Kırık Hayallerin Gölgesinde: Bir Anadolu Kadınının Sessiz Çığlığı
“Senin yerinde olsam bir dakika bile düşünmezdim, Zeynep!” Annemin sesi mutfakta yankılanıyordu. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan çıkan ses annemin öfkesine karıştı. “Bu yaşa geldin, hâlâ hayal peşindesin. Üniversiteymiş, şehir dışıymış… Bak, Mahmut seni istiyor. Adam gibi adam. Babası esnaf, kendisi çalışkan.”
O an içimde bir şeyler koptu. Annemin gözlerinde kendi yansımamı göremiyordum artık. Sanki ben değil de, onun yarım kalmış hayallerinin taşıyıcısıydım. Babam ise her zamanki gibi sessizdi; sadece gözlerini kaçırıyordu. O akşam sofrada kimse konuşmadı. Sadece çatal bıçak sesleri ve annemin arada bir iç çekişi…
Odamda, eski defterimi açtım. Lisede yazdığım şiirler, üniversite hayalleri… Ankara’da okumak, gazeteci olmak istiyordum. Ama şimdi önümde Mahmut’un ailesinin getirdiği baklavalar, annemin gözyaşları ve babamın suskunluğu vardı.
Ertesi gün Mahmut’la buluşmaya zorlandım. Annem saçlarımı ördü, bana en güzel elbisemi giydirdi. “Bak kızım,” dedi, “bu fırsat bir daha gelmez.” Mahmut iyi biriydi belki ama ben onunla aynı dünyadan değildim. O bana köyde kalmamı, annesine yardım etmemi, çocuk yapmamı istiyordu. Ben ise kitapların arasında kaybolmak, şehirde nefes almak istiyordum.
Mahmut’la nişanlandık. Herkes çok mutluydu; sadece ben hariç. Düğün günü yaklaştıkça içimdeki sıkıntı büyüdü. Arkadaşlarım üniversiteye kayıt yaptırırken ben gelinlik provasındaydım. Annem gözlerimin içine bakıp “Senin için en iyisi bu,” dediğinde içimden bağırmak istedim: “Benim için en iyisini ben bilirim!” Ama sustum.
Düğün gecesi annem yanıma geldi. “Bak kızım,” dedi, “ben de zamanında çok şey istedim ama hayat böyle işte. Sen de alışacaksın.” O an anneme sarıldım ama içimdeki boşluk daha da büyüdü.
Evliliğimizin ilk aylarında Mahmut’un ailesiyle aynı evde yaşadık. Kayınvalidem her şeye karışıyordu: “Zeynep, çayı böyle demlemezler; Zeynep, çocuk ne zaman?” Mahmut ise işten yorgun gelince televizyonun karşısına geçiyor, benimle konuşmuyordu bile.
Bir gün eski arkadaşım Elif aradı. “Zeynep, Ankara’da seni çok aradık. Hâlâ yazıyor musun?” dedi. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Yazmıyorum,” dedim kısık sesle. “Burada hayat başka…”
Geceleri gizlice defterime yazmaya başladım tekrar. Duygularımı, sıkışmışlığımı, anneme olan kırgınlığımı… Bir gece Mahmut defterimi buldu. “Bunlar ne?” diye sordu öfkeyle. “Hayal mi kuruyorsun hâlâ? Senin yerin burası!”
O gece ilk kez Mahmut’a karşı çıktım: “Benim de hayallerim var!” dedim. Ama o sadece güldü: “Kadının hayali mi olurmuş?”
Aylar geçti, ben gittikçe içine kapandım. Annem torun istiyordu, kayınvalidem laf sokuyordu. Bir gün pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Ben kimim? Ne istiyorum?”
Bir sabah babam gizlice yanıma geldi. Elime bir zarf verdi: “Bunu sakla,” dedi. Zarfın içinde üniversite sınavı başvuru formu vardı. Gözlerim doldu: “Baba…” dedim, ama o sadece başını okşadı.
O günden sonra gizlice sınava hazırlandım. Herkes uyurken kitap okudum, test çözdüm. Sınav günü geldiğinde Mahmut’a hasta olduğumu söyledim ve otobüse binip sınava gittim.
Sınavdan çıktığımda içimde yıllardır hissetmediğim bir umut vardı. Sonuçlar açıklandığında Ankara Üniversitesi’ni kazandığımı öğrendim. O an ağladım; mutluluktan mı, korkudan mı bilmiyorum.
Annem öğrendiğinde önce çok kızdı: “Bizi rezil ettin!” dedi. Mahmut ise boşanmak istediğini söyledi. Kayınvalidem evi başıma yıktı: “Sen kadın mısın? Koca evini bırakıp nereye gidiyorsun?”
Ama babam yanımdaydı: “Kızım,” dedi, “hayat senin hayatın.”
Şimdi Ankara’dayım. Küçük bir öğrenci evinde yaşıyorum, gazetecilik okuyorum. Bazen geceleri yalnız kalınca eski hayatımı düşünüyorum; annemi, babamı, Mahmut’u… Hâlâ içimde bir sızı var ama artık kendi yolumu çiziyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını seçmesi neden bu kadar zor? Hayallerimizden vazgeçmek zorunda mıyız? Siz olsaydınız ne yapardınız?