Ev Susunca: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Yeter artık anne! Susmakla hiçbir şey çözülmüyor!” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Annem, elleriyle çay bardağını sımsıkı kavramış, gözlerini yere dikmişti. O an, evimizin duvarları bir sır gibi üzerime çöktü. Babamın gidişinin üzerinden tam beş yıl geçmişti ama o gece hâlâ içimde taze bir yara gibi kanıyordu.
O geceyi asla unutamam. Saat gece yarısını geçmişti. Babam, kapının önünde ayakkabılarını giyerken annem sessizce ağlıyordu. Ben ise odama saklanmış, yorganın altına gizlenmiş, her şeyin bir rüya olmasını diliyordum. Ama gerçekler rüya gibi geçip gitmiyor. Babam kapıyı çekip gittiğinde, evimizde bir sessizlik başladı. O sessizlik, zamanla içimize işledi, bizi birbirimizden uzaklaştırdı.
Annemle aramızda konuşulmamış bir anlaşma vardı: Babamdan bahsetmeyecektik. Komşulara, akrabalara “İş için şehir dışında” dedik. Herkes biliyordu yalan söylediğimizi ama kimse yüzümüze vurmuyordu. Herkesin kendi derdi vardı zaten. Ben ise her gece babamın geri dönmesini hayal ettim. Ama döndüğünde ne olacağını hiç düşünmemiştim.
Bir sabah, kapı çaldı. Annem kapıyı açtığında babam karşımızdaydı. Saçları beyazlamış, gözleri çökmüş, elleri titriyordu. Annem donup kaldı, ben ise ne yapacağımı bilemedim. İçimdeki öfke ve özlem birbirine karıştı. Babam eşiğe oturdu, başını eğdi: “Kızım, affet beni.”
O an içimde yıllardır biriktirdiğim her şey patladı. “Neden gittin baba? Bizi neden bırakıp gittin? Annemi neden ağlattın?” diye haykırdım. Babam cevap veremedi. Sadece sustu. O suskunluk, yıllarca evimizde yankılanan sessizliğin aynısıydı.
Babamın dönüşüyle evdeki dengeler tamamen bozuldu. Annem ona mesafeli davrandı, ben ise öfkemle baş başa kaldım. Okulda arkadaşlarım babamın geri döndüğünü duyunca bana acıyarak bakmaya başladılar. Sanki herkes bizim ailemizin hikayesini biliyordu da ben bilmiyordum.
Bir gece annemle mutfakta otururken ona sordum: “Anne, neden hep sustun? Neden hiç konuşmadın?” Annem gözlerini kaçırdı: “Kızım, bazen susmak en iyisidir. Konuşunca daha çok acıyor insan.”
Ama ben susmak istemiyordum artık. Babama gidip her şeyi sordum: “Baba, neden gittin? Başka bir ailen mi vardı? Bizi hiç mi düşünmedin?” Babam gözlerimin içine bakamadı. “Kendimden kaçtım kızım,” dedi kısık bir sesle. “Hayatın ağırlığına dayanamadım.”
O an anladım ki, babam sadece bizi değil, kendini de terk etmişti. Annem ise yıllarca bu yükü tek başına taşımıştı. Ben ise ikisinin arasında sıkışıp kalmıştım.
Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki bakkal Mehmet Amca önüme çıktı: “Kızım, ailende ne olursa olsun, insan konuşmadan iyileşemez,” dedi. O sözler beynimde çınladı.
O akşam ailece sofraya oturduk. İlk defa herkes birbirinin yüzüne baktı. Annem sessizce ağladı, babam ellerini ovuşturdu, ben ise içimdeki düğümü çözmeye çalıştım.
“Baba,” dedim titrek bir sesle, “Bizi bırakıp gittiğinde kendimi değersiz hissettim. Annemi koruyamadım diye utandım.”
Babam gözyaşlarını saklamaya çalıştı: “Kızım, affetmek zor biliyorum ama ben de affedilmeye muhtacım.”
Annem elimi tuttu: “Biz bu sessizlikle birbirimizi kaybettik,” dedi.
O gece ilk defa ailecek konuştuk; acılarımızı, korkularımızı ve umutlarımızı paylaştık. Sessizlik yerini sözcüklere bıraktı ama yaralar hemen kapanmadı.
Babam yeniden bizimle yaşamaya başladı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Mahallede dedikodular arttı; bazıları annemi suçladı, bazıları babama hak verdi. Ben ise her gün aynaya bakıp kendime şunu sordum: “Gerçekten affedebilecek miyim?”
Bir gün annemle pazara giderken komşu Ayşe Teyze yanımıza yaklaştı: “Kızım, annen çok güçlü kadın,” dedi. Annem başını eğdi ama ben gururla baktım ona.
Evimizdeki sessizlik yavaş yavaş çözülürken, içimde yeni bir umut filizlendi. Belki de konuşmak, acıyı paylaşmak kadar iyileştiriciydi.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç evinizdeki sessizliği kırmaya cesaret ettiniz mi? Affetmek mi daha zor yoksa susmak mı?