Kendi Evimde Misafir: Bir Kadının Hayatta Kalma Mücadelesi
“Sen de artık çalışıyorsun, o zaman evin kirasına da ortak olursun, bezleri de sen alırsın!”
Kocam Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimde oğlumun biberonunu tutarken, kulaklarıma inanamadım. Sanki biri içimden bir şeyleri çekip almıştı. O an, kendi evimde bir misafir gibi hissettim. Oğlum Emir’in ağlaması, Murat’ın sözlerinden daha az acı veriyordu.
Bir zamanlar Murat’la hayaller kurardık. Üniversitede tanıştık, birlikte büyüdük, birlikte hayata atıldık. Oğlumuz doğduğunda, işimi bırakmak zorunda kaldım. Tam zamanlı çalışmak imkânsızdı; annem başka şehirdeydi, kayınvalidem ise “Ben torun bakmam” deyip kapıyı kapatmıştı. Murat ise, “Sen evde ol, ben çalışırım, yeter ki Emir sağlıklı büyüsün,” demişti. O zamanlar ona güvenmiştim.
Ama hayat öyle bir noktaya geldi ki, markette indirimli bez bulunca sevinir oldum. Evdeki huzur ise her geçen gün biraz daha azalıyordu. Murat’ın işinde sıkıntılar başlamıştı, eve yorgun ve sinirli geliyordu. Ben de bir yolunu bulup yarı zamanlı bir iş buldum; bir yayınevinde evden editörlük yapmaya başladım. İlk maaşımı aldığımda, Murat’ın gözlerinde bir parıltı gördüm sandım. Ama o parıltı gurur değil, bambaşka bir şeymiş meğer.
Bir akşam sofrada, “Artık sen de çalışıyorsun, evin masraflarına ortak olman lazım,” dedi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Murat, ben bu işi Emir’in ihtiyaçlarını karşılamak için aldım. Zaten yarı zamanlı, maaşı da çok az.”
“Ne var bunda? Ben de çalışıyorum, ben de yoruluyorum. Herkes elini taşın altına koyacak,” dedi ve tabağını itip televizyonun sesini açtı.
O gece uyuyamadım. Annemi aradım, gözyaşlarımı tutamadan anlattım her şeyi. “Kızım, evlilik böyle bir şey miymiş? Ben babanla hiç böyle konuşmadım,” dedi annem. Ama o başka bir kuşaktandı; onun zamanında kadınlar susar, sineye çekerdi.
Ertesi gün Murat’la konuşmaya çalıştım. “Bak Murat, ben bu işi Emir için aldım. Seninle ortak olmak için değil.”
“Ne yani? Benim paramla geçinmek hoşuna mı gidiyor? Herkes kendi payına düşeni ödeyecek,” dedi ve gözlerini kaçırdı.
O an içimde bir şeyler koptu. Kendi evimde misafir gibiydim artık. Sabahları kahvaltı hazırlarken Murat’ın suratına bakmaya korkar oldum. Emir’in bezini değiştirirken içimden “Acaba bu ay kaç paket alabilirim?” diye hesap yapıyordum.
Bir gün yayınevinden gelen e-postada zam yapılacağı yazıyordu; küçük bir zam ama benim için büyük bir adımdı bu. Hemen Murat’a söyledim. “Bak, biraz daha fazla kazanacağım.”
“Güzel, o zaman faturaları da sen ödersin,” dedi gülerek.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Akşam yemeğinde patladım:
“Murat, ben bu evde sadece anne değilim, sadece çalışan değilim! Ben senin eşinim! Neden bana yük gibi davranıyorsun?”
Murat sandalyesini geri itti, yüzüme bile bakmadan odasına kapandı.
O gece Emir’in başında sabaha kadar düşündüm. Annem haklı mıydı? Kadın susmalı mıydı? Yoksa ben mi fazla hassastım? Ama içimdeki ses susmuyordu: Bu adalet değil!
Bir sabah Emir’i kreşe bırakıp eve döndüm. Kapının önünde komşum Ayşe ablayla karşılaştım. Yüzümdeki yorgunluğu hemen fark etti.
“Ne oldu kızım? Yine mi kavga ettiniz?”
Başımı eğdim, gözlerim doldu. “Ayşe abla, ben bu evde kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.”
Ayşe abla elimi tuttu: “Bak kızım, erkekler bazen anlamazlar. Ama sen kendini ezdirme! Bu hayat senin de hayatın.”
O gün Ayşe ablanın sözleri içime işledi. Akşam Murat eve geldiğinde ona bir mektup bıraktım:
“Murat,
Bu evde eşitlik istiyorum. Sadece para paylaşmak değil; sevgiyi, saygıyı da paylaşmak istiyorum. Eğer bu evde bana misafir gibi davranacaksan, ben de kendi yolumu çizerim.”
Mektubu okuduğunda yüzü bembeyaz oldu. İlk defa gözlerinde korku gördüm.
O gece uzun uzun konuştuk. Murat ilk defa beni dinledi; ilk defa gözlerimin içine baktı.
Ama hiçbir şey kolay düzelmedi. Haftalarca tartıştık, ağladık, sustuk… Sonunda Murat terapiye gitmeyi kabul etti. Birlikte aile danışmanına gittik.
Danışman bize şunu söyledi: “Evlilikte en büyük tehlike, taraflardan birinin diğerini yük olarak görmesidir.”
Murat başını eğdi; ben ise ilk defa umutlandım.
Şimdi hâlâ zorluklarımız var ama en azından konuşabiliyoruz. Emir büyüyor; ben de onun güçlü bir annesi olmaya çalışıyorum.
Bazen hâlâ aynaya bakıp kendime soruyorum: Kendi evimde misafir olmaya razı mıyım? Yoksa sonunda kendi hayatımı mı kurmalıyım?
Siz olsanız ne yapardınız? Bir kadın olarak kendi evinizde misafir gibi hissettiğinizde ne yapardınız?