Mutluluğumdan Vazgeçmeli miyim? Elif’in Arafı
“Elif, kalk kızım! Babanın borçları yüzünden yine icra gelmiş!” Annemin sesi, sabahın köründe içimi delip geçti. Gözlerimi ovuştururken, ablam Zeynep’in odasından gelen hıçkırıklarını duydum. Yatakta doğruldum, içimde bir yumru. Yine mi? Yine mi bizim evde huzur yok?
Küçükken babamı kaybettik; annem, ablam ve ben üçümüz kaldık bu hayatta. Annem, babamın ardından bir türlü toparlanamadı. Zeynep ise üniversiteyi bırakıp eve destek olmak zorunda kaldı. Ben ise hep çalışkan, uslu kız oldum; burslarla okudum, kimseye yük olmamaya çalıştım. Ama ne yaparsam yapayım, ailemin yükü omuzlarımda ağırlaştıkça ağırlaştı.
O sabah annem mutfakta ağlarken, Zeynep elinde eski bir faturayla bana döndü: “Elif, senin maaşın yatmadı mı hâlâ? Elektrik de kesilecekmiş.” Sanki ben suçluymuşum gibi… İçimde bir öfke kabardı ama sustum. Çünkü bu evde duygulara yer yoktu; herkesin acısı kendine yetiyordu.
O gün işe giderken otobüste camdan dışarı bakıp düşündüm: Ben ne zaman sadece kendim için yaşayacağım? Hayatım boyunca ya annemin ya ablamın derdini sırtlandım. Kendi hayallerim, isteklerim hep ikinci planda kaldı. Üniversitede tiyatro okumak isterdim ama “Aç mı kalacaksın?” dediler, mühendislik yazdım. Şimdi ise bir şirkette masa başında, ruhumu kemiren bir işte çalışıyorum.
Bir yıl önce hayatıma Baran girdi. Baran, çalışkan, dürüst ve anlayışlı bir adamdı. Onun yanında kendimi ilk defa değerli hissettim. Birlikte hayaller kurduk: Kendi evimiz, küçük bir bahçe, belki bir köpek… Ama her güzel şeyin başında ailemin gölgesi vardı. Baran’la evlenmek istiyordum ama annem “Bizi bırakıp gidecek misin?” diye sitem ediyordu. Zeynep ise “Sen gidersen ben ne yapacağım?” diyordu. Sanki ben gidersem bu ev yıkılacakmış gibi…
Bir akşam Baran’la sahilde yürürken içimdeki fırtınayı ona açtım:
“Baran, ben seni çok seviyorum ama annemi ve Zeynep’i bırakıp gidemem. Onlar bensiz ne yapar?”
Baran durdu, gözlerimin içine baktı: “Elif, senin de mutlu olmaya hakkın var. Sürekli kendini feda ederek yaşayamazsın. Ailenle konuşmalı, sınırlarını çizmelisin.”
Ama nasıl? Annem bana bakınca gözleriyle ‘Bizi bırakma’ diyor. Zeynep ise sessizce küskünlüğünü büyütüyor. Bir gece odama kapanıp ağladım. Kendimle savaştım: Bencil miyim? Yoksa sadece yaşamak mı istiyorum?
Bir gün şirkette işten çıkarılacağımız söylentisi yayıldı. Eve dönerken elim ayağım titriyordu. Anneme işimi kaybedebileceğimi söyleyince yüzü bembeyaz oldu: “Kızım, biz ne yaparız şimdi?” O an anladım ki ben bu evde sadece bir evlat değilim; aynı zamanda ailenin sigortasıyım.
O gece Zeynep’le tartıştık. “Senin de çalışman lazım artık,” dedim. Yüzüme öyle bir baktı ki… “Ben zaten hayatımı sana göre şekillendirdim! Üniversiteyi bıraktım, gençliğim gitti! Şimdi de her şey senin üstünde diye suçlu musun hissediyorsun?”
İkimiz de sustuk. O an ilk defa ablamın da benim kadar kırgın olduğunu gördüm. Belki de hepimiz birbirimize zincirle bağlıydık ve kimse özgür değildi.
Baran’la kaçmayı düşündüm bir ara; her şeyi bırakıp gitmek… Ama sonra annemin yalnızlığını, Zeynep’in çaresizliğini düşündüm. Vicdan azabıyla kıvrandım.
Bir gün Baran bana bir mektup verdi:
“Elif, seni seviyorum ama sen kendi hayatını seçmedikçe biz mutlu olamayız. Aileni sevmek fedakarlık yapmak demek değildir; bazen sınır koymak da sevgidir.”
O mektubu okurken ağladım. Çünkü ilk defa biri bana ‘kendin için yaşa’ diyordu.
Bir sabah anneme ve Zeynep’e sofrada açıkça konuştum:
“Ben artık kendi hayatımı kurmak istiyorum. Sizi seviyorum ama kendi mutluluğumu da düşünmek zorundayım. Baran’la evlenmek istiyorum.”
Annem ağladı, Zeynep surat astı ama ilk defa kendimi hafiflemiş hissettim. O gün Baran’a sarıldığımda içimde tarifsiz bir huzur vardı.
Şimdi yeni evimdeyim; annem ve Zeynep hâlâ bana kırgın ama yavaş yavaş alışıyorlar yokluğuma. Bazen geceleri uyanıp ‘Acaba bencil mi oldum?’ diye düşünüyorum.
Ama sonra aynaya bakıp kendime soruyorum: Bir insan kendi mutluluğundan vazgeçmeli mi? Yoksa aileye rağmen kendi yolunu çizmek cesaret ister mi?
Siz olsanız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için ailenizi üzmeyi göze alabilir miydiniz?