“Ben Senin Hizmetçin Değilim!” — Yirmi Yıllık Evliliğin Ardından Kendimi Kaybetmem ve Yeniden Bulmam

“Ne yaptın bugün? Evde oturmaktan başka?”

Bu cümle, mutfakta bulaşıkları yıkarken arkamdan gelen eşim Mehmet’in sesiyle, içimde bir bıçak gibi saplandı. Ellerim sabunlu suyun içinde titredi, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı ama ona göstermemek için başımı eğdim. Yirmi yıllık evliliğimizde bu cümleyi kaç kere duydum, sayısını unuttum. Ama o akşam, yağmurun camlara vurduğu, çocukların odalarında sessizce ödev yaptığı o akşam, içimde bir şey kırıldı.

Benim adım Zeynep. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde doğdum, büyüdüm. Annem hep derdi: “Kızım, evinin kadını ol. Kocan işten gelince yemeği hazır et, çocuklarına sahip çık.” Ben de öyle yaptım. Mehmet’le evlendiğimde 22 yaşındaydım, hayallerim vardı ama hepsini bir kenara koydum. O çalışsın, ben de evimizi çekip çevireyim dedim. İlk yıllar güzeldi; birlikte kahvaltı eder, akşamları televizyon karşısında sohbet ederdik. Ama zamanla sohbetler azaldı, Mehmet’in sesi daha buyurgan, daha eleştirel olmaya başladı.

İki çocuğumuz oldu: Elif ve Can. Onlar için her şeyi yaptım; sabahları erken kalkıp kahvaltı hazırladım, okula gönderdim, hastalandıklarında başlarında sabahladım. Mehmet’in gömleklerini ütüledim, akşam yemeklerini çeşit çeşit yaptım. Ama ne yaptıysam yetmedi. Her akşam aynı soru: “Bugün ne yaptın?”

Bir gün annem aradı. Sesinde bir yorgunluk vardı: “Zeynep, kızım iyi misin? Sesin solgun geliyor.” O an ağlamamak için kendimi zor tuttum. “İyiyim anne,” dedim. Ama iyi değildim. Kendimi kaybetmiştim. Aynada gördüğüm kadın ben değildim artık; gözlerimin altı morarmış, saçlarım bakımsız, gülüşüm sönük.

Bir gece Elif yanıma geldi. “Anne,” dedi fısıltıyla, “Sen neden hiç gülmüyorsun?” O an içimde bir şey koptu. Kızım bile fark etmişti mutsuzluğumu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Mehmet yanımda horlarken ben tavana bakıp düşündüm: Ben kimim? Sadece bir anne ve eş miyim? Zeynep nerede?

Ertesi gün cesaretimi topladım. Mehmet işe gittikten sonra eski defterlerimi çıkardım. Üniversitede yazdığım şiirler, kısa hikayeler… İçimde bir zamanlar hayal kuran bir Zeynep vardı. O Zeynep’i özlemiştim.

O gün ilk defa kendime kahve yaptım ve balkona oturdum. Sadece kendim için… O an fark ettim ki yıllardır kendime hiç vakit ayırmamışım. Hep başkaları için yaşamışım.

Akşam Mehmet eve geldiğinde sofrayı hazırlamıştım ama bu kez masada oturmadım. Mutfağa geçip kendi kendime yemek yedim. Mehmet şaşırdı:

— Zeynep, sofraya gelsene?
— Bugün kendime vakit ayırmak istedim.

O an yüzüme baktı, ilk defa gerçekten gördü mü bilmiyorum ama bir şeylerin değiştiğini hissetti.

Ertesi gün Elif okuldan gelince ona sarıldım ve birlikte dışarı çıktık. Parkta yürüdük, dondurma yedik. Eve döndüğümüzde Can da katıldı bize. O akşam ilk defa çocuklarımın gözlerinde mutluluğu gördüm.

Ama Mehmet bu değişikliklerden hoşlanmadı. Bir gece tartıştık:

— Sen değiştin Zeynep! Eskisi gibi değilsin.
— Evet Mehmet, değiştim! Çünkü yıllardır kendimi unuttum. Sadece sizin için yaşadım ama artık kendim için de yaşamak istiyorum.

Mehmet öfkeyle kapıyı çarpıp çıktı. Ben ise ilk defa korkmadım. Çünkü biliyordum ki bu değişiklik gerekliydi.

Günler geçtikçe kendime daha çok vakit ayırmaya başladım. Eski arkadaşlarımla buluştum, belediyenin açtığı yaratıcı yazarlık kursuna yazıldım. İlk başta çok zorlandım; “Ben yapamam ki,” dedim kendi kendime ama sonra yazdıkça içimdeki Zeynep yeniden canlandı.

Bir gün kurs hocası bana döndü:
— Zeynep Hanım, yazınız çok etkileyici olmuş. Devam edin mutlaka!

O an gözlerim doldu. Yıllar sonra ilk defa birisi bana “Aferin” dedi.

Mehmet ise hâlâ kabullenemiyordu bu yeni Zeynep’i. Akşamları eve geç gelmeye başladı, bazen hiç konuşmuyordu benimle. Bir gece çocuklar uyuduktan sonra karşıma oturdu:

— Böyle devam edemez Zeynep! Aile dediğin fedakarlık ister.
— Yirmi yıl fedakarlık ettim Mehmet! Şimdi sıra bende.

O gece uzun uzun konuştuk; bağırdık, ağladık… Ama sonunda anladık ki ya birbirimize yeniden alışacağız ya da yollarımız ayrılacak.

Çocuklar bu süreçte çok etkilendi. Elif bazen ağlayarak yanıma geliyordu:
— Anne, babam neden sana kızıyor?
— Bazen insanlar değişiklikten korkar kızım… Ama önemli olan kendimiz olmaktan vazgeçmemek.

Aylar geçti… Mehmet yavaş yavaş alışmaya başladı bu yeni düzene. Hatta bir gün bana çiçek aldı ve “Belki de haklısın,” dedi utangaçça.

Şimdi haftada bir gün sadece kendime ayırıyorum; yazıyorum, yürüyüşe çıkıyorum, arkadaşlarımla buluşuyorum. Çocuklar da daha mutlu; çünkü ben mutluyum artık.

Bazen aynaya bakıyorum ve soruyorum kendime: “Bu kadın kim?” Artık cevabını biliyorum: Ben Zeynep’im; sadece anne ve eş değil, aynı zamanda kendi hayalleri olan bir kadınım.

Siz hiç aynada gördüğünüz kişiyi tanıyamadığınız oldu mu? Kendiniz için yaşamaya ne zaman cesaret ettiniz?