Bir Dakika Geç: Kayınvalidemle Hayatım ve Kendi Kimliğimi Arayışım
“Yine mi geç kaldın, Elif? Saat yedi dedim, yedi!”
Şefika Hanım’ın sesi mutfağın duvarlarını titretti. Elimdeki çay tepsisi hafifçe titredi, bardaklar birbirine çarptı. O an, içimdeki tüm umutlar bir kez daha kırıldı. Eşim Murat ise salonda televizyonun sesini biraz daha açtı, annesinin öfkesinden kaçmak ister gibi. Oysa ben, her sabah olduğu gibi, yine bir dakika geç kalmıştım kahvaltı sofrasına.
Kendime defalarca söz verdim: “Bu sabah erken kalkacağım, her şeyi zamanında yetiştireceğim.” Ama iki çocuk, iş ve evin bitmeyen işleri arasında zaman hep benden hızlı akıyordu. Yine de Şefika Hanım’ın gözünde bunun hiçbir bahanesi yoktu. Onun için ben hep eksik, hep yetersizdim.
“Bak kızım,” dedi Şefika Hanım, gözlüklerinin üzerinden bana bakarak, “Ben bu evi kırk yıl ayakta tuttum. Sen daha iki yılda darmadağın ettin.”
İçimden geçenleri söyleyemedim. Annemden kalan eski bir mendili sıktım avucumda. O mendil bana güç veriyordu; annemin sıcaklığını, anlayışını hatırlatıyordu. Ama burada, bu evde, annemin sesi bile ulaşamıyordu bana.
Murat’la evlendiğimizde, kendi evimizde yaşayacağımızı sanmıştım. Ama Murat’ın babası vefat edince, Şefika Hanım yalnız kalmasın diye onun evine taşındık. O günden beri kendi hayatımı askıya aldım sanki. Her sabah onun kurallarına uyanmak, her akşam onun onayını beklemek zorundaydım.
Bir gün, çocuklar okuldan geldiğinde, küçük kızım Zeynep ağlayarak yanıma koştu:
“Anne, babaanne bana ‘tembel’ dedi. Ben tembel miyim?”
O an içimde bir şeyler koptu. Kızımı kucağıma aldım, saçlarını okşadım. “Hayır canım, sen çok akıllı ve çalışkansın,” dedim ama sesim titriyordu. Şefika Hanım ise kapının önünde dikilip bizi izliyordu.
“Çocuklar şımartılmamalı,” dedi sertçe. “Bizim zamanımızda böyle miydi?”
O gece Murat’a açıldım:
“Murat, ben bu evde nefes alamıyorum. Annene saygım sonsuz ama artık kendimi kaybediyorum.”
Murat başını öne eğdi. “Biliyorum Elif,” dedi sessizce. “Ama annem yaşlı… Onu yalnız bırakamam.”
“Ya ben?” dedim gözyaşlarımı tutamadan. “Beni hiç düşünüyor musun?”
O gece uyuyamadım. Annemin bana küçükken söylediği sözler aklımda yankılandı: “Kızım, kimse için kendini feda etme. Sen de varsın.” Ama burada ben yoktum; sadece Şefika Hanım’ın geliniydim.
Bir sabah, çocukları okula gönderdikten sonra mutfağa girdim. Şefika Hanım masada oturmuş, eski fotoğraflara bakıyordu. Yanına oturdum.
“Şefika Anne,” dedim ilk kez ona böyle hitap ederek, “Ben de bu evin bir parçası olmak istiyorum ama bazen çok zorlanıyorum.”
Bana uzun uzun baktı. Gözlerinde bir anlığına yumuşaklık gördüm ama hemen kayboldu.
“Zorlanmak mı? Ben neler yaşadım bu evde… Senin yaşadıkların yanında hiçbir şey.”
O an anladım ki onun da yaraları vardı. Belki de bana bu kadar sert davranmasının sebebi buydu; kendi çektiği acıları bana da yaşatmak istemesi… Ya da belki başka türlü sevgisini gösteremiyordu.
Ama ben artık susmak istemiyordum.
Bir gün çocuklar okuldan döndüğünde, Zeynep ve Kerem’i alıp parka götürdüm. Eve döndüğümüzde Şefika Hanım kapıda bekliyordu.
“Nereye gittiniz? Bana haber vermeden çıkılır mı?”
İlk defa sesimi yükselttim:
“Ben de bu evin annesiyim! Çocuklarımı gezdirmek için kimseye hesap vermek zorunda değilim!”
Şefika Hanım şaşkınlıkla bana baktı. O an ilk defa göz göze geldik; iki kadın, iki anne…
O günden sonra aramızda görünmez bir sınır oluştu. Artık her şeye karışmıyor ama soğuk davranıyordu. Murat ise arada kalmıştı; ne annesini ne beni üzmek istiyordu.
Bir akşam yemek masasında sessizlik vardı. Kerem tabağını itip “Anne, neden hep üzgünsün?” diye sordu.
Gözlerim doldu. “Bazen insanlar anlaşamayabilir oğlum,” dedim.
Şefika Hanım ise başını çevirdi.
Bir gece Murat’la uzun uzun konuştuk. “Elif,” dedi, “istersen ayrı eve çıkalım.”
İçimde bir umut yeşerdi ama aynı zamanda suçluluk hissettim. Ya Şefika Hanım yalnız kalırsa? Ya Murat pişman olursa?
Ertesi sabah Şefika Hanım’la konuşmaya karar verdim.
“Anne,” dedim ona ilk kez anne diyerek, “Biz ayrı eve çıkmak istiyoruz.”
Bir süre sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu; ilk defa onu bu kadar kırılgan gördüm.
“Ben… Ben yalnız kalmaktan korkuyorum,” dedi kısık sesle.
O an içimdeki öfke yerini şefkate bıraktı. Ona sarıldım; yıllardır ilk defa gerçekten sarıldık birbirimize.
Sonunda Murat’la küçük bir eve taşındık ama Şefika Hanım’ı sık sık ziyaret ettik. Aramızdaki mesafe bize nefes alacak alan verdi; ilişkimiz zamanla iyileşti.
Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını kurması neden bu kadar zor? Aile olmak fedakarlık mı demek yoksa herkesin kendi sınırlarını koruması mı? Sizce ailede dengeyi nasıl bulmalı?