Bir Tabak Bulaşığın Ardındaki Hayat: Bir Kaynananın Sessiz Çığlığı
“Birazcık vicdanın olsaydı, arada bir şu bulaşıkları yıkardın, Zeynep!” dedim, sesim titreyerek. Mutfağın ortasında, ellerim deterjanlı, gözlerim dolu dolu. Zeynep ise bana sırtını dönmüş, telefonunda bir şeyler karıştırıyordu. O an, içimde yıllardır biriken öfke ve kırgınlık, bir tabak bulaşığın ardında patladı sanki.
Oğlum Murat, sesimi duyar duymaz salondan fırladı. “Anne, yeter artık! Sen bu tavırlarınla bizim ailemizi mahvediyorsun!” diye bağırdı. O an, kalbim yerinden çıkacak sandım. Oğlumun bana böyle bakmasını hiç beklememiştim. Sanki ben onların huzurunu bozmak için yaşıyormuşum gibi…
Hayatım boyunca hep başkalarının yükünü taşıdım. Daha yirmi iki yaşındayken, kucağımda iki yaşındaki oğlum Murat’la terk edildim. Kocam Mehmet, bir sabah hiçbir şey söylemeden evi terk etti. Arkasında sadece birkaç eski gömlek ve bana ait olmayan borçlar bıraktı. O günden sonra hayatım hep mücadeleyle geçti. Hem anne hem baba oldum Murat’a. Bir yandan temizlik işlerine gidip para kazandım, bir yandan oğluma sıcak bir yuva kurmaya çalıştım. Herkesin gözünde “güçlü kadın”dım ama geceleri yastığım gözyaşlarımla ıslanırdı.
Yıllar geçti, Murat büyüdü, üniversiteyi kazandı. Oğlumun okuması için saçımı süpürge ettim. Onun iyi bir hayatı olsun diye kendi gençliğimden vazgeçtim. Sonra Zeynep girdi hayatımıza. Murat’ın üniversiteden arkadaşıydı. İlk başlarda çok sevdim onu; sessiz, saygılı bir kızdı. Ama evlendikten sonra işler değişti. Zeynep’in annesiyle babası Almanya’da yaşıyordu; kızları burada yalnız büyümüş, alışkanlıkları bize göre farklıydı. Ev işlerine pek elini sürmezdi, yemek yapmayı bile doğru dürüst bilmezdi. Ben de ona öğretmeye çalıştım ama her seferinde “Ben çalışıyorum Emine teyze, çok yoruluyorum” derdi.
Bir gün işten eve döndüğümde mutfakta dağ gibi bulaşık birikmişti. O gün çok yorulmuştum; sabah altıda kalkıp temizlik işine gitmiş, akşam eve zor atmıştım kendimi. Zeynep ise televizyonun karşısında telefonuyla oynuyordu. İçimdeki sabır taşı çatladı o an. “Zeynep, birazcık yardım etsen ölür müsün?” dedim. Bana öyle bir baktı ki… Sanki ben ona kötülük yapıyormuşum gibi.
Oğlum Murat ise her zaman Zeynep’in tarafını tuttu. “Anne, Zeynep de çalışıyor, sen de çalışıyorsun ama senin alışkanlıkların farklı,” derdi hep. Benim alışkanlıklarım mı? Ben sadece evin düzenini korumaya çalışıyordum! Birlikte yaşadığımız bu küçük evde herkesin elini taşın altına koyması gerekmez mi?
Bir akşam yine aynı tartışma döndü durdu evde. Zeynep’in annesi aramış; “Kızım çok yoruluyor, biraz da Emine Hanım yardımcı olsun,” demiş telefonda. O an içimdeki öfke daha da büyüdü. Ben zaten yıllardır bu evin yükünü çekiyorum, şimdi de suçlu ben mi oldum? Murat ise bana dönüp “Anne, biraz anlayışlı olsan olmaz mı?” dediğinde gözlerimden yaşlar süzüldü.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Ben nerede hata yaptım? Neden oğlum bana böyle davranıyor? Sabah olduğunda karar verdim; artık susmayacaktım.
Ertesi gün kahvaltı sofrasında herkes sessizdi. Birden içimdeki fırtına koptu: “Bakın çocuklar,” dedim, “Ben bu evde kimseye yük olmak istemiyorum ama herkesin sorumluluğu var! Ben yıllarca tek başıma mücadele ettim, şimdi de sizden biraz destek bekliyorum.”
Zeynep başını eğdi ama Murat yine bana karşı çıktı: “Anne, sen bizim ailemizi anlamıyorsun! Her şeye karışıyorsun!”
O an içimdeki umut kırıldı. Oğlumun gözünde ben artık sadece sorun çıkaran bir kadındım. Halbuki ben sadece onların iyiliğini istiyordum.
Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Zeynep benimle konuşmamaya başladı; Murat ise işten geç gelmeye başladı. Evde bir yabancı gibi hissetmeye başladım kendimi.
Bir gün komşumuz Ayşe abla uğradı. Halimi görünce hemen anladı: “Emine, sen kendini harap ediyorsun bu çocuklar için,” dedi. “Biraz da kendini düşün.”
Ama nasıl düşünebilirdim ki? Benim hayatım hep başkaları için yaşamakla geçti.
Bir akşam Murat eve geldiğinde yüzü asıktı. “Anne,” dedi sertçe, “Bence artık kendi evine çıkmanın zamanı geldi.” O an dünya başıma yıkıldı sandım. Oğlum beni evden göndermek istiyordu…
Eşyalarımı toplarken ellerim titriyordu. Her köşede bir anımız vardı; Murat’ın bebekliği, ilk adımları… Şimdi ise ben bu evde istenmeyen kişiydim.
Küçük bir daire tuttum kendime; yalnız başıma yaşamaya başladım. İlk zamanlar çok zorlandım; geceleri sessizliğe alışamadım. Ama zamanla kendi kendime yetmeyi öğrendim.
Aradan aylar geçti; Murat’tan ve Zeynep’ten hiç haber almadım. Bir gün kapım çaldı; karşımdaki Murat’tı. Gözleri dolu doluydu: “Anne,” dedi kısık sesle, “Sana haksızlık ettik.”
O an içimdeki tüm kırgınlıklar suya düştü sanki… Sarıldık uzun uzun.
Şimdi düşünüyorum da… Bir tabak bulaşığın ardında ne çok kırgınlık, ne çok sevgi saklıymış meğer…
Sizce anneler gerçekten fazla mı fedakâr oluyor? Yoksa bizden beklenen sadece susmak mı? Yorumlarınızı merak ediyorum…