Oğlumun Nişanlısının Babasıyla İlk Karşılaşmam: Bir Akşamın Ardından
“Baba, lütfen sakin ol, bak her şey yolunda gidecek.” Oğlum Emir’in sesi, arabada yankılanırken ellerim direksiyonda titriyordu. Yıllardır oğlumun yanında dimdik durdum ama bu akşam, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Nihayetinde oğlumun hayatındaki en önemli insanlardan biriyle, nişanlısı Elif’in babasıyla tanışacaktık. Anneleriyle birlikte hazırladıkları sofrada, iki ailenin de heyecanı gözlerinden okunuyordu. Ama kimse, o akşamın bu kadar sarsıcı olacağını tahmin edemezdi.
Kapı açıldığında Elif’in annesi Gülser Hanım bizi sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. Emir’in elleri terlemişti, eşim Ayşe ise bana göz ucuyla bakıp “Her şey güzel olacak,” dercesine başını salladı. Salona geçtiğimizde Elif’in babası Mahmut Bey’i ilk kez gördüm. Yüzünde hafif bir kızarıklık, gözlerinde ise dalgın bir bakış vardı. Elif hemen yanımıza gelip babasını tanıştırdı: “Babam Mahmut Bey.”
Mahmut Bey’in elini sıktığımda, elinin titrediğini fark ettim. Masaya oturduğumuzda ise garip bir sessizlik oldu. Gülser Hanım hemen lafa girdi: “Emir Bey, ne iş yapıyordunuz?” Emir heyecanla anlatmaya başladı ama Mahmut Bey’in gözleri sürekli masadaki rakı şişesine kayıyordu. Henüz yemek başlamadan bardağını doldurdu ve tek yudumda içti. O an içimde bir huzursuzluk başladı.
Ayşe bana fısıldadı: “Biraz fazla içiyor galiba.” Ben ise “Belki heyecandandır,” dedim ama içimdeki ses bunun daha derin bir mesele olduğunu söylüyordu. Dakikalar ilerledikçe Mahmut Bey’in sesi yükselmeye, konuşmaları ise anlamsızlaşmaya başladı. Bir ara Emir’e döndü: “Bak oğlum, Elif’i üzersen karşında beni bulursun!” dedi ve kahkaha attı. Herkesin yüzü asıldı.
Elif utançtan kıpkırmızı oldu, annesi ise başını önüne eğdi. O an sofrada bir buz gibi hava esti. Ayşe’nin gözleri doldu, ben ise ne yapacağımı bilemedim. Oğlumun geleceği için bu aileyle iyi geçinmek zorundaydım ama Mahmut Bey’in hali beni endişelendiriyordu.
Yemek boyunca Mahmut Bey birkaç kez daha bardağını doldurdu. Bir ara ayağa kalkıp “Benim kızım kolay kolay kimseye verilmez!” diye bağırdı. Elif ağlamaklı oldu, Emir ise mahcup bir şekilde bana baktı. İçimden “Bu iş böyle mi olacak?” diye geçirdim.
Yemekten sonra Gülser Hanım beni mutfağa çağırdı. “Kusura bakmayın lütfen, Mahmut Bey’in son zamanlarda işleri iyi gitmiyor, biraz fazla içiyor,” dedi utançla. Ona hak vermek istedim ama oğlumun hayatı gözümün önüne geldi. “Gülser Hanım, önemli olan çocuklarımızın mutluluğu,” dedim ama sesim titriyordu.
Eve dönerken Ayşe sessizdi. Emir ise arka koltukta başını öne eğmişti. Arabada uzun süre kimse konuşmadı. Sonunda Ayşe dayanamayıp sordu: “Ne yapacağız şimdi?”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir soru vardı: Oğlum böyle bir aileye gelin gitmeli miydi? Mahmut Bey’in alkol sorunu oğlumun ve Elif’in hayatını nasıl etkilerdi? Ya torunlarımız? Ya ailelerimiz arasındaki ilişki?
Ertesi gün Emir yanıma geldi. “Baba, Elif çok üzgünmüş. Babası için utanıyor ama onu da bırakmak istemiyor,” dedi gözleri dolu dolu. Oğluma sarıldım: “Oğlum, hayat kolay değil. Herkesin derdi var ama önemli olan birlikte çözebilmek.”
Bir hafta boyunca Elif’ten ve ailesinden haber alamadık. Emir her gün daha da içine kapandı. Ayşe ise sürekli dua ediyordu: “Allah’ım çocuklarımızı koru.” Ben ise ne yapacağımı bilemeden işten eve dönerken mahalledeki kahvede Mahmut Bey’i gördüm. Yalnız oturuyordu, önünde yine bir rakı şişesi vardı.
Yanına gittim, selam verdim. Başını kaldırıp bana baktı: “Kusura bakma Ahmet Bey, o akşam biraz fazla kaçırdım galiba,” dedi utanarak. “Mahmut Bey,” dedim, “Çocuklarımız birbirini seviyor. Ama bu şekilde devam ederse aralarındaki ilişki zarar görecek.”
Mahmut Bey gözlerini kaçırdı: “Biliyorum… Ama elimde değil Ahmet Bey… İşler battı, borçlar sardı dört bir yanımı… İçmeden duramıyorum.”
O an ona kızmak yerine acıdım. Hepimiz insanız, hepimizin zayıf anları var ama çocuklarımızın hayatı söz konusu olduğunda daha güçlü olmamız gerekmez mi? “Bak Mahmut Bey,” dedim, “Çocuklarımız için toparlanmamız lazım. Onlara destek olalım ki mutlu olsunlar.”
O gün uzun uzun konuştuk. Mahmut Bey ağladı, ben de ona sarıldım. Ona yardım etmeye karar verdim; iş bulmasına yardımcı olacaktım, gerekirse psikolojik destek alacaktık.
Bir hafta sonra Elif ve Emir tekrar buluştular. Elif’in gözleri umutla parlıyordu: “Babam tedaviye başlamış,” dedi sevinçle. O an içimde bir umut yeşerdi.
Aylar geçti, Mahmut Bey tedaviye devam etti ve yavaş yavaş toparlandı. Ailelerimiz arasındaki buzlar eridi; sofralarımızda artık kahkahalar yükseliyordu.
Ama o geceyi asla unutmadım; oğlumun geleceği için yaşadığım korkuyu, ailemin huzurunun pamuk ipliğine bağlı olduğunu… Şimdi düşünüyorum da; insan bazen en zor anlarda bile umudu kaybetmemeli mi? Ya siz olsaydınız, oğlunuzun böyle bir aileyle evlenmesine izin verir miydiniz? Yoksa her şeye rağmen sevgiye ve değişime inanır mıydınız?