Anneme Veda: Bir Kızın Sessiz Çığlığı
“Senin yüzünden oldu Elif! Hep senin inadın, senin huysuzluğun!” Annemin sesi, mutfakta yankılanırken elimdeki çay bardağı titredi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim acının, öfkenin ve çaresizliğin tek bir cümlede vücut bulduğunu hissettim. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Annemin gözlerinin içine baktım, orada bir zamanlar bana güven veren sıcaklığı değil, sadece soğuk bir yargı gördüm.
O gün, annemle aramdaki son konuşmaydı bu. Babam yıllar önce bizi terk ettiğinde, annem bana sarılıp “Birbirimize sahip çıkacağız,” demişti. Oysa şimdi, ben boşanırken, o sahip çıktığı kişi ben değil, eski eşim Murat olmuştu. Murat’ı evimizin damadı olarak değil, adeta kendi oğlu gibi görüyordu. Ne zaman tartışsak, annem hep onun tarafını tutar, “Kızım biraz alttan alsan ne olur?” derdi. Sanki evliliğimizdeki tüm sorunların kaynağı bendim.
Murat’la evliliğimiz başından beri zordu. O, işten eve geldiğinde sessizce televizyonun karşısına geçerdi. Ben ise bir çift güzel söz, biraz ilgi beklerdim. Bir gün ona “Birlikte dışarı çıkalım mı?” dediğimde, “Yorgunum Elif, anlamıyor musun?” diye tersledi. Anneme anlattığımda ise “Kocan çalışıyor kızım, biraz anlayışlı ol,” dedi. O an anladım ki, ne yaşarsam yaşayayım annem için suçlu hep ben olacaktım.
Boşanma kararını verdiğimde annem bana değil, Murat’a sarıldı. “Sen iyi bir adamsın oğlum,” dedi gözyaşlarıyla. Ben ise köşede sessizce ağlıyordum. Annem bana dönüp “Sen de biraz daha sabretseydin belki her şey düzelirdi,” dediğinde içimde bir şeyler koptu. O günden sonra annemle arama mesafe koydum. Telefonlarını açmadım, mesajlarına cevap vermedim.
Aylar geçti. Annem hâlâ Murat’la görüşüyordu. Hatta komşulara “Elif’in kıymetini bilemedi,” diyormuşum gibi anlatıyordu. Bir gün mahallede karşılaştığım Ayşe Teyze bana “Kızım annen çok üzülüyor, bari bir arayıp halini hatırını sor,” dedi. İçimdeki öfke yeniden kabardı. Annem benim acımı hiç görmemişti ki…
Bir gece yalnız otururken eski fotoğraflara baktım. Annemle çocukken çekilmiş bir fotoğrafımız vardı; saçlarımı okşarken gülümsüyordu. O an içimde bir boşluk hissettim. Annemi özlemiştim ama ona ulaşmak istemiyordum. Çünkü biliyordum ki yine beni suçlayacak, yine Murat’ı savunacaktı.
Bir gün kapım çaldı. Açtığımda karşımda annemi gördüm. Gözleri şişmişti, elleri titriyordu.
“Elif… Kızım… Lütfen konuşalım,” dedi kısık bir sesle.
“Ne konuşacağız anne? Yine beni mi suçlayacaksın?”
“Hayır… Sadece… Seni çok özledim.”
İçeri davet ettim ama aramızda görünmez bir duvar vardı. Annem oturduğu sandalyede ellerini ovuşturdu.
“Biliyorum sana haksızlık ettim,” dedi gözlerini kaçırarak. “Ama ben de yalnız kaldım Elif… Murat arada uğruyor ama… Sen yoksun.”
O an içimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. Annem de yalnızdı; belki de o da sevilmek istiyordu, onaylanmak… Ama bana verdiği yaralar hâlâ tazeydi.
“Anne, ben senden sadece biraz destek istedim. Bir kere olsun ‘Haklısın kızım’ deseydin… Belki her şey farklı olurdu.”
Annem başını eğdi.
“Ben de annemden hiç destek görmedim Elif… Hep güçlü olmam gerektiğini söylediler bana.”
O an annemin de kendi yaraları olduğunu fark ettim ama bu, yaşadıklarımı hafifletmedi.
Aramızda uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem kalktı.
“Belki bir gün affedersin beni,” dedi kapıdan çıkarken.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemi affetmeli miydim? Yoksa kendi yoluma mı devam etmeliydim? İçimdeki boşluk büyüdükçe büyüdü.
Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir anne sevgisi olmadan insan tamamlanabilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı? Siz olsanız ne yapardınız?