Kıskançlığın Pençesinde: Eşim Beni Aldatıyor mu, Yoksa Onu Kaybediyor muyum?

“Nereye gidiyorsun Elif?” diye sordum, sesim titreyerek. O an mutfakta, elinde çantasını sıkıca tutarken bana bakıyordu. Gözlerinde bir yabancılık vardı; on altı yıl önce bana ilk kez “evet” dediği günkü sıcaklık yoktu. “Arkadaşlarla buluşacağım, geç kalabilirim,” dedi kısa bir cevapla. O an içimde bir şeyler koptu. Eskiden her adımını bilirdim, şimdi ise bana yabancı bir hayatı var gibiydi.

Benim adım Erhan. Kırk iki yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç odalı eski bir apartman dairesinde yaşıyoruz. Elif’le üniversitede tanıştık, o zamanlar hayallerimiz büyüktü. Şimdi ise hayallerimizin yerini şüpheler aldı. O akşam Elif kapıyı çekip çıktıktan sonra, mutfakta tek başıma kaldım. Çaydanlıktan taşan suyun sesiyle irkildim. İçimdeki huzursuzluk, çayın fokurtusundan daha gürültülüydü.

Telefonunu karıştırmak istedim ama kendimden utandım. “Ne hale geldin Erhan?” dedim kendi kendime. Güven dediğin şey bir kere kırıldı mı, her şeyin rengi değişiyor. O gece Elif geç geldi. Saçında parfüm kokusu, gözlerinde uzak bir bakış vardı. “İyi misin?” diye sordum. “Yorgunum,” dedi ve odasına çekildi.

Bir hafta boyunca aynı huzursuzluk devam etti. Elif’in telefonu sürekli sessizdeydi, mesajları gizliydi. Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra cesaretimi topladım: “Elif, bana bir şey anlatmak ister misin?” dedim. Yüzüme baktı, gözleri doldu ama hiçbir şey söylemedi. O an anladım ki aramızda görünmez bir duvar örülmüş.

İçimdeki kıskançlık büyüdükçe büyüdü. İş yerinde bile aklım hep evdeydi. Arkadaşlarım “Her evlilikte olur böyle şeyler,” diyordu ama onların gözlerinde de merak vardı. Bir gün iş çıkışı eve erken geldim. Kapıyı açınca Elif’in telefonda fısıldayarak konuştuğunu duydum:

“Hayır, bu akşam mümkün değil… Evet, o evde… Tamam, sonra konuşuruz.”

Beni görünce irkildi. “Kimle konuşuyordun?” dedim. “Annemle,” dedi ama sesi titriyordu. O an içimdeki şüphe iyice büyüdü.

Bir gece sabaha karşı uyanıp Elif’in yanında olmadığını fark ettim. Salona indiğimde pencere önünde ağladığını gördüm. Sessizce yanına yaklaştım:

“Elif, ne oluyor? Bana anlat lütfen.”

Uzun süre sustu. Sonra gözyaşları içinde konuştu:

“Erhan, ben çok yoruldum… Her gün aynı şeyler… Kendimi kaybolmuş hissediyorum. Seninle konuşamıyorum artık.”

O an anladım ki mesele sadece kıskançlık değilmiş; aramızdaki iletişim kopmuştu. Ama yine de içimdeki şüphe dinmiyordu.

Bir gün çocukların okulundan aradılar; oğlumuz Emre kavga etmişti. Okula gittiğimde Elif’in de orada olduğunu gördüm ama yanında bir adam vardı: Mahallede yeni taşınan komşumuz Murat. Göz göze geldiklerinde aralarında bir şeyler olduğunu hissettim.

Eve döndüğümüzde tartışma patladı:

“Elif, Murat’la ne işin var? Neden bana söylemiyorsun?”

“Erhan, lütfen! Sadece okulda karşılaştık, başka bir şey yok!”

Ama ben inanmıyordum. O gece Elif’le ilk kez ayrı odalarda yattık. Çocuklar sabah kahvaltıda sessizdi; evin havası buz gibiydi.

Günler geçtikçe evdeki huzur tamamen kayboldu. Annem arayıp “Bir sorun mu var oğlum?” diye sorduğunda yutkundum:

“Anne, bilmiyorum… Elif değişti sanki.”

Annem sustu; anneler her şeyi hisseder ya…

Bir akşam Elif valizini topladı:

“Bir süre annemde kalacağım,” dedi.

O an dizlerimin bağı çözüldü. Çocuklar ağlamaya başladı; ben ise ne yapacağımı bilemedim.

Elif gidince ev bomboş kaldı. Her köşede onun izi vardı; mutfakta bıraktığı fincan, banyoda saç tokası… Gece yarısı uyanıp onun sesini duymayı bekledim ama sadece sessizlik vardı.

Bir hafta sonra Elif’ten bir mesaj geldi:

“Konuşmamız lazım.”

Buluştuğumuzda gözleri şişmişti:

“Erhan, sana yalan söylemedim; Murat’la aramda hiçbir şey yoktu. Ama senin güvensizliğin beni boğdu… Kendimi suçlu gibi hissettim hep.”

O an anladım ki asıl sorun benim içimdeymiş; kıskançlığım ve güvensizliğim ailemi yıkmıştı.

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ yalnızım. Elif geri dönmedi; çocuklar hafta sonları bende kalıyor. Her gece kendime aynı soruyu soruyorum: Gerçekten aldatıldım mı, yoksa kendi korkularımla mı ailemi kaybettim?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Güvensizlik mi daha yıkıcıdır yoksa gerçek ihanet mi?