Bir Filtrenin Ardındaki Hayat: Suya Dair Bir Bedel
Kapının önünde annemle tartışırken sesim titriyordu: “Anne, bak, bu ayki su faturası yine iki katı gelmiş! Biz ikimizden başka kimse yok evde, nasıl olur bu?” Annem, incecik sesiyle ama kararlı bir şekilde cevap verdi: “Oğlum, ben musluğu açıp saatlerce su akıtmıyorum ki! Belki de sayaç bozulmuştur.”
İçimde bir huzursuzluk vardı. Son zamanlarda mahallede herkesin dilinde aynı şikayet: Sular bulanık akıyor, faturalar kabarıyor. Apartmanın girişinde asılı ilanlarda belediyenin açıklamaları, su arıtma cihazı satan adamların broşürleri… Herkes birbirine şüpheyle bakıyor. Kimse kimseye güvenmiyor.
O gece, mutfakta annem çay demlerken pencerenin önünde oturdum. Dışarıda yağmur çiseliyordu. Kafamda binbir soru: Acaba gerçekten sayaç mı bozuk? Yoksa biri mi suyumuzu çalıyor? Ya da belediye mi işini savsaklıyor? Annemin elleri titreyerek bana çay uzatırken gözlerinde bir yorgunluk gördüm. “Sen de çok kafana takıyorsun oğlum,” dedi. “Bu devirde herkes bir şeylerin peşinde. Bizim gibi yaşlılar ise sadece huzur istiyor.”
Ertesi sabah, apartman toplantısı vardı. Herkes gergin. Komşumuz Ayşe Teyze bağırdı: “Benim torunlarım banyo yapamıyor! Sular ya kesik ya da bulanık!” Karşı daireden Mehmet Amca ise faturaları sallayarak konuştu: “Bu işte bir iş var! Geçen ay 150 lira ödedim, bu ay 400 lira! Kimse bana sayaç bozuldu demesin!”
Apartman yöneticisi Zeki Bey araya girdi: “Arkadaşlar, sakin olun. Belediyeye dilekçe yazdım. Ayrıca geçen hafta yeni bir su filtresi taktırdık bodruma. Belki de onunla ilgilidir.”
Birden içimde bir şüphe doğdu. Filtreyi kim taktırdı? Neden kimseye danışılmadı? Toplantıdan sonra Zeki Bey’in peşine takıldım. Bodruma indiğimizde, yeni ve pahalı görünen bir filtre vardı. Zeki Bey, “Bak oğlum, bu filtre sayesinde daha sağlıklı su içiyoruz,” dedi. Ama faturaların artmasıyla ne ilgisi vardı?
O gece uyuyamadım. İnternetten araştırdım; bazı filtrelerin su basıncını düşürdüğünü, bazılarının ise sayaçları etkileyebileceğini öğrendim. Sabah erkenden belediyeye gittim. Görevli kadın bana soğuk bir ifadeyle baktı: “Şikayetiniz kayda alındı. Ekiplerimiz en kısa sürede ilgilenecek.”
Eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. “Oğlum, komşular aradı, yine su kesilmiş,” dedi endişeyle. İçimdeki öfke büyüdü. Bu işin peşini bırakmayacaktım.
Bir hafta sonra belediyeden gelen ekip bodrumda inceleme yaptı. Sayaçta oynama olmadığını söylediler ama filtrenin yanlış monte edildiğini fark ettiler. Meğer Zeki Bey’in akrabası olan bir tesisatçı, apartmana gereksiz pahalı bir filtre satmış ve montajı da yanlış yapmıştı. Bu yüzden hem suyun basıncı düşmüş hem de faturalar kabarmıştı.
Apartman toplantısında bu gerçeği açıkladığımda ortalık karıştı. Ayşe Teyze gözyaşları içinde bağırdı: “Bize bunu nasıl yaparsın Zeki! Hepimizden gizli işler çevirmişsin!” Mehmet Amca yumruğunu masaya vurdu: “Hakkımızı helal etmiyoruz!”
Zeki Bey utançla başını eğdi ama savunmaya geçti: “Ben de sizin iyiliğiniz için yaptım! Kimse hastalanmasın diye…” Ama kimse ona inanmadı.
O günden sonra apartmanda güven kalmadı. Herkes birbirine mesafeli davranmaya başladı. Annem ise en çok bana üzüldü: “Oğlum, senin yüzünden herkes birbirine düştü,” dedi gözleri dolarak.
Gece yatağımda dönüp dururken düşündüm: Adalet için mücadele etmek mi doğruydu, yoksa huzur için susmak mı? Annemin elleri gibi yorgun hissediyordum artık.
Bir sabah pencerenin önünde otururken kendime sordum: “Gerçekten doğru olanı mı yaptım? Yoksa bazen bazı şeyleri bilmemek daha mı iyi? Siz olsanız ne yapardınız?”