülümsedi. İçimde bir huzur yayıldı ama aynı zamanda derin bir hüzün…

Şimdi düşünüyorum da; acaba biraz daha sabretseydik, birbirimizi daha iyi dinleseydik farklı olur muydu? Yoksa bazı yaralar ne kadar uğraşsak da kapanmaz mı? Sizce insan geçmişteki hatalarını gerçekten telafi edebilir mi? Yoksa bazı şeyler sonsuza kadar içimizde mi kalır?