Yalnız Bir Dede ve Sessiz Çığlıklar: Onu Nasıl Destekleyebilirim?
“Dede, neden bu kadar sessizsin? Bir derdin mi var?”
Oturduğumuz eski ahşap evin mutfağında, dedem yine pencerenin önünde, elleri dizlerinde, gözleri uzaklara dalmıştı. Annem sofrayı kurarken, babam televizyonun sesini açmaya çalışıyordu. Ama dedemin sessizliği, evin her köşesine ağır bir bulut gibi yayılmıştı. O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki dedemin suskunluğu, bana da bulaşmıştı.
Dedem, Mehmet Dede, köyümüze on yıl önce taşındı. Eşi vefat ettikten sonra, doğduğu topraklara dönmek istemiş. Annem anlatırdı; eskiden çok neşeliymiş, fıkralar anlatır, çocuklara şeker dağıtırmış. Ama ben onu hep böyle; içine kapanık, gözleri dolu dolu hatırlıyorum. Babamla arası hiçbir zaman iyi olmadı. Babam, “O adam hep kendi bildiğini okur,” derdi. Annem ise arada kalırdı; bir yanda babası, bir yanda eşi…
Bir gün okuldan eve dönerken dedemi bahçede buldum. Elinde eski bir fotoğraf vardı. Yanına oturdum. “Kim onlar dede?” diye sordum.
Gözleri doldu. “Biri ninen, biri de amcan… Eskiden her şey daha güzeldi,” dedi. Sesi titriyordu. O an anladım ki dedemin yükü sadece yaşlılık değil, geçmişin acılarıydı.
Köyde dedemle ilgili türlü dedikodular dolaşırdı. Kimisi onun çok zengin olduğunu, kimisi ise ailesinden kaçtığını söylerdi. Ama ben biliyordum; dedem sadece yalnızdı. Akşamları sobanın başında oturur, eski radyosundan türküler dinlerdi. Bazen gözlerinden yaşlar süzülürdü. Annem ona çay getirir, “Baba, biraz da bizimle otur,” derdi. Ama dedem çoğu zaman başını sallar, “Siz gençsiniz, ben size ayak uyduramam,” derdi.
Bir gün babamla tartıştılar. Babam bağırıyordu: “Baba, bu evde herkesin bir görevi var! Sen sadece oturuyorsun!” Dedem ise sessizce odasına çekildi. O gece annem ağladı. Ben de yatağımda gözyaşlarımı yastığıma akıttım. O an dedeme nasıl yardım edebileceğimi düşündüm ama hiçbir şey bulamadım.
Köydeki komşular bazen dedemi çağırırdı; cenazelerde dua okuması için ya da bayramlarda el öpmeye giderlerdi. Ama sonra herkes kendi hayatına dönerdi. Dedem ise yine yalnız kalırdı.
Bir gün cesaretimi topladım ve dedemin odasına girdim. “Dede, bana çocukluğunu anlatır mısın?” dedim. Önce şaşırdı, sonra hafifçe gülümsedi. “Çocukken köyde dere kenarında oynardık,” dedi. Gözleri parladı bir anlığına. O akşam saatlerce konuştuk; eski bayramlardan, annesinin yaptığı baklavadan, ilk aşkından… O gece ilk defa dedemin yüzünde gerçek bir tebessüm gördüm.
Ama ertesi sabah yine aynı sessizlik… Dedem kahvaltıya inmedi. Annem endişelendi, babam ise umursamaz davrandı. İçimden bir ses bana “Bir şeyler yapmalısın!” dedi.
Okuldan döndüğümde dedemi caminin avlusunda buldum. Tek başına oturuyordu. Yanına gittim.
“Dede, neden bu kadar üzgünsün?”
Başını eğdi. “Evlat, insan yaşlandıkça geçmişiyle baş başa kalıyor. Herkesin hayatı devam ediyor ama sen geride kalıyorsun,” dedi.
O an anladım ki dedemin yalnızlığı sadece fiziksel değildi; ruhu da yalnızdı.
Bir gün köyde bir etkinlik düzenlendi; yaşlılar günü için çocuklar şiir okuyacaktı. Ben de katıldım ve dedeme ithafen bir şiir yazdım:
“Bir zamanlar gülüşünle aydınlanırdı evimiz,
Şimdi sessizliğin yankılanıyor duvarlarda.
Dede, bil ki yalnız değilsin,
Seninle atan bir kalp var burada.”
Şiiri okurken gözlerim doldu; dedem ise ağladı. O gün köyde herkes dedemi alkışladı ama ertesi gün yine yalnız kaldı.
Ailemizdeki çatışmalar devam etti. Babam bazen dedeme karşı daha anlayışlı olmaya çalıştı ama çoğu zaman sabırsızdı. Annem ise arada kalmaktan yorulduğunu söyledi.
Bir akşam dedem bana eski bir defter verdi. “Bunu sakla,” dedi. Defterin içinde yıllar önce yazdığı şiirler vardı; kaybettiği eşi için yazdığı satırlar… Okudukça içim parçalandı.
Dedeme yardım etmek istedim ama nasıl yapacağımı bilemedim. Onu gezmeye çıkardım, birlikte camiye gittik, bahçede çiçek diktik… Ama her seferinde dedem tekrar içine kapandı.
Bir gün hastalandı; ateşi çıktı, halsizleşti. Annem telaşlandı, babam doktora götürdü ama dedem hep aynı şeyi söyledi: “Benim için endişelenmeyin, ben zaten bu dünyada misafirim.”
O gece başucunda oturdum ve elini tuttum.
“Dede, seni çok seviyorum,” dedim.
Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Evlat, insan bazen en çok sevdiklerinin yanında bile kendini yalnız hissedebilir,” dedi.
O sözler içime işledi.
Dedemin yalnızlığı sadece onun değil, bizim de acımız oldu. Ailemizdeki kırgınlıklar, kuşak çatışmaları ve hayatın zorlukları arasında sıkışıp kaldık.
Şimdi size soruyorum: Yalnız birini gerçekten nasıl mutlu edebiliriz? Onun acısını hafifletmek için ne yapmalı? Siz olsaydınız ne yapardınız? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki birlikte bir yol bulabiliriz.