Kendimi Seçtiğim Gün: Bir Kadının Kıyısında Başlayan Hayatı
“Zeynep, yine mi sen yapacaksın kahvaltıyı? Kızım, bırak artık bu kadar uğraşmayı, herkes kendi işini yapsın!” Annemin sesi mutfağın kapısından içeri sızarken, elimdeki çay bardağı titredi. Oysa ben, her sabah olduğu gibi, sofrayı hazırlamış, çocukların yumurtalarını haşlamış, eşim Mehmet’in simidini fırına atmıştım bile. Annemle aynı evde yaşamak kolay değildi; ama asıl zorluk, herkesin benden bir şey beklemesiydi.
O sabah, Karadeniz’in gri bulutları pencereden içeri süzülürken, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. “Anne,” dedim usulca, “ben biraz dışarı çıkacağım.” Annem şaşkınlıkla yüzüme baktı. “Nereye kızım, bu havada?”
Cevap vermedim. Montumu giyip kapıyı çarptım. Ayaklarım beni sahile götürdü. Dalgalar köpük köpük kıyıya vuruyordu. İçimdeki fırtına da en az deniz kadar hırçındı. Yıllardır eşimin işsizliğine, çocukların bitmeyen isteklerine, annemin sitemlerine katlanmıştım. Herkesin yükünü sırtlanmıştım ama kimse benim ne hissettiğimi sormamıştı.
Telefonum çaldı. Ekranda Mehmet’in adı parlıyordu. Açmadım. Birkaç dakika sonra mesaj geldi: “Zeynep, neredesin? Annem kahvaltı yapmadı diye bana kızıyor.” Gözlerim doldu. Yine ben suçluydum. Yine ben eksiktim.
Bir banka oturdum. Yanıma yaşlı bir kadın geldi. “Kızım, iyi misin?” dedi yumuşak bir sesle. Gözyaşlarımı saklamaya çalıştım ama başaramadım. “İyi değilim teyze,” dedim. “Yoruldum. Herkes için yaşamaktan yoruldum.” Kadın başını salladı. “Ben de öyleydim,” dedi. “Ama bir gün kendimi seçtim. O gün hayatım değişti.”
O an içimde bir kıvılcım yandı. Eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. “Nerede kaldın Zeynep? Çocuklar aç kaldı!” Mehmet ise koltuğa yayılmış, televizyon izliyordu. “Ne var Zeynep? Yine neye sinirlendin?”
İçimdeki öfke patladı: “Ben de insanım! Ben de yoruluyorum! Bir gün olsun bana ‘Nasılsın?’ diyen yok! Hepinizin yükünü ben mi taşıyacağım?”
Evde bir sessizlik oldu. Annem şaşkınlıkla bana bakıyordu. Mehmet ise ilk kez gözlerimin içine baktı. “Ne diyorsun Zeynep?”
“Artık kendim için de yaşayacağım,” dedim titreyen bir sesle. “Bugün sahilde otururken düşündüm; ya bu hayatı böyle sürdürüp tükenip gideceğim ya da kendime bir şans vereceğim.”
Mehmet başını öne eğdi. Annem ise ağlamaya başladı: “Biz sensiz ne yaparız kızım?”
O gece ilk defa odama çekildim ve kapıyı kilitledim. Pencereden denizi izledim. Dalgalar hâlâ kıyıya vuruyordu ama artık içimdeki fırtına biraz dinmişti.
Ertesi sabah kahvaltıyı hazırlamadım. Çocuklar mutfağa girip şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Mehmet ise sessizce çay koydu kendine. Annem ise kendi yumurtasını haşladı. O an anladım ki; ben olmadan da hayat devam ediyordu.
Bir hafta boyunca kimse benden bir şey beklemedi. Herkes kendi işini yapmaya başladı. Ben ise her sabah sahile gidip yürüyüş yaptım, kitap okudum, kendime vakit ayırdım.
Bir akşamüstü annem yanıma geldi: “Kızım, seni anlamamışız,” dedi gözleri dolu dolu. “Sen olmasan biz ne yapardık diye düşünüyordum ama asıl sen olmadan ben ne yapardım bilmiyormuşum.”
Mehmet ise birkaç gün sonra iş aramaya başladı. Çocuklar ise bana daha çok sarılmaya başladı.
Bir gün sahilde yürürken yanıma o yaşlı kadın tekrar geldi: “Kendini seçtin mi kızım?” dedi gülümseyerek.
“Evet,” dedim gözlerim dolarak, “ilk defa kendimi seçtim.”
Şimdi bazen düşünüyorum; yıllarca neden kendimi bu kadar unuttum? Neden hep başkalarının mutluluğu için yaşadım? Sizce insan kendini seçince bencil mi olur yoksa sonunda gerçekten özgürleşir mi?