Duvarların Ardında: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı
— Yeter artık! Bir gece de huzur yok mu bu evde? — diye bağırdı annem, Halime Hanım, yumruğunu duvara vurarak. O an, duvarın öteki tarafından gelen müzik daha da yükseldi. Sanki tüm apartman, o eski duvarların arasından sızan notalarla titriyordu. Ben ise yatağımda, başımı yastığa gömmüş, kulaklarımı ellerimle kapatmaya çalışıyordum.
— Anne, ne olur sakin ol, bak sabah işin var, yorulacaksın… — dedim kısık bir sesle. Ama annem çoktan öfkesine yenilmişti. Gözleri dolmuştu; yorgunluğu ve çaresizliği yüzüne kazınmıştı.
— Zeynep, ben bu insanlarla daha ne kadar uğraşacağım? Her gece aynı rezalet! Komşuluk mu kaldı artık? Eskiden böyle miydi? — diye sitem etti.
O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemin bu kadar yıpranmasına dayanamıyordum ama elimden de bir şey gelmiyordu. Babam yıllar önce bizi terk ettiğinden beri her şeyin yükü annemin omuzlarındaydı. Ben ise üniversite sınavına hazırlanan bir genç olarak kendi kaygılarımla boğuşuyordum.
O gece yine uyuyamadık. Sabah ezanıyla birlikte müzik sustu ama evdeki gerilim dinmedi. Annem kahvaltı hazırlarken tabakları hırsla tezgaha koyuyordu. Ben ise masaya oturduğumda göz göze gelmemeye çalıştım.
— Kızım, sen de bir şeyler söylesene! Kaç kere söyledim, git şu komşulara konuş! Gençsin, belki seni dinlerler… — dedi annem, sesi titreyerek.
İçimde bir korku vardı. O gürültülü komşularla yüzleşmek istemiyordum. Onlar apartmanın en sorunlu ailesiydi; sürekli kavga, gürültü, misafirler… Kimse onlara bir şey diyemiyordu.
— Anne, ben korkuyorum. Geçen gün Ayşe Teyze bile laf söyledi diye az daha dayak yiyordu… — dedim utangaçça.
Annem derin bir iç çekti. — O zaman ne yapacağız Zeynep? Böyle mi yaşayacağız? Benim sinirlerim tükendi artık…
O gün okula gitmek için evden çıktığımda apartman boşluğunda komşularımızdan biriyle karşılaştım. Adı Serkan’dı; iri yarı, kaba saba bir adamdı. Göz göze gelmemeye çalışarak hızla merdivenlerden indim. Arkadan gelen kahkahaları hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.
Okulda da huzur bulamadım. Arkadaşlarım sınav stresinden bahsederken ben sadece eve dönmek istemiyordum. Herkesin ailesiyle ilgili küçük şikayetleri vardı ama benimkiler başka türlüydü; bizim evde umut yoktu sanki.
Akşam eve döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Elinde eski bir fotoğraf vardı; babamla çekilmiş bir kare. Yanına oturdum, hiçbir şey söylemeden omzuna dokundum.
— Zeynep, bazen düşünüyorum da… Keşke baban gitmeseydi. Belki o zaman bu kadar yalnız hissetmezdik… — dedi kısık bir sesle.
İçim acıdı. Annemin yalnızlığına çare olamamak beni kahrediyordu. O an karar verdim; ne olursa olsun komşularla konuşacaktım.
Ertesi gün akşam saatlerinde cesaretimi topladım ve kapılarını çaldım. Kapıyı Serkan açtı; arkasında yüksek sesli müzik ve sigara dumanı vardı.
— Ne var? — dedi sertçe.
— Şey… Ben… Annem rahatsız oluyor da… Gece biraz daha sessiz olabilir misiniz? Sabah işe gidiyor… — dedim titrek bir sesle.
Serkan alaycı bir şekilde güldü. — Burası bizim evimiz kızım! İstediğimiz gibi yaşarız! Beğenmiyorsanız taşının! — dedi ve kapıyı yüzüme kapattı.
Gözlerim doldu, eve döndüm ve anneme hiçbir şey söylemedim. O gece yine müzik hiç susmadı. Annem sabaha kadar uyuyamadı; ben ise çaresizlikten ağladım.
Bir hafta böyle geçti. Annem iyice içine kapandı; işten gelir gelmez odasına çekiliyordu. Ben de ders çalışamaz hale geldim. Sınavlar yaklaşıyordu ama kafamda tek bir düşünce vardı: Bu evden kurtulmak.
Bir akşam annem işten döndüğünde yorgunluktan bayıldı. Hastaneye kaldırdık; tansiyonu çok yükselmişti. Doktor, “Stresten uzak durmalı” dediğinde annemin gözleri doldu.
Eve döndüğümüzde annem bana sarıldı ve fısıldadı: — Kızım, ben seni bu hayata mahkum etmek istemiyorum…
O an karar verdim: Üniversiteyi kazanıp başka bir şehirde okumalıydım. Anneme de yeni bir hayat kurmalıydık.
Sınav günü geldiğinde ellerim titriyordu ama aklımda tek bir şey vardı: Annemi bu evden kurtarmak. Sınavdan çıktığımda kendimi hiç olmadığı kadar güçlü hissettim.
Aylar sonra üniversiteyi kazandığım haberini aldık. Annemle birbirimize sarılıp ağladık; ilk defa umutla baktık geleceğe.
Şimdi başka bir şehirdeyim; yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Annem de yanımda; küçük ama huzurlu bir evimiz var artık.
Ama bazen geceleri hâlâ o eski duvarların ardındaki gürültüyü duyuyorum rüyalarımda. Ve kendime soruyorum: Bir insanın evi gerçekten huzur bulamadığı bir yer olursa, o insan nasıl yaşar? Siz hiç duvarların ardında sessizce çığlık attınız mı?