Bir Annenin Sessiz Çığlığı: Geçmişin Gölgesinde Bir Evlilik
“Bir çocuk daha mı? Gerçekten mi, Emre?” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. O an, ellerim titrerken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Emre ise bana öylece bakıyordu; gözlerinde anlamadığım bir öfke ve hayal kırıklığı vardı. “Elif, herkesin ikinci çocuğu oluyor. Biz neden yapamıyoruz? Seninle bir aile olmak istiyorum, eksik hissediyorum,” dedi sessizce.
O an içimdeki fırtına koptu. Üç yıl önce, doğum iznine ayrıldığımda, hayalini kurduğum huzurlu aile tablosu paramparça olmuştu. O küçük kasabada, Sakarya Nehri’nin kenarında, herkesin birbirini tanıdığı yerde, ben yalnızlığın en koyusunu yaşamıştım. Herkes bana “Ne güzel, Elif’in de bebeği oldu,” derken, ben geceleri uykusuzluktan ağlıyor, gündüzleri ise anneliğin ağırlığı altında eziliyordum.
Emre o zamanlar işten geç gelirdi. Annem ise “Her kadın yaşar bunları, büyütüyorsun,” derdi. Ama kimse benim içimdeki karanlığı görmüyordu. Bebeğim Zeynep’in ağlamalarıyla sabaha kadar oturur, bazen de sessizce onun başucunda ağlardım. Bir gün Emre’ye “Dayanamıyorum,” dediğimde, bana sadece omuz silkti: “Sen annesin Elif, güçlü olman lazım.”
O üç yıl boyunca evimiz savaş alanına döndü. Emre ile sürekli tartışıyor, birbirimize yabancılaşıyorduk. O bana anlayış göstermedikçe ben daha çok içine kapanıyor, Zeynep’in her ağlamasında suçluluk duyuyordum. Bir keresinde Emre kapıyı çarpıp çıkmıştı: “Böyle devam edersek boşanacağız!” demişti. O gece sabaha kadar ağladım. Annem aradı, “Kızım, evlilik kolay mı sanıyorsun?” dedi. Ama kimse anlamıyordu; ben anneliğin ağırlığı altında eziliyordum.
Zamanla Zeynep büyüdü, ben de biraz toparlandım. İşe geri döndüm, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya başladım. Evliliğimizdeki yaralar kabuk bağladı ama izleri kaldı. Şimdi Emre yeniden ikinci çocuk istiyor. “Zeynep’in kardeşi olmalı,” diyor. Ama ben o karanlık günlere dönmekten korkuyorum.
Bir akşam Emre’yle otururken konu yine açıldı. “Elif, bak herkes ikinci çocuğu yapıyor. Sen de istiyorsun biliyorum aslında,” dedi. Gözlerim doldu: “Sen o günleri hatırlamıyor musun? Ben neredeyse kendimi kaybediyordum! Yalnızdım, çaresizdim!”
Emre başını öne eğdi: “Belki de ben de yalnızdım Elif. Sen bana hiç anlatmadın ne hissettiğini.”
O an sustum. Belki de haklıydı; ben de duvar örmüştüm aramıza. Ama kimse bana yardım etmemişti ki! Annem hep susmamı öğütledi, komşular ise “Elif çok nazlı” dedi arkamdan.
Bir gece rüyamda yine o günlere döndüm; Zeynep ağlıyor, ben ise çaresizce ona bakıyordum. Uyandığımda nefesim kesilmişti. Sabah Emre’ye sarıldım: “Ben korkuyorum,” dedim sadece.
O gün ilk defa birlikte konuştuk; korkularımı anlattım, yalnızlığımı paylaştım. Emre de kendi çaresizliğini anlattı. Birbirimize sarıldık ama içimdeki korku hâlâ dinmedi.
Kasabada herkes hâlâ “İkinci çocuk ne zaman?” diye soruyor. Annem bile baskı yapıyor: “Kızım yaş geçiyor.” Ama ben biliyorum ki tekrar aynı karanlığa düşersem bu sefer geri dönemem.
Bir gün Zeynep bana sarıldı: “Anneciğim, kardeşim olacak mı?” dedi masumca. Gözlerim doldu; ona ne cevap vereceğimi bilemedim.
Şimdi her gece yatağa yattığımda kendi kendime soruyorum: Bir kadının annelikle sınanması adil mi? Yalnız kaldığında neden kimse elini tutmuyor? Siz hiç bu kadar çaresiz hissettiniz mi? Lütfen bana anlatın; belki birlikte iyileşiriz.