Bir Boşanmanın Ardından: Kapanmayan Kapılar
“Ne zaman bitecek bu bekleme? Herkesin gözü üzerimdeymiş gibi hissediyorum. Sanki herkes, ‘Ayşe ne yapacak şimdi?’ diye fısıldaşıyor.”
Sağlık ocağının soğuk bankında otururken, ellerimi sıktım. Annem, “Kızım, bak kendine dikkat etmen lazım,” demişti telefonda. Ama ben annemin sesini bile duymak istemiyordum. Boşandıktan sonra, hayatımdaki tüm sesler birdenbire sustu. Ya da belki ben susturdum. Kimseyle görüşmedim, telefonları açmadım, komşuların kapısını çalmadım. Evdeki duvarlar bile bana yabancı geliyordu artık.
Bir yıl önce, Emre’yle boşandığımız gün, annem ve babam evime gelmişti. Babam, “Kızım, hayat bu… Her şey insanlar için,” demişti ama gözlerinde utanç vardı. Sanki ben bir suç işlemişim gibi. Annem ise ağlamıştı; “Sen daha gençsin, toparlarsın,” diye teselli etmeye çalışmıştı ama ben sadece başımı sallamıştım. O günden sonra, ailemin yanında bile kendimi yabancı hissetmeye başladım.
Boşanmak benim tercihim değildi. Emre gitti. Sessizce, hiçbir açıklama yapmadan. Bir sabah kahvaltı masasında, “Ayşe, ben artık mutlu değilim,” dedi ve gitti. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sonra günler geçti, haftalar… Herkes bana “Güçlü olmalısın,” dedi ama kimse bana nasıl güçlü olacağımı anlatmadı.
İşte şimdi burada, sağlık ocağında oturuyorum. Sıramı beklerken, yanımdaki yaşlı kadın bana bakıyor. Gözlerinde merak var. Belki de yüzümdeki yorgunluğu, gözlerimdeki boşluğu görüyor.
O sırada kapıdan biri girdi. Kalbim bir anlığına durdu sandım. O ses…
“Pelin Hanım’ın sırası mı geldi?”
Bu sesi tanıyordum. Lise yıllarından beri duymadığım ama asla unutmadığım bir ses… Murat’tı bu. Eski komşumuzun oğlu. Çocukken birlikte misket oynardık, sonra yollarımız ayrılmıştı. Yıllar sonra karşıma çıkması… Tesadüf müydü?
Başımı kaldırdım, göz göze geldik. Murat’ın gözlerinde şaşkınlık ve sevinç vardı.
“Ayşe? Sen misin?”
Bir an konuşamadım. Sonra dudaklarım titreyerek cevap verdim:
“Evet… Benim.”
Murat yanıma oturdu. “Yıllar oldu seni görmeyeli. Nasılsın?”
Ne diyebilirdim ki? ‘İyiyim’ desem yalan olurdu. ‘Kötüyüm’ desem acındırmak istemezdim kendimi.
“İdare ediyorum,” dedim kısık sesle.
Murat’ın gözleri doldu sanki. “Biliyorum, kolay değil… Ben de geçen yıl annemi kaybettim. Hayat bazen insanı öyle bir yere sürüklüyor ki…”
O an içimde bir şeyler yumuşadı. Yalnız olmadığımı hissettim ilk defa uzun zamandır.
Murat bana çocukluğumuzdan bahsetti; eski mahalleden, birlikte oynadığımız günlerden… Birlikte güldük, eski günleri andık. Sonra Murat bana döndü:
“Biliyor musun Ayşe? İnsan bazen en karanlık anında bile bir ışık bulabiliyor.”
O gün sağlık ocağından çıktığımda, ilk defa kendimi biraz daha hafif hissettim. Eve dönerken annemi aradım.
“Anne… Ben iyiyim,” dedim telefonda.
Annem ağladı yine ama bu sefer sevinçten.
Sonraki günlerde Murat’la sık sık buluşmaya başladık. Önce kahve içtik, sonra sahilde yürüdük. Murat bana hayatın devam ettiğini gösterdi. Ama ailem hâlâ baskı yapıyordu.
Bir akşam yemeğinde babam yine başladı:
“Kızım, insanlar konuşuyor… Boşanmış kadınsın diye peşine düşen çok olur. Dikkatli ol.”
Sinirlendim.
“Baba! Ben hata yapmadım ki! Neden hep ben suçluymuşum gibi davranıyorsunuz?”
Babam sustu, annem ise gözlerini kaçırdı.
O gece Murat’a her şeyi anlattım.
“Ailem beni anlamıyor Murat… Sanki boşanmak benim suçummuş gibi davranıyorlar.”
Murat elimi tuttu:
“Senin suçun yok Ayşe… Kimseye kendini ispatlamak zorunda değilsin.”
Ama toplumun baskısı kolay geçmiyordu. Mahalledeki kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu; “Ayşe yine yalnız çıkmış dışarıya…”, “Boşandı ya, şimdi özgür sanıyor kendini…”
Bir gün markette kasada sıra beklerken arkamdaki kadınlardan biri yüksek sesle konuştu:
“Benim kızım olsa eve kapatırım vallahi! Boşanmış kadın başına neler gelir kim bilir…”
O an gözlerim doldu ama kendimi tuttum. Eve döndüğümde Murat’a mesaj attım:
“Bazen pes etmek istiyorum…”
Murat hemen aradı:
“Ayşe, pes etme! Senin yaşadıklarını yaşayan binlerce kadın var bu ülkede. Sen yalnız değilsin.”
O gece düşündüm; gerçekten yalnız mıydım? Yoksa yalnız bırakılmak mı isteniyordum?
Bir sabah annem aradı:
“Kızım… Babanla konuştuk da… Belki de biraz fazla üstüne geldik. Ama biz senin iyiliğini istiyoruz.”
Ağladım telefonda.
“Anne… Ben sadece mutlu olmak istiyorum.”
Annem sessizce,
“Haklısın kızım,” dedi.
Günler geçtikçe Murat’la aramızda bir bağ oluştu ama ben hâlâ korkuyordum. Yeniden sevmek… Yeniden güvenmek… Kolay değildi.
Bir akşam Murat bana sordu:
“Ayşe… Geçmişi bırakıp yeni bir hayata başlamak ister misin?”
Cevap veremedim hemen. Çünkü geçmişin gölgesi hâlâ üzerimdeydi.
Ama sonra düşündüm: Hayat beklemiyor ki… Ben bekledikçe zaman geçiyor, gençliğim gidiyor.
Bir sabah aynaya baktım ve kendi kendime dedim:
“Artık korkmayacağım.”
O gün Murat’a evet dedim; yeni bir hayata başlamaya karar verdim.
Şimdi bazen geçmişi düşünüyorum; yaşadığım acıları, yalnızlığı… Ama biliyorum ki her son yeni bir başlangıçtır.
Peki siz olsaydınız; toplumun baskısına rağmen kalbinizi yeniden açabilir miydiniz? Yoksa yalnızlığı mı seçerdiniz?