Bir Tatilin Ardında Kalanlar: Kayınvalidemle Sınavım

“Yine mi geldiniz?” dedi kayınvalidem kapıyı açar açmaz, yüzünde o meşhur, ne gülümseyen ne de kızgın ifadesiyle. O an içimden geçenleri anlatmam zor; bir yandan içeri girmek istemiyor, bir yandan da eşim Serkan’ın elini sıkıca tutuyordum. Serkan ise annesinin bu haline alışkın, sanki hiçbir şey olmamış gibi “Anneciğim, özledik seni,” dedi. Ben ise içimden, ‘Acaba gerçekten özledik mi?’ diye sordum kendime.

Kayınvalidem, Hatice Hanım, Cuma gününden beri bizi beklediğini söylemişti telefonda. Ama şimdi, sanki bizim gelişimiz ona yük olmuş gibi davranıyordu. Cuma’dan beri evi temizlemiş, mutfağı parlatmış ama suratında bir memnuniyetsizlik gölgesi vardı. Biz ise İstanbul’dan Częstochowa’ya kadar arabayla gelmiş, yorgunluktan bitap düşmüştük. Daha ilk dakikadan üzerimize çöken o soğuk hava, tatilin nasıl geçeceğinin habercisiydi.

İçeri girer girmez, Hatice Hanım hemen mutfağa geçti. “Çay koyayım bari,” dedi. Ben de yardım etmek için peşinden gittim. “Sen otur kızım, yorgunsundur,” dedi ama sesi öyle bir tondaydı ki, sanki ‘Beni yalnız bırak’ demek istiyordu. O an mutfakta yalnız kalmak istemediğimi fark ettim. Salona döndüm, Serkan televizyonu açmış, haberleri izliyordu. Oğluyla annesi arasında yıllardır süren o görünmez duvarı yine hissettim.

Akşam yemeğinde sofrada üç kişiydik ama sanki aramızda görünmez misafirler vardı: Geçmişten gelen kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ve söylenmemiş sözler. Hatice Hanım sürekli Serkan’a çocukluk anılarını anlatıyor, bana ise sadece “Tuz uzatır mısın?” gibi kısa cümlelerle hitap ediyordu. Bir ara dayanamadım: “Hatice Teyze, isterseniz yarın birlikte pazara gidelim,” dedim. Gözlerinde bir anlık şaşkınlık belirdi. “Bilmem ki… Sen bilirsin,” dedi soğukça.

Gece olduğunda yatak odasında Serkan’a dert yandım: “Beni istemiyor gibi davranıyor. Ne yapsam yaranamıyorum.” Serkan ise her zamanki gibi arada kalmıştı: “Annemin huyu böyle, aslında seni seviyor ama gösteremiyor.” O an düşündüm; acaba gerçekten sevgi mi bu yoksa alışkanlık mı? Ya da belki de kaybetme korkusu? Bilmiyorum.

Ertesi sabah kahvaltıda yine aynı sessizlik. Bir ara Hatice Hanım göz ucuyla bana baktı: “Senin annen nasıl? Görüşüyor musunuz sık sık?” Sanki bana ‘Senin annen daha mı iyi?’ demek ister gibiydi. “Annem iyi, bazen telefonlaşıyoruz,” dedim kısaca. O an gözlerinde bir hüzün gördüm; belki de yalnızlıktan şikayetçiydi ama bunu itiraf edemiyordu.

O gün pazara birlikte gittik. Yolda sessizce yürüdük. Bir ara Hatice Hanım durdu ve bana döndü: “Serkan küçükken çok hastalanırdı. O zamanlar kimsem yoktu yanımda. Şimdi de yok.” Sesi titriyordu. O an ona sarılmak istedim ama aramızda yılların mesafesi vardı. Sadece “Artık biz varız,” diyebildim kısık bir sesle.

Pazardan dönerken yağmur başladı. Eve vardığımızda ikimiz de sırılsıklam olmuştuk ama ilk defa birlikte gülmüştük. O an kısa bir yakınlık hissettim; belki de bu tatil ikimiz için de bir sınavdı.

Akşam yemeğinde Hatice Hanım biraz daha yumuşamıştı. Bana tarifler anlatmaya başladı; “Bak kızım, bu böreği annemden öğrenmiştim…” İlk defa bana kendi annesinden bahsettiğini duydum. O an gözlerinde geçmişin izlerini gördüm; belki de bana kızgınlığı kendineydi.

Tatilin son günü geldiğinde valizimi toplarken içimde garip bir burukluk vardı. Hatice Hanım kapıda durdu; “Yine gelirsiniz değil mi?” dedi ama sesi öyle bir tondaydı ki, sanki hem gitmemizi istiyor hem de kalmamızı diliyordu. Serkan arabayı çalıştırırken ben son kez ona baktım; gözlerinde yaşlar vardı ama hemen silip yüzünü sertleştirdi.

Yolda Serkan’a döndüm: “Sence bizi gerçekten özlüyor mu yoksa sadece yalnızlıktan mı çağırıyor?” Serkan cevap veremedi.

Şimdi düşünüyorum da; aile olmak bazen aynı sofrada oturmak değil, birbirinin yaralarını görebilmekmiş. Peki ya sizce? Kayınvalide-gelin ilişkisi neden bu kadar karmaşık? Hiç kendinizi böyle bir sınavda buldunuz mu?