Bir Anneye Tatil Yok: Sessiz Çığlıklarımın Arasında
“Anne, bu sene de biz kendi aramızda gidelim, olur mu? Sen de biraz dinlen evde.”
Oğlum Baran’ın bu cümlesiyle içimde bir şeyler kırıldı. O an mutfakta, ellerim ıslak, bulaşıkların arasında kalakaldım. Sanki birdenbire evin duvarları üstüme yıkıldı. Yıllardır hayalini kurduğum o aile tatili, yine bana nasip olmadı. Bir an göz göze geldik Baran’la; bakışlarında suçluluk aradım ama sadece aceleyle kaçırdığı gözlerini gördüm. Kızım Elif ise telefonuna gömülmüş, sanki ben orada hiç yokmuşum gibi davranıyordu.
İçimden geçenleri söylemek istedim: “Ben de insanım, ben de sizinle olmak istiyorum.” Ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Yutkundum, gülümsedim, “Tabii yavrum, siz eğlenin,” dedim. O an içimde kopan fırtınayı kimse duymadı.
Eşim Halil ise her zamanki gibi sessizdi. Akşam yemeğinde konu açıldığında, “Çocuklar genç, bırak gezsinler,” dedi. Sanki ben yaşlı bir kadınmışım gibi… Oysa daha elli yaşındayım. Hayatım boyunca çocuklarım için çalıştım, didindim. Onlar hasta olduğunda başlarında sabahladım, okula giderken kahvaltılarını hazırladım, sınavlarına birlikte çalıştık. Şimdi ise bana düşen sadece evde beklemek mi?
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken geçmiş yılları düşündüm. Annem de böyle yalnız kalmıştı. Babam vefat ettikten sonra biz kardeşler bir araya gelip ona tatil sözü vermiştik ama hiçbir zaman gerçekleştirememiştik. Şimdi tarih tekerrür ediyor muydu? Ben de çocuklarımın gözünde yük müydüm artık?
Sabah kahvaltısında Elif’in heyecanla anlattığı planları dinledim. “Bodrum’a gideceğiz anne! Baran’ın arkadaşları da geliyor. Orada tekne turu yapacağız, gece eğlenceleri varmış…”
Bir an sustu, bana baktı. “Sen sıkılırsın anne, gençlerin arasında ne işin var?” dedi hafifçe gülerek. O an içimdeki acı öfkeye dönüştü.
“Ben de gençtim Elif! Ben de eğlenmek isterim! Sizinle bir anı biriktirmek istiyorum!” diye bağırmak istedim ama yine sustum. Sadece çayımı karıştırdım.
O gün komşum Ayşe Hanım’a uğradım. O da benim gibi yalnız bir anneydi. “Çocuklar yine tatile gidiyor, beni istemiyorlar,” dedim gözlerim dolarak.
Ayşe Hanım derin bir iç çekti: “Bizim nesil hep böyle oldu Gülseren. Anneler hep evde bekleyen oldu. Ama içimizdeki özlemi kimse anlamıyor.”
Eve döndüğümde çocuklar bavullarını hazırlıyordu. Baran bana döndü: “Anne, sana bir şey lazım mı? Dönüşte sana İzmir’den zeytin alırım.”
Bir zeytin tanesi kadar değerim yok muydu onların gözünde? O an dayanamadım:
“Baran, Elif… Ben de sizinle gelmek istiyorum. Birlikte denize girmek, birlikte kahvaltı yapmak istiyorum. Sadece bir hafta… Çok mu?”
Baran başını öne eğdi, Elif ise yüzünü buruşturdu: “Anne, sen bizim tempomuza ayak uyduramazsın ki… Hem Halil Baba da gelmiyor.”
Halil ise gazeteden başını kaldırmadan konuştu: “Gülseren, çocukların keyfini kaçırma şimdi.”
O an içimdeki tüm umutlar söndü. Bavullar kapandı, arabaya yerleştiler ve ben kapının önünde el salladım. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece içimde kocaman bir boşluk kaldı.
O hafta boyunca evde tek başıma oturdum. Televizyonu açtım ama hiçbir şey izleyemedim. Eski fotoğraflara baktım; Baran’ın doğum günü pastası, Elif’in mezuniyet töreni… Hep birlikteydik o zamanlar. Şimdi ise herkes kendi yolunda.
Bir akşam Baran aradı: “Anne iyi misin?”
“İyiyim oğlum,” dedim yalan söyleyerek.
Ama iyi değildim. İçimde kocaman bir yalnızlık vardı.
Bir gün cesaretimi topladım ve aile grubuna mesaj attım:
“Bir dahaki sefere ben de gelmek istiyorum. Sizinle olmak benim de hakkım.”
Uzun süre cevap gelmedi. Sonra Elif yazdı:
“Anne, tamam bakarız.”
Bakarız… Bu kelimeyi ne çok duydum hayatımda! Hep ertelenen hayallerin kelimesi…
O gece kendime söz verdim: Artık kendi hayatımı yaşayacağım. Ertesi gün Ayşe Hanım’ı aradım: “Ayşe, hadi biz de tatile gidelim!” dedim.
İlk defa kendi için bir şey yapan bir kadın olarak heyecanlandım. Ayşe ile birlikte küçük bir pansiyona gittik. Deniz kenarında oturup sohbet ettik, kahkahalar attık. O an anladım ki; bazen insan kendi ailesinden bile uzaklaşabiliyor ama kendine yeni bir aile kurabiliyor.
Çocuklar döndüğünde evde yoktum. Baran aradı: “Anne neredesin?”
“Ben de tatile çıktım oğlum,” dedim gururla.
Telefonun ucunda kısa bir sessizlik oldu. Sonra Baran’ın sesi titredi: “Anne… Biz seni unuttuk galiba.”
Gülümsedim: “Bazen insan en çok sevdiklerini unutabiliyor Baran.”
Şimdi düşünüyorum da; acaba anneler neden hep ikinci planda kalıyor? Bir annenin hayalleri hiç mi önemli değil? Sizce anneler ne zaman gerçekten görülmeye başlanacak?