Bir Sabahın Ardında Saklı Yıllar: Elif’in Sessiz Çığlığı

“Dedem nerede anne? Neden hâlâ dönmedi?” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem, mutfağın köşesinde elleriyle yüzünü kapamış, sessizce ağlıyordu. O an, evimizin içindeki sessizlik bana ağır bir yük gibi çöktü. Oysa daha dün akşam dedem Yusuf’la balkonda oturmuş, bana eski İstanbul’u anlatmıştı. “Elif,” demişti, “hayatta en çok kendine dürüst olmalısın.” Şimdi ise o dürüstlük, evimizin içinde yankılanan bir boşluktu.

Sabah güneşi odamı aydınlatırken, içimdeki huzursuzlukla yatağımdan kalktım. Annem hâlâ konuşmuyordu. Babam ise erkenden işe gitmişti, ya da öyle sanıyordum. Dedemin bastonunu kapının yanında görünce içim cız etti. O baston olmadan dışarı çıkmazdı ki! Telefonunu da evde bırakmıştı. İçimde bir korku büyüyordu: Ya başına bir şey geldiyse?

Küçükken dedemle Eminönü’ne balık ekmek yemeye giderdik. O günleri düşündüm; neşeli, güvenli ve sıcacık günlerdi. Ama son yıllarda dedemle babam arasında sürekli tartışmalar çıkıyordu. Babam ona hep “Artık karışma bizim hayatımıza!” diye bağırırdı. Dedem ise sessizce odasına çekilirdi. Annem ise arada kalır, gözleriyle benden özür dilerdi sanki.

O sabah, dedemin kayboluşuyla birlikte evdeki tüm yaralar açıldı. Annemle ilk kez bu kadar açık konuştuk:
– Anne, dedem neden gitti? Bir şey mi oldu?
Annem gözlerini kaçırdı:
– Elif, bazı şeyler büyüyünce anlarsın…
– Ama ben büyüdüm! Artık çocuk değilim!
O an annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. Sarıldık birbirimize. İlk defa annemin de ne kadar kırgın ve yalnız olduğunu hissettim.

Dedemi bulmak için polise gitmeyi düşündüm ama ailem istemedi. “İnsanlar ne der?” korkusu her zamanki gibi ağır bastı. Oysa ben dedemi bulmadan rahat edemezdim. Gizlice dedemin eski arkadaşlarını aramaya başladım. Mahalledeki bakkal Mehmet Amca’ya sordum:
– Mehmet Amca, dedemi gördün mü?
– Kızım, sabah erken saatlerde cami avlusunda oturuyordu. Sonra bir taksiye bindi gitti.
Bu bilgiyle içimde bir umut filizlendi.

O gün boyunca İstanbul’un sokaklarını arşınladım. Dedemin gidebileceği yerleri düşündüm: Eski mahallesi, gençliğinde çalıştığı marangoz atölyesi… Her yerde onu sordum ama kimse görmemişti. Akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu:
– Elif, neredeydin? Çok korktum!
– Dedemi arıyordum anne! Onu bulmadan rahat edemeyeceğim!
Annem bana sarıldı ama gözlerinde bir çaresizlik vardı.

Gece boyunca uyuyamadım. Dedemle ilgili anılar gözümün önünden geçiyordu: Bana ilk bisikletimi alışı, birlikte Galata Köprüsü’nde balık tutuşumuz… O anlarda kendimi güvende hissederdim. Şimdi ise her şey paramparça olmuştu.

Ertesi sabah kapı çaldı. Açtığımda karşımda babam vardı; yanında da dedem! Gözlerime inanamadım. Dedemin yüzü yorgun ve solgundu ama gözlerinde bir huzur vardı.
– Dede! Neredeydin? Çok korktuk!
Dedem bana sarıldı:
– Kızım, biraz nefes almam gerekiyordu…
Babam ise sessizce başını eğdi.

O gün akşam yemeğinde ilk defa herkes bir aradaydı ama masada derin bir sessizlik hakimdi. Sonunda dedem konuştu:
– Yıllardır bu evde herkes birbirinden bir şeyler saklıyor. Ben de…
Babam sözünü kesti:
– Baba, şimdi sırası mı?
Dedem devam etti:
– Evet, tam da şimdi sırası! Elif’in bilmesi gereken şeyler var.
Annemin elleri titredi. Ben ise merak ve korkuyla dinliyordum.

Dedem derin bir nefes aldı:
– Gençliğimde büyük bir hata yaptım. Ailemi bırakıp başka bir şehre gittim. Yıllarca pişmanlık çektim ama geri döndüm ve affedildim sandım… Ama oğlum beni hiç affetmedi.
Babamın gözleri doldu:
– Sen bizi terk ettin baba! Annemi hasta bıraktın…
Dedem başını eğdi:
– Haklısın oğlum… Ama ben de her gün bunun acısını çektim.
O an masada herkes ağlıyordu.

O gece annemle odama çekildik:
– Anne, neden bana hiç anlatmadınız?
Annem gözyaşları içinde:
– Seni korumak istedik Elif… Ama belki de yanlış yaptık.

Ertesi sabah dedemle uzun uzun konuştuk:
– Dede, insan bazen affedilmeyi hak eder mi?
Dedem gözlerimin içine baktı:
– Herkes ikinci bir şansı hak eder kızım… Ama en çok da kendini affetmeyi öğrenmeli insan.

Şimdi düşünüyorum da; aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak değilmiş. Bazen en yakınlarımızdan bile sır saklıyor, acılarımızı paylaşamıyoruz. Peki ya siz? Hiç ailenizde affedemediğiniz biri oldu mu? Ya da siz affedilmeyi beklediniz mi?