Annemin Kapısını Çalmak: Bir Yalnız Annenin Mücadelesi

“Anne, lütfen… Sadece birkaç saatliğine çocuklara bakabilir misin? Yarın iş görüşmem var, çok önemli.”

Telefonun ucunda annemin nefesini duydum. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra o tanıdık, soğuk sesiyle cevap verdi: “Zeynep, ben artık yoruldum. Kendi hayatım var. Senin çocukların senin sorumluluğun.”

O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu. Eşimi kaybedeli altı ay olmuştu. O gün, sabah işe gitmek için evden çıkarken bana gülümsediği anı hâlâ unutamıyorum. Sonra bir telefon geldi; trafik kazası… Her şey bir anda karardı.

Üç çocuğumla baş başa kaldım. En küçüğü, Elif, henüz üç yaşındaydı. Ortaokula giden oğlum Mert ve ilkokulda olan kızım Derya… Onların gözlerindeki korkuyu, çaresizliği gördükçe kendimi daha da suçlu hissettim. Ama annem… Annemden beklediğim tek şey biraz destekti. O ise bana kapısını kapatmıştı.

O gece çocuklar uyuduktan sonra mutfakta oturup ağladım. Ellerim titriyordu. “Ben bu yükün altından nasıl kalkacağım?” diye defalarca sordum kendime. Ertesi sabah gözlerim şişmişti ama çocukları okula hazırlamak zorundaydım. Elif’i komşumuz Şengül ablanın yanına bırakıp iş görüşmesine koştum.

İstanbul’da yaşamak zaten zorken, tek maaşla üç çocuğa bakmak neredeyse imkânsızdı. Eşimden kalan borçlar, kira, faturalar… Her gün yeni bir krizle uyanıyordum. İş görüşmesinde karşımdaki kadın bana acıyarak baktı: “Çocuklarınız varmış, esnek çalışabilir misiniz?”

Yutkundum. “Gerekirse geceleri de çalışırım,” dedim. Ama biliyordum ki kimse üç çocuklu bir anneyi kolay kolay işe almak istemezdi.

Eve döndüğümde Elif ağlıyordu. Şengül abla yorgun bir şekilde kapıyı açtı: “Zeynep, ben de torunuma bakıyorum. Her zaman yardımcı olamam.”

Bir kez daha yalnızlığımı hissettim. Akşam yemeğinde Mert sessizce tabağıyla oynuyordu. “Anne, babam olsa böyle olmazdı,” dedi aniden. Derya ise başını önüne eğdi, gözlerinden yaşlar süzüldü.

O gece annemi tekrar aradım. “Anne, lütfen… Sadece bu hafta sonu. Çocuklar seni çok özledi.”

Annemin sesi bu kez daha sertti: “Zeynep, ben gençliğimi size adadım. Şimdi biraz da kendime bakmak istiyorum. Sen güçlü bir kadınsın, halledersin.”

Telefonu kapattığımda öfkemle karışık bir çaresizlik sardı içimi. Annem bana hep güçlü olmamı öğretmişti ama şimdi en çok ona ihtiyacım vardı.

Bir hafta sonra mahalledeki markette kasiyerlik işi buldum. Maaşı azdı ama başka seçeneğim yoktu. Sabahları çocukları okula bırakıp markete koşuyor, akşamları yorgun argın eve dönüyordum. Elif’i bazen komşulara bırakıyor, bazen de markete götürüyordum.

Bir gün markette kasada çalışırken Elif’in ateşi çıktı. Patronum bana ters ters baktı: “Çocuğunu işe getirme Zeynep Hanım! Müşteriler rahatsız oluyor.”

O an gözlerim doldu ama sesimi çıkarmadım. Eve döndüğümde Elif’in ateşi hâlâ düşmemişti. Gece boyunca başında bekledim, ateşini ölçtüm, ıslak bezlerle serinletmeye çalıştım.

Ertesi sabah Mert’in okuldan aradığını duydum: “Anne, öğretmenim veli toplantısına gelmeni istiyor.”

İçimdeki suçluluk duygusu büyüdü. Çocuklarıma yetemiyordum. Ne iyi bir anne olabiliyordum ne de iyi bir çalışan…

Bir akşam Derya yanıma geldi: “Anne, neden babaannem bize gelmiyor? Bizi sevmiyor mu?”

Gözlerim doldu ama ona yalan söylemek istemedim: “Bazen büyükler de yorulur kızım. Ama sizi çok seviyor.”

O gece anneme uzun bir mesaj yazdım: “Anne, seni anlıyorum ama ben de insanım. Bazen güçlü olamıyorum. Çocukların sana ihtiyacı var.”

Cevap gelmedi.

Aylar geçti. Borçlar birikti, ev sahibi kapıya dayandı: “Zeynep Hanım, iki aydır kira ödemediniz.”

Bir gece mutfakta otururken Mert yanıma geldi: “Anne, ben çalışabilirim istersen…”

Onun o yaşta böyle bir sorumluluk hissetmesi içimi parçaladı.

Bir gün markette çalışırken eski bir arkadaşım olan Ayşe geldi: “Zeynep, belediyenin kadınlara destek programı varmış, başvursana!”

Umutsuzca başvurdum ve kısa süre sonra temizlik işlerinde yarı zamanlı bir iş buldum. Maaşı azdı ama en azından sigortam vardı.

Bir akşam eve dönerken apartman girişinde annemi gördüm. Elinde poşetler vardı.

“Anne?” dedim şaşkınlıkla.

Bana bakmadan poşetleri yere bıraktı: “Çocuklara biraz meyve aldım.”

“İçeri gelmek ister misin?” dedim titrek bir sesle.

Başını salladı: “Belki başka zaman.”

O an anladım ki annem de kendi savaşını veriyordu; belki de kendi acılarıyla baş edemiyordu.

Ama ben hâlâ yalnızdım.

Şimdi geceleri çocuklarımı izlerken düşünüyorum: Bir anne ne kadar güçlü olabilir? Aile dediğimiz şey gerçekten birbirimize sırtımızı döndüğümüzde mi biter? Siz olsaydınız ne yapardınız?