Acının Gölgesinde Bir Evlilik: İntikamın Bedeli
“Beni gerçekten seviyor musun, yoksa sadece alışkanlıktan mı buradasın?” diye sordu Nadide, gözlerimin içine bakarak. O an, içimdeki fırtına bir kez daha koptu. Oysa ben bu evliliği, ona değil, başkasına acı vermek için yapmıştım. Ve şimdi, her sabah onunla aynı masada kahvaltı ederken, içimdeki boşluk daha da büyüyordu.
Her şey iki yıl önce başladı. O zamanlar hayatımda sadece bir kadın vardı: Meryem. Onun için dünyaları yakar, İstanbul’un en kalabalık caddelerinde bile tek başıma yürüyormuş gibi hissederdim. Meryem’in gülüşüyle güne başlar, onun sesiyle uyurdum. Annem bile “Oğlum, bu kız sana iyi geldi,” derdi. Babam ise “Aman oğlum, fazla kaptırma kendini,” diye uyarırdı. Ama ben çoktan kaptırmıştım.
Meryem’le evlilik konuşmalarımız hep havada kalıyordu. Ne zaman lafı açsam, “Daha erken değil mi?” derdi. Bir gün Kadıköy’de bir kafede otururken, ona tekrar sordum: “Meryem, ne zaman ailelerimizi tanıştıracağız?” Yüzüme bakmadan çayını karıştırdı. “Şimdi zamanı değil, Okan.”
Okan… Benim adım Okan’dı ve o gün adımı ilk defa bu kadar yabancı hissettim. Meryem’in bana olan mesafesi arttıkça, içimde bir huzursuzluk büyüdü. Sonra bir gece, telefonunu yanlışlıkla açık unuttu ve gelen mesajı gördüm: “Bu akşam yine buluşalım mı? Özledim.” Mesajın altında bir isim: Serkan.
Dünya başıma yıkıldı. Meryem’e hesap sormak istedim ama sesim titredi: “Bu kim?” dedim sadece. Gözleri doldu, sustu. O an anladım; her şey bitmişti.
Günlerce evden çıkmadım. Annem kapının önünde ağladı, babam içeri girip bana bağırdı: “Bir kadın için kendini bu hale sokmaya değer mi?” Ama ben sadece Meryem’in ihanetini düşünüyordum.
Bir akşam, çocukluk arkadaşım Nadide aradı. “Okan, dışarı çıkalım mı? Sana iyi gelir.” Onun yanında huzur buldum; sessizliğiyle, anlayışıyla yaralarımı sarmaya çalıştı. Ama ben hâlâ Meryem’in gölgesindeydim.
Sonra bir gün, Meryem’i Serkan’la el ele gördüm. İçimdeki öfke kabardı. O an karar verdim: Ona acı çektirecektim. Nadide’ye döndüm ve hiç düşünmeden sordum: “Benimle evlenir misin?” Şaşırdı, gözleri doldu ama kabul etti. Belki de o da yalnızdı.
Düğünümüz sade oldu; ailelerimiz şaşkındı ama ses çıkarmadılar. Annem gelinliğe bakıp “İçin rahat mı oğlum?” dediğinde gözlerimi kaçırdım. Nadide ise her şeye rağmen mutluydu; bana umutla bakıyordu.
Evliliğimizin ilk ayları sessizlikle geçti. Nadide bana yaklaşmaya çalıştıkça ben uzaklaştım. Bir gece yatakta sırtını döndü ve fısıldadı: “Beni sevmediğini biliyorum Okan. Ama neden?”
Cevap veremedim. Çünkü ona değil, hâlâ Meryem’e kırgındım. Nadide’nin gözyaşları yastığına aktı; ben ise duvara bakıp sustum.
Günler geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Nadide’nin ailesi arayıp “Kızımız neden mutsuz?” diye sormaya başladı. Annem ise her gelişinde Nadide’ye sarılıp “Sabret kızım,” diyordu.
Bir gün işten eve dönerken Meryem’i gördüm; yalnızdı ve gözleri şişmişti. Yanına gidip “Mutlu musun?” diye sordum. Başını eğdi: “Serkan’la ayrıldık.” İçimde bir zafer hissi bekliyordum ama sadece acı hissettim.
O gece Nadide’ye baktım; mutfağın köşesinde sessizce ağlıyordu. Yanına gidip elini tuttum: “Sana haksızlık ettim,” dedim. Gözlerime baktı: “Beni neden seçtin Okan? Sadece yalnız olduğun için mi?”
İşte o an anladım; intikam almak için kurduğum bu evlilikte en çok kendimi cezalandırmıştım. Nadide’nin gözyaşları, annemin duaları ve babamın suskunluğu arasında kaybolmuştum.
Bir sabah Nadide valizini topladı: “Kendini affedene kadar ben gidiyorum,” dedi. Kapının önünde durup arkasına bakmadan gitti.
Şimdi evde tek başıma oturuyorum; duvarda asılı düğün fotoğrafımıza bakıyorum. Meryem’in ihanetini unutamadığım için Nadide’yi de kaybettim.
Sizce insan gerçekten intikam alarak iyileşebilir mi? Yoksa asıl yara, affedemediğimizde mi derinleşir?