Kaderin Sorgusuz Sualsiz Yolu: Sönmeyen Bir Aşkın Hikâyesi
“Seninle evlenmene asla izin vermem!” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, hayatımın en mutlu günü olması gerekirken, içimde bir fırtına koptu.
Bir hafta önce, Emre bana evlenme teklif etmişti. Ne yüzükte pırlanta vardı, ne de diz çöküp romantik sözler söyledi. Sadece gözlerimin içine bakıp, “Hayatımda ilk defa bu kadar huzurluyum. Benimle bir ömür geçirir misin?” dedi. O an, kalbim yerinden fırlayacak sandım. Evet dedim, gözlerim dolu dolu. O günden sonra hayaller kurmaya başladım: beyaz bir gelinlik, ailelerimizin bir araya geldiği bir düğün, belki de küçük bir kasabada huzurlu bir hayat…
Ama işte şimdi, annem karşımda ağlıyor. “Kızım,” dedi, “Emre’nin ailesini tanımıyoruz. Babası yıllar önce iflas etti, annesi hâlâ apartman temizliğine gidiyor. Biz seni okutmak için neler çektik, sen şimdi her şeyi bırakıp o çocuğun peşinden mi gideceksin?”
Babam ise sessizce koltuğunda oturuyor, gözlerini yere dikmiş. Onun sessizliği annemin bağırışından daha çok canımı yakıyor. Bir yanda ailemin onca emeği, diğer yanda Emre’ye olan sevgim…
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencereden dışarı baktım; Ankara’nın soğuk gecesinde sokak lambaları titriyordu. İçimdeki fırtına dinmiyordu. Sabah olunca Emre’yi aradım.
“Emre, annemler istemiyor,” dedim, sesim titreyerek.
“Biliyorum,” dedi Emre. “Ama ben vazgeçmeyeceğim. Sen de vazgeçme.”
O günlerde mahallede dedikodular başladı. Komşu teyzeler annemi köşeye çekip, “Kızını iyi yetiştirdin ama bak şimdi ne yapıyor,” diye fısıldaşıyorlardı. Annem eve her gelişimde gözlerini kaçırıyor, babam ise akşam yemeklerinde hiç konuşmuyordu.
Bir akşam Emre ile buluşmaya karar verdim. Kocatepe Camii’nin önünde buluştuk. Elimi tuttu, “Bak,” dedi, “Benim ailem zengin değil ama sana verecek çok sevgim var.” Gözlerim doldu. “Benim için önemli olan bu,” dedim.
Ama işler daha da zorlaştı. Annem hastalandı; günlerce yataktan kalkamadı. Doktorlar stresten olduğunu söyledi. Kendimi suçlu hissettim. Her gece başucunda oturup dua ettim: “Allah’ım, annemi iyileştir ama bana da yolumu göster.”
Bir gün babam odama geldi. İlk defa gözlerimin içine baktı: “Kızım,” dedi, “Senin mutlu olmanı isterim ama hayat kolay değil. Sevgiyle karın doyar mı?”
O an sustum. Babam haklıydı belki ama Emre’siz bir hayatı düşünemiyordum.
Aylar geçti. Annem biraz toparlandı ama bana hâlâ soğuktu. Emre ise her gün arıyor, umut vermeye çalışıyordu.
Bir akşam Emre ile kaçmaya karar verdik. O gece valizimi hazırladım; birkaç kıyafet, çocukluğumdan kalma bir oyuncak ayı ve annemin bana düğünümde takması için sakladığı altın küpeleri aldım.
Ama kapıdan çıkarken annemin odasından ağlama sesi duydum. İçeri girdim; annem yastığa kapanmış hıçkırıyordu.
Yanına oturdum, saçlarını okşadım: “Anne,” dedim, “Ben seni bırakmak istemiyorum ama Emre’yi de seviyorum.”
Annem başını kaldırdı; gözleri kıpkırmızıydı: “Kızım,” dedi, “Ben senin mutsuz olmanı istemem ama korkuyorum… Ya o da babası gibi seni yarı yolda bırakırsa?”
O gece valizimi açtım, eşyalarımı yerine koydum.
Ertesi sabah Emre’ye gittim: “Emre,” dedim, “Kaçamam. Annemi böyle bırakamam.”
Emre’nin gözleri doldu ama bana sarıldı: “Seni anlıyorum,” dedi, “Ama ben de vazgeçmeyeceğim.”
Aylar geçti; ailemle aram düzeldi ama içimde bir boşluk vardı. Emre ise iş buldu; küçük bir kafede garsonluk yapmaya başladı. Bir gün iş çıkışı beni aradı: “Gel,” dedi, “Sana sürprizim var.”
Kafeye gittim; masada küçük bir pasta ve üstünde tek mum vardı.
“Bugün doğum günün değil ama yeni bir başlangıç yapalım istedim,” dedi Emre.
O an anladım ki hayat her zaman istediğimiz gibi gitmiyor ama bazen küçük mutluluklar büyük acıları hafifletiyor.
Ailem zamanla Emre’yi kabul etti; annem hâlâ temkinli ama babam bazen Emre ile futbol konuşuyor.
Şimdi evliyiz; küçük bir evimiz var ve hayat hâlâ zor ama birlikteyiz.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: “Acaba başka bir yol seçseydim daha mı mutlu olurdum? Yoksa gerçek mutluluk cesaret edip sevdiğinin yanında durmak mı? Siz olsanız ne yapardınız?”